Kaçak Yapılar

Kaçak yapı demek, inşaat ruhsatı almadan yapılan yapı demektir.
Kaçak yapılaşma Avrupa'da yok...
Ama bizim ülkemizde var, maalesef.
Neden kaçak yapılaşmanın önüne bir türlü geçemiyoruz?
Bu sorunun birkaç cevabı var.

İlk önce, imar planı yapımını bilmiyoruz veya beceremiyoruz.
İmar planı yapımını "rant peşinde koşanların işi" olarak görmekle kaçak yapılaşmaya baştan yeşil ışık yakmış oluyoruz.

İkinci sorunumuz, imar planı yapma ve onama işinde de yanlışlar yaptık / yapıyoruz.
1957 yılında yürürlüğe giren 6785 sayılı İmar Yasası, imar planı onama yetkisini Ankara'ya almasıyla ilk hata yapıldı.
Ardahan'dan Edirne'ye kadar yurttaki tüm imar planı onama ve değişiklikleri Ankara'dan onay almak zorunda bırakıldı.
Bu öyle bir dar boğazdı ki, bir türlü imar planları onanamıyor, imar parseli üretilemiyor ve neticede de kaçak yapılara yeşil ışık yakılmış oluyordu.

1984 yılında bu hatamızı anladık ve 3194 sayılı İmar Yasası çıkarıldı.
3194 sayılı İmar Yasası ile belediyelere imar planı onama yetkisi geri verildi.
Ama Ankara, bazı bölgelerin imar planı yapma ve onama yetkisini kendisinde bıraktı.
Bu bölgeler "Özel Çevre Koruma Alanları" idi.

Özel Çevre Koruma Alanları (ÖÇK) konusunda Muğla ili büyük ölçüde nasibini aldı.
ÖÇK alanlarında imar planı yapılacak ise, önce belediye meclislerinin izni, sonra da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın onayına ihtiyaç duyuluyordu.
Bu da çifte başlılığı getirdi.
İmar planı yapımını da adeta imkânsız hale getirdi.
Hele mahalli idare ile merkezi idare farklı partilerin elinde ise, ÖÇK içine giren yerlerde imar planı yapımı adeta imkânsız hâle geldi.

Bu alanlarda yaşayan, özel mülkü olan vatandaşlarımız, uzun zaman beklemelerine rağmen bir çözüm bulunamayınca, ihtiyacı olan yapıları kaçak olarak yapmak zorunda kaldılar.
Kaçak yapılar aynı zamanda altyapısı olmayan mahalleler oluşturdu.
Yani çevre daha çok kirletildi.

Bu çifte başlılık dışında, Koruma Kurullarının hazırladığı haritalar da imar planı yapımını zorlaştırdı / zorlaştırıyor.
Koruma Kurulu’nun hazırladığı haritalarda özel mülkiyet elindeki araziler, 1. derece Doğal SİT kabul edilerek sahillerin koruma imar planlarının yapımını zorlaştırıyor.
Özel mülkiyet içindeki araziler 2. veya 3. derecede Doğal SİT kabul edilirse, bu alanlar planlanırken Koruma Kurulu’nun onayı ile koruma imar planı yapmak ancak mümkün olacaktır.

Sahillerdeki orman arazileri 1. derecede SİT alanı ilan edilmeli ki, ormanlarımız iskâna açılmasın.
Devlet ormanları talan edilirken, özel mülkiyetlerin 1. derecede Doğal SİT kabul edilmesi halka düşmanlıktır.
Çevreyi vatandaşlarımızı yanımıza almadan koruyamayız.
Vatandaşımıza çözümler sunmalıyız.
Askerî bir disiplin ile "yasak" diyerek çevre korunamıyor...

Eğer bir arazi gerçekten korunmak isteniyor ve arazi de özel mülkiyet elinde ise, o zaman bu araziler kamulaştırılmalıdır.
Hem arazi şahıslar üzerinde olacak, hem de "Bu arazi, 1. derece Doğal SİT alanıdır" diyeceksiniz.
Olmaz böyle bir şey...

Ayrıca, kaçak yapılaşmayı önlemek istiyorsak, kaçak yapıların yapımında kamu görevlileri de sorumlu tutulmalıdır.
Avrupa’da uygulama böyledir.
Yalnız kaçak yapıyı yapan vatandaşları suçlamak yetmiyor.
İmardan sorumlu ve yetkili teknik personel de görevini layıkıyla yapmalıdır.

Son günlerde bazı şehirlerimizde imar izinlerinin ne kadar kötü kullanıldığına tanık oluyoruz.
Bu konuda daha önceleri de bazı dedikodular vardı ama bu kadar ileri gidildiği bilinmiyordu.

İmar işi ciddi iştir ve imar planı yapımı, yatırımların ilk adımıdır.
Yatırımları daha ilk adımında boğmayalım...