Karbuselik Sözler

Abone Ol

"Müziğin koynundan çıkmakistemiyorum. Acaba ne dinlesem derken Fatih Baha Aydın'dan nihavend tanburtaksimi dinliyorum. Sözler kelâmın sırrına eriyor. Cümle kapısından geçiyorcümleler. Bilgisayar ekranında ortada kırmızı kadife kaplı bir sandalye veüzerinde yüzü teslimiyet içerisinde yukarıya bakan bir tanbur ve buna eşlikeden duvara sıralanmış eşiz güzellikte tablolar."

Zamana, mekânasığamıyorum. Gönlüm aylarca tutsaklıktan daralmış. Okudukça yazdıkçanefesleniyorum. Yetmiyor, nefes almam lâzım. Benliğimden geçtim, dostlarıma,sevdiklerime hatta herhangi bir nefese sebep olurum diye ırağım, yalnızım.Akşam karanlığı iyice çöküyor. Ezan okunalı epey oldu. Issızlığa sığınıyorum.Işıkları açmıyorum. Sadece caddeden gelen ışık odaya yansısın yeter,diyorum.

Yaş aldıkça çocukluğumun,gençliğimin zamanlarına hasretliğim artıyor. Gaz lambası altında geçirdiğimizgeceleri özlüyorum. Lambanın titrek ışığındaki hayatı özlüyorum. Bu ışıklarınnuru yok, sanki kral çıplak. Kimse konuşmuyor. Bu ışığın altında sohbet yok.Oysa gaz lambasından yansıyan ışığın bir gölgesi olurdu. Hele kokusu. Kokularve gölgeler altında yapılan sohbetlerin bile bir şahsiyeti vardı. Şimdi gölgesiolmayan silik sözlerin bombardımanındayız.

Yaş aldıkça söze degem vurulmuyor dostlar!. Hele söz geçmişten dem alacaksa bütün düğümlerçözülüyor. Rahmetli babam geçmişten dem alıp da söze başlayınca sıkılırdım. Nekadar da çok anlatacak şeyi var diye? Şimdi anlıyorum, kafama dank ediyor ama?Keşke o konuşurken her sözünü kaydetseymişim. Söz söze ekleniyor ama içimdekidaralma, gönül yorgunluğuna bir merhem yok. Zamandan mekândan uzaklaşma vakti.

Haşimce "Akşam, yine akşam, yine akşam" diyediye müziğin kanatlarında başka âlemlere sefer eylemek niyetindeyim. Kemençeüstadı İhsan Özgen'den bir taksim dinliyorum. Klasik kemençenin hüzün dolunağme leri eşliğinde sükûta eriyorum.

Huzurun sesiniduyamasam da hüznün kalp atışlarını hissediyorum. Aynı sıklıkta ağır ağıratmaya başlıyor yüreğim. Gözlerimi kapatıyorum. Kayıp gidiyor her şey gözümünönünden. Beyaz bir kağıdın üzerine birikmiş mürekkep lekeleri. Mor renkte.Beyaz kağıttan ellerime saçılıyor mürekkep lekeleri. Gördüğüm her şeyelekelenmeye başlıyor. Sözler yaylanıyor. Bir sağa bir sola. Dem be dem iççekiyorum. Beyaz bir mendil yere düşüyor. Kenarında kan damlası, hâlâ kırmızı.Can kırmızısı. Ve cam kırıkları, üzerine düşen ışık da kırılıyor. Renklerbirbirine karışıyor. Ve kemençe susuyor.

Müziğin koynundançıkmak istemiyorum. Acaba ne dinlesem derken Fatih Baha Aydın'dan nihavendtanbur taksimini dinliyorum. Sözler kelâmın sırrına eriyor. Cümle kapısındangeçiyor cümleler. Bilgisayar ekranında ortada kırmızı kadife kaplı bir sandalyeve üzerinde yüzü teslimiyet içerisinde yukarıya bakan bir tanbur ve buna eşlikeden duvara sıralanmış eşiz güzellikte tablolar. Tanburun sesi görüntüyübuğusuyla kaplıyor. Her şey silikleşiyor. Sadece taksimin gözyaşlarıyla örülmüşhüznün huzura eşlik ettiği bir âlemin tanburdaki iç çekişleri. Mızrabın herdokunuşunda bir ah!. Sessizliğin çığlıkları. Nağmeler eşliğinde basamak basamakaşağıya iniyorum, her adımda bir perde kalkıyor.

Ve tanbur susuyor.Derin bir sessizlik. Gözlerim pencereye takılıyor. Beyaz lekeler görüyorum.Daha yakından bakmak istiyorum. İnanamıyorum. Evet, kar yağıyor. Sankiyağmıyor, yeryüzünü dokuyor; tabiata dokunuyor. Aheste aheste yumuşacık beyaztaneler okşuyor ruhumu. Yağan karla, şehir üzerindeki bütün ağırlıklardankurtuluyor. Şehir ve ben zamanı, mekânı aşıyoruz. Aylar sonra yüzüm gülüyor,ruhum gülüyor. Pencereden bakan gözlerime Ahmet Hamdi rehberlik ediyor : "Birbaşka âlemden gelmiş gibisin. Dalmış gözlerinle pencerelerde" Kar, sen nereden çıktın geldin? Umuda hasretkalmış yüreklerimize yâr oldun, can verdin? Bak tabiat gibi yüreklerimiz deapak şimdi. Karbuselik vakitler kemençe derken, tanbur derken seninnağmelerinde yüreklerimiz baharı buldu.

Bu karın yağışındaayrı bir güzellik, ayrı bir mânâ var. Bu kar darlanan yüreklerimize ferahlıkveriyor. Hasret kaldığımız insan yüreklerinin yumuşaklığını getiriyor,üşütmüyor; ısıtıyor sanki. Ve yatsı ezanı okunuyor. Ve kar yağmaya devamediyor. Ezan sesi ve karın yağışında Arif Nihat Asya'nın mısralarınımırıldanıyorum : "Konsun yine pervazlara Güvercinler; "Hû hû"lara karışsın Aminler.. Mübarekakşamdır Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!" Karbuselik nağmeleri ilâhibir makama yükseliyor sanki.

Karbuseliksözlerimiz burada nefes almalı. Başka sözlerde başka yazılarda bestesinitamamlamalı. Geceden sabaha, sabahtan akşama günü güne eklerken bakalım, hangicümleler eklenecek karbuselik sözlerimiz? Yazıların yaza eklendiği, arada hâlâserinliği esintisini duyduğumuz bu günlerde karbuselik hayâllerimiz bize eşlikederken sadece kışa değil umarım s algın günlerine de veda ederiz.

Solgunyaprakların koynunda yepyeni bir güneşe bakıyorken gözlerimiz, işte o güneşindoğuşunda insanlığın yeni doğumlarına da şahitlik ediyor. Tanburun teline sonbir kez dokunuyor Fatih Baha Aydın son n ağmenineşliğinde sabah oluyor.