Değerli Dostlarım; bir önceki gün İslam âlemi ve Müslümanlar tarafından “Kadir” Gecesi kutlandı. Ramazan-ı Şerif’in son günlerini yaşamaktayız. Kamerî aylara göre her gündüzün gecesi önden önce gelir. Kadir Gecesi, Ramazan-ı Şerif’in 27’nci gecesidir. Hocalara sormaktalarmış, duydum: “Ramazan orucunun 26’ncısını tuttuğumuz hâlde neden bu gece Kadir Gecesi’ni kutluyoruz?” diye. Hoca da yukarıdaki cevabı vermiş. Kamerî yıl ve kamerî ay… Tüm ibadetlerimiz kamerî yıl ve kamerî aylara göre yapılır ve yapılacaktır. Dolayısıyla bu yıl ve ayların bilinmesi gerekmektedir. Eğer bildirmez ve öğretemezsek, birileri yanlış öğretir ve yapılacak veya yapılan ibadetler yalan olmuş olur. Öğrenmenin yaşı yoktur. Zaten İslam kaidesine göre ef’âl-i mükellefîn dediğimiz, halk tabiri ile ibadetlerimizin nasıl yapılacağını öğreten “ilmihal” bilgisini öğrenmek her Müslüman’a farz-ı ayındır, farzdır. Burada din dersi verecek değilim; hakkım da değil, haddim de değil. Ancak yapacak olduğumuz ibadetlerin makbul olabilmesinin bir takım şartları ve rükünleri vardır.
Ramazan mübarek Şubat ayının yarısında başladı ve Mart ayının da sonuna doğru, kısmet ise 19’uncu günü arefe. Ramazan Bayramı arefesi… Oruç mevsimi kısa günlerde ve iklim itibarıyla gayet mutedil bir iklimde yaşandı bu sene. Paylaşmak niyetindeyim ama… Bu sene ilçem Ula merkezine Ramazan uğramadı gibi sanki. Yaklaşık olarak 460 yıl boyunca İslam medeniyetini yaşamış ve yaşatmış olan ilçem Ula’da neler oluyor? Çocukluk ve gençlik yıllarımda açık açık “alenî” oruç yiyen kişi ya da kişilere rastlamanız mümkün değildi… Ama şimdi tam tersine döndü. Zamana saygımız vardır. Zaman da en iyi ilaçtır elbette. Ne oldu da kısa bir zaman zarfında bu değişim nasıl gerçekleşti? Bir memlekette herkes ama herkes hasta olamaz. Hasta olan, kronik rahatsızlığı olan ve gayet yaşlı olanlara Allah’ımız tutmamaları yönünde ruhsat vermiştir. Sonra tutamadığı oruçların fidyelerini öderler. Maddî durumları yok ise Allah’tan af dilerler.
Her oturduğum mecliste şu lafı duyuyorum: “Nerede o eski Ramazanlar?” Sizler de duyuyor ve şahit oluyorsunuzdur. Peki ne değişti diye kendimize soruyor muyuz? Bu oruç tutmayan gençler nereli, nereden geldiler? Demek ki bizde bir değişiklik var. Bu gençler ya benim evladım, ya senin evladın ya da komşunun evladı. Dışarıdan gelenler de mutlaka sorduğunuz zaman “Elhamdülillah Müslümanım” diyebiliyor. Geçenlerde bir dostum ile kısa bir zaman diliminde oturduk. Ramazan sohbeti çıktı ortaya. Çok manidar bir şey söyledi, hâlâ da etkisi altındayım. Oruç tutmayanlar ya da tutamayanlar için kötü söz söylemeyiniz. Onlar mutlaka Müslüman ama günahkâr Müslüman. Onlar bizim kardeşlerimiz dedi. Siz de bu söyleme katılıyor musunuz?
Neyse diyelim adına… Ramazan davulları vardı, tükendiler. Arkadan yetişen olmayınca böyle oluyor. Eskiden Ramazan gecelerinde “evlîdâlî” çağırırdık. Kapı kapı dolaşır ve koro hâlinde söylerdik. Hem iftariye hem de sahur yiyeceğimiz çıkardı, atıştırmalık anlamında. Bu kültür de yok oldu. Sadece Ramazan topu atılıyor, şükür. İnşallah bunu da elimizden almazlar.
Cuma günü Ramazan Bayramı. Bir gün öncesi de Ramazan Bayramı arefesidir. Arefe günleri mübarek günlerdir. Hele hele bu sene Ramazan Bayramı arefesi de Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece olarak kayıtlı duruyor. Hem Cuma gecesi hem de Ramazan Bayramı gecesi… Arefe günü perşembe günü. Öncelikle mezarlıklarımız ziyaret edilir ve mutlaka edilmelidir. Ölmüş olanları ziyaret etmemiz ve dualar okumamız büyük manevî kazanç kapısıdır.
Bir hatıramı, yaşanmış bir hatıramı anlatarak bu kısa, öz ve duygu dolu yazıma son vereceğim. Yıllardan 1975 veya 1976… Ramazan Bayramı günü. O günlerde ilçem Ula’nın merkezinde üç cami vardı. O yıllarda bir adet de mescit vardı. Şimdi mescit sayımız çoğaldı ama cemaat sayımız gittikçe azalmakta. Ramazan Bayramı namazı kılındıktan sonra herkes ama herkes çoluk çocuk cadde dolusu mezarlık ziyaretine koşuyorduk. Hiç kimse evine gitmiyor, herkes mezarlığa gidiyordu. Peki bugünlerde de gerek Ramazan ve gerekse Kurban Bayramı namazından sonra mezarlıklara gidiliyor mu? Gidenler var elbette, bilenler var elbette. Bilmelerine rağmen gitmeyenler de var elbette. Demek ki oralarda da değişiklikler var ve olmuş. Yeni mi fark ettik? Hayır.
Unutamadığım bir anı budur. Cennet mekânı olsun, babam elimden tuttu ve doğru mezarlık ziyaretine, sonra eve bayramlaşmaya… O yıl bu yıl aynı duyguyu yaşarım. Ama gidenler geri gelmediği için mezarlıklara ziyaret için de gidenler azaldı; mezarlıklara gittiler ve geriye üç beş kişi bizler kaldık değil mi? Ne acı ama gerçek bu.
Son söz olarak diyorum ki: Ömrümüzü tamamladıktan sonra mezarımıza, kabrimize hiç olmazsa mübarek gün ve gecelerde okuyanımız, ziyaret edenimiz olmayacak mı? Derin derin düşüncelere daldım.
Ramazan Bayramı’nı tebrik ederim. Unutmayınız ve unutturmayınız; bayramlar ve bayram günleri tatil günleri değildir. Bayramları “bayram” gibi kutlayalım, kutlatalım inşallah.
NOT: Arefe gününden önce de 18 Mart bugün Çanakkale Savaşı ve Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümü. Yerim kalmadı. Bakarsınız Allah ömür verir de bu Çanakkale ile alakalı bir yazı düzenleyebilirim. Nasıl mezarlık ziyaretini unutturmamalıysak, Çanakkale Zaferi’ni de unutturmamamız şarttır.
Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız.