ABD'nin 35. Başkanı (1961 - 1963 arası) J. F. Kennedy, 26 Haziran 1963 günü Berlin şehrinde Alman halkına karşı "Ich bin ein Berliner" (Ben bir Berlinliyim) diyerek büyük bir sempati kazanmıştı.
Kennedy, sosyal demokrat bir kişiliğe sahiptir.
Emeklilerin sorunları, konut sorunları ve sağlık konularında çok hassastı.
Dış politikada da uzlaşmaktan yanaydı.
Ancak ABD, "Vahşi Batı" mantığı ile yönetiliyordu.
Vahşi kapitalizm uygulanıyordu yani...
ABD'nin dünyayı rapturapt altına aldığı ve istediği yöntemi uygulattığı generalleri vardı.
Bu generallerin adları, NATO, BM, IMF, FED ve Dünya Bankası idi.
Askerleri ise Pentagon idi...
Bu kurumlarda Yahudi kökenli ABD vatandaşlarının ağırlığı büyük idi...
Son sözü, bu beş generallerden biri söylüyordu.
Öyle bir dönemde yaşanıyordu ki parası ve imkânı olanlar refah içinde yaşarken, parası ve imkânı olmayanlar aç ve yollarda yatıyorlardı.
Doları FED basıyor ve buna ABD Hükümeti müdahale edemiyordu.
Başkan Kennedy, bu yaşananları içine sindiremiyordu.
Başkan Kennedy, 22 Kasım 1963 günü Dallas şehrini ziyareti sırasında bir suikast sonucu öldürüldü.
Cinayetin iki kişi tarafından işlendiğini sanıyorduk.
Bugün öğreniyoruz ki Kennedy'e çok yakından da ateş edilmiş.
Adeta cinayet tesadüfe bırakılmadan işlenmiş.
Kennedy, kimlerin nasırına basmış ki bu cinayet işlenmişti.
Aynı güç odakları, Trump’un ikinci başkanlık seçiminde, 14 Temmuz 2024 günü Trump’a da suikast düzenledi.
Başkan Kennedy’in öldürüldüğü gün Almanya - Köln Belediyesinde staj yapıyordum.
Kennedy’in öldürülmesinden dolayı Alman halkının ne kadar üzüldüğünü birebir yaşadım.
Aradan 62 yıl geçmiş.
2025 yılına kadar ulaşan dünya sistemi günümüzde adeta çökmüş vaziyette.
BM, NATO gibi kurumlar çalışmaz hale geldi.
Dünyada güçlü olanın sözü geçiyor.
Göstermelik romantik dönem adeta sona ermiş durumda.
Gazze soykırımında, Ukrayna - Rusya savaşında, Suriye ve Yemen’de yaşananlar Batı’nın ilgisini çekmiyor.
İnsan hakları, adalet, kardeşlik gibi kavramlar geride kalmış gibi görünüyor.
Dünya hızla yeni bir paylaşım savaşına sürükleniyor.
Sınırlar yeniden çizilmek isteniyor.
Gücü elinde tutanlar, gözüne kestirdiği ülkelerin topraklarına, değerli mallarına el koymayı doğal karşılamaya başladılar.
Avrupa, ABD ve NATO’nun davranışları karşısında şaşkın.
Türkiye, harp sanayini geliştirerek, olası bir savaştan en az zararla çıkmak için çalışıyor ve silahlanıyor.
Türkiye, hava ve deniz kuvvetlerini kendi imkânları ile güçlendiriyor.
ABD de 6. kuşak uçak dedikleri F-47 savaş uçağını üretmek için düğmeye basmış vaziyette.
Günümüzde haklı olmak bir kenara itilmiş, güçlünün dediği oluyor.
İsrail ve Başbakanı Netanyahu’nun davranışları, İslam dünyasının gözünü açtı.
Yahudiler "Biz efendiyiz. Müslümanlar ise kölemizdir." inancı ile hareket ediyorlar.
Yeni dünyaya hazırlıksız yakalanırsak, gol yeriz.
Tüm sorunlar çevremizde gerçekleşiyor...
Kıbrıs, Gazze, Suriye, Lübnan, Yemen, Ukrayna ve İran’da gerilim hızla artırılıyor...
Biz ise içeride yollarda adalet arıyoruz.
"Su uyur, düşman uyumaz," denir.
İsrail, Yahudi şeriatı ile yönetilen bir devlet.
İnancın egemen olduğu yerlerde akıl devre dışıdır.
İsrail vadedilmiş toprakların peşinde.
Vadedilmiş topraklar Nil ile Dicle nehirleri arasını kapsıyor...
Vadedilmiş toprakların sınırları içinde Kuzey Mezopotamya da bulunuyor.
Son 70 yılda öyle işler yapıldı ki Mezopotamya topraklarının kaderi değişti.
Bugün bizim GAP Bölgemiz olmadan Güney Mezopotamya’nın hiçbir değeri yok.
GAP bölgemize son 70 yılda yaptığımız 18 dev baraj ile kadim sulara gem vurduk.
Bu gerçeği gören İsrail, GAP bölgemizi ele geçirmek için şeytanın bile aklına gelmeyen planlar yapıyor.
İsrail’e, ABD ve AB yardımcı oluyor.
Yahudiler, Hristiyanları "Bize dünyada yardım ederseniz, ahirette cennete gideceksiniz" diye inandırmış durumdalar.
Hristiyan dünyası, Gazze soykırımına bu nedenle ilgisiz duruyor.
Son günlerde içerideki olaylara bir de bu pencereden bakmakta büyük fayda var.
Pardonu olmayan bir dönemden geçiyoruz.