Kör gözle baktığımız olaylar…

Abone Ol

İnsanoğlu, mevcut aklı ile izah edemediği olayları ya kör gözle bakıyorlar, ya da mucize deyip geçiyor.

Evrende yalnız miyiz, yoksa bizim dışımızda bizden daha ileriye gitmiş uygarlıklar var mı?

Hatta bazı insanlara, Dünya dışı güçler yardım ediyor mu?

Buna benzer birçok soru var, ama aklımızla izah edemediğimiz için, genelde olaya kör gözle bakmayı tercih ediyoruz.

Örneklere gelirsek;

Büyük İskender, Makedonya'dan çıkıp Hindistan'a kadar gitmiş idi.

Büyük İskender önce Anadolu'yu, sonra Pers ordusunu yenerek Hindistan'a ulaşmış idi.

Hindistan içlerinde savaşarak ilerler iken, havadan gelen bazı güçler ile karşılaştı…

Havadan gelen bazı güçler Büyük İskender'in daha fazla ilerlemesine engel oldular.

Büyük İskender de geri dönmek zorunda kaldı.

Tarihçiler, bu olayın üzerinde pek düşmediler, hatta yok kabul ettiler.

(Yıllar sonra Emir Timur Hindistan'ı ele geçirir iken bu sefer gökteki güçler hiç bir tepki vermemesi de çok ilginçtir)

Yine bazı tarihi kayıtlarda aynı olayın Haçlı seferleri sırasında Anadolu ve Kudüs'te de yaşandı.

Havadan gelen bir güç Haçlı ordularını Anadolu ve Kudüs civarında durdurmuş, olduğu da kayıtlara geçmiş idi.

Hatta 1915 Çanakkale savaşında, vatanlarını savunan Türkleri, İngiliz, Fransız ve İtalyanlara karşı. gökyüzündeki bazı güçlerin koruduğunu, saldıranlar tarafından iddia edildi.

Bu olaylara kör gözle bakıldı, inanılmadı ve tarihe de geçirilmedi.

Milyarlarca insanların inandığı üç Semavi din, tüm vahilerin uzaydan (Yukarıdan) geldiğini iddia eder ve inanır.

Hatta Rönesans döneminde 15. YY.’da yapılan bazı resimler de gökyüzünde ışıklar saçan bir dairenin olduğunu da görüyoruz.

Tüm bu göstergeler, Evren'de yalnız olmadığımızı gösteriyor.

Ama bazı güç odakları bu gerçekleri gölgede bırakıyor ve algı yöntemi ile bizim kör gözle bakmamızı sağlıyorlar.

1776 yılında kurulan ABD'nin kurucu babaları, başkent Washington’u planlar ve inşa ederken bazı ilginç yapılar da yaptılar.

Mesela, 1884 yılında açılan ve 167 m yüksekliğinde olan bir dikili taş da inşa ettiler.

Antik Mısır’daki dikili taşlar gibi.

Washington’daki dikili taş yekpaze bir taş değildir.

Dikili taşın diş cephesi taşlar ile örülmüştür.

Bu dikili taşın üzerine uzun bir piramit yerleştirdiler..

Bu piramidin üstünde de "LAUS DEO" yazılıyor.

Washington şehri üzerine her gün güneş bu piramidin üstüne doğuyor ve Laus Deo kelimesini aydınlatıyor...

Latince bu kelimenin Türkçe anlamı "Tanrıya Şükür" idi.

Bizim "Allaha bin şükür" dememiz gibi bir kelime idi Laus Deo..

Bunları neden yazıyorum.

Evrende yalnız değiliz.

Birbirimiz ile kavga ederek ve “İlla benim dediğim olacak" inatlaşması ile mavi gezegenimizi yok etmemize engel olacak güçler ile karşı karşıyayız.

Nükleer silahları birbirimizi yok etmek için kullanmaya kalkar isek, mavi gezegenimizin sonu gelir.

Uzayda bir gelin gibi süzülen dünyamız belki evrenin cenneti.

Dünya dışı güçler, nükleer silah yapanlara ve nükleer silah kullanma aptallığı yapacaklara arka çıkmayacaklardır.

Bunun örneğini tarihte görüyoruz.

Nükleer bomba denemeleri yapanlara bile. "Sen ne yapıyorsun?" diye tepki koyabilirler.

Nükleer silahların savaşta veya barışta kullanılması, dünyamızın geleceği bakımından fark etmiyor.

Dünya'daki bazı kalıntı ve göstergeler, daha önce nükleer bir felaketin yaşandığını gösteriyor.

Dünya dışı güçler, bu defa nükleer bir afet yaşamamıza izin vermeyeceğine inanıyorum.

Dünya dışı güçlerin olmadığına inananlar, denizden bir bardak su alarak, "Bak içinde balık var mı?" diyerek denizlerde balık olmadığını iddia eden insanlara benziyor.

Evren trilyonlarca galaksiden oluşuyor.

Evreni yalnız güneş sisteminden ibaret sanmak, akil dışı bir davranıştır.

Dünya dışı güçler "İnsanoğlundan neler bekliyor?" noktasına ne zaman geleceğiz, bakalım?

Hayat, "Doğ, büyü, yaşa ve öl" parantezine alınacak kadar basit bir serüven değil.

Bizi, çok büyük sorumluluklar bekliyor.

Dünyamızı karıştıran, kendilerinden başkalarını, insan yerine koymayan Siyonistlere daha fazla dikkat etme zamanıdır…