İsrail'in Filistin'e yönelik soykırıma varan saldırıları bugünlerde hepimizi derinden yaralıyor. Dünya liderlerinin sessizliği, Filistinli kardeşlerimizin çaresizliği ve her geçen gün ağırlaşan yaşam koşulları ile herkesin gözü önünde bir insanlık suçu işleniyor.
Bombaların altındaki insanlardan daha çaresiz hissediyor insan kendini. Hepimizin aklı ve kalbi Kudüs'te, Gazze'de... Filistin'e ve Kudüs'e dair konuşulanlar ve yazılanlar içimizi serinletmiyor. Ancak yine de "Dost Seçme Sanatı" isimli kitabımda da yer verdiğim bir "Filistin/Mescidi-i Aksa Dostu"nun hikâyesini, bir vefa abidesi insanın hikâyesini sizlerle paylaşmak istedim.
***
Türk kamuoyu Mescid-i Aksa'daki son Osmanlı askeri Onbaşı Hasan'ın ismini ilk olarak gazeteci İlhan Bardakçı'dan duydu.
1972 yılında Kudüs'e yaptığı bir ziyaret esnasında Mescid-i Aksa'da rastlar Bardakçı, bu vefakâr Osmanlı askerine. Bardakçı, bu ilk karşılaşma anını şöyle anlatıyor:
"Mescid-i Aksa'da avlunun kenarında biri dikkatimi çekti. Doksan yaşlarında bir adam... Üzerinde kendinden daha yaşlı bir asker üniforması; her yanı yama içinde, hatta bazı yamaların bile tekrar yamanmış olduğu bir elbise...
Asırlık ağaçların gövdesindeki halkalar misali yamaları yaşını göstermeye çalışıyordu sanki. Orada ayakta bekliyordu, sırtına zorla yapıştırılmış gibi duran hafif kamburu da olmasa dimdik duracaktı. İki metreye yakın boyu ile yaşlıydı ama bir o kadar da vakur. Şaşırmıştım. 'Acaba bu adam bu sıcakta güneş altında neden dikilip duruyor.' dedim içimden. Bizi gezdiren rehbere sordum. 'Ben kendimi bildim bileli her gün buraya gelir. Akşama kadar bekler. Ne kimseyi dinler ne de kimseyle konuşur." dedi."
Bunun üzerine Onbaşı Hasan'ın yanına yaklaşıp hikâyesini öğrendiğinde, İlhan Bardakçı gözyaşlarına boğulur.
Onbaşı Hasan, Bardakçı'ya hikâyesini şöyle anlatır:
"Ben, Osmanlı Ordusu, Yirminci Kolordu, Otuz Altıncı Tabur, Sekizinci Bölük, On Birinci Ağır Makineli Tüfek Takımı Komutanı Onbaşı Hasan'ım. Ben Iğdırlı Onbaşı Hasan'ım. Bizim bölük Cihan Harbi'nde Kanal Cephesi'nden İngiliz'e saldırdı. Cânım ordu Kanal'da yenildi. Artık geri çekilmek elzem idi. Ecdat yadigârı topraklar bir bir elden gidiyordu.
İngiliz, sonra Kudüs'e dayandı, şehri işgal etti. Biz de Kudüs'te artçı bölük olarak bırakıldık. Bizim artçı bölük elli üç neferdi. Mütarekeden (Mondros Ateşkesi) sonra ordunun terhis edildiği haberi geldi. Başımızda kolağamız (yüzbaşı) vardı. 'Aslanlarım, devletimiz müşkül vaziyettedir. Şanlı ordumuzu terhis ediyorlar, beni İstanbul'a çağırıyorlar. Gitmem gerek, gitmezsem mütareke emrini çiğnemiş, emre itaatsizlik etmiş olurum. İçinizden isteyen memleketine avdet edebilir ama beni dinlerseniz sizden tek isteğim var: Kudüs bize Sultan Selim Han Hazretleri'nin yadigârıdır. Siz burada nöbeti sürdürün. Sonra halk, 'Osmanlı da gitti, bundan sonra bizim halimiz nice olur!' demesin. Fahri Kâinat Efendimiz'in ilk kıblesini Osmanlı da terk ederse gâvura bayramdır. Siz, İslam'ın şerefini, Osmanlı'nın şanını ayaklar altına aldırmayın.' dedi.
Bölüğümüz Kudüs'te kaldı. Sonra upuzun yıllar bir anda bitiverdi. Bölükteki kardeşler teker teker Cenab-ı Hakk'ın rahmetine kavuştu. Düşman değil de yıllar biçti geçti bizi. Bir ben kaldım buralarda. Bir ben, koca Kudüs'te bir Onbaşı Hasan..."
İlhan Bardakçı, Onbaşı Hasan'ın vefat haberini nasıl aldığını ise şöyle aktarıyor:
"1982'de bir gün ajansa geldiğimde bir telgrafım olduğunu söylediler. Kudüs'teki rehberden gelen bir tek cümle yazılıydı: 'Mescid-i Aksa'yı bekleyen son Osmanlı askeri bugün öldü.'"
Osmanlı ordusu Kudüs'ten çekilirken yaşanabilecek yağmaların önüne geçmek üzere Kudüs'te bırakılan elli üç Osmanlı askerinden biri olan Iğdırlı Onbaşı Hasan'ın hikâyesi Kudüs'te kulaktan kulağa yayılırken, Onbaşı Hasan'ın ülkesi bu hikâyeyi ancak 55 yıl sonra öğrenebilmişti.
Onbaşı Hasan, 1917 yılından vefat ettiği 1982 yılına kadar vefa nöbetine devam etmiş. Biz de bir vefa abidesi olan Onbaşı Hasan'a vefa olarak, ancak 2017'de Gazze'de inşa edilen bir camiye onun adını verebilmişiz.
***
Vefa buydu işte...
Kutsalına sahip çıkmanın güzel bir örneği Iğdırlı Onbaşı Hasan ve arkadaşları. Onlar ailesinden, memleketinden hatta canından vazgeçip emaneti beklemiş bir ömür boyu. Biz ise çoğu zaman hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edebiliyoruz. Ne yaşam konforumuzdan ne alışveriş alışkanlıklarımızdan vazgeçebiliyoruz. Ve sadece seyrediyoruz.
08.11.2023