Sosyal medyada karşıma çıkan bir dakikalık video, beni güzel bir filmle tanıştırdı: “Yetenekli Eller–Ben Carson'ın Hikâyesi”
Thomas Carter’ın yönettiği ve başrollerini Cuba Gooding Jr., Kimberly Elise ve Aunjanue Ellis’in paylaştığı bir Amerikan filmi… 2009 yapımı olan bu film, dünyanın en tanınmış beyin cerrahlarından biri olan Dr. Ben Carson’ın hayatını konu alıyor. Ben Carson, yapışkan ikizlerin ayrılmasına yönelik yaptığı başarılı nörocerrahi operasyonlarıyla tanınan bir cerrah.
Benjamin, başlarda başarısız (sıfırcı) ve sınıf arkadaşlarınca “aptal” denilen ve okul idaresine göre “adam edilmesi gereken” bir çocuk.
Annesi ise 13 yaşında evlendirilen, eşi tarafından aldatılınca çocuklarıyla yaşamaya başlayan, evlere temizliğe giderek çocuklarını okutmaya çalışan ama kendisi okuma-yazma bilmeyen (bunu çocuklarına hissettirmeyen), çocuklarının kendisi gibi olmasından korkan biri… Bunun için elinde terliği, çocuklarını yeteneklerini geliştirmek için mücadele ediyor. Pes etmiyor.
“Ben aptalım.” diyen oğluna; “Hayır, sen aptal değilsin. Zekanı kullanmıyorsun. Böyle notlar almaya devam edersen, bir fabrikada yerleri süpürürsün. Böyle bir hayatın olsun istemiyorum. Tanrı’nın da bunu istediğini sanmıyorum.” diyen bir anne…
Çocuğunun hayal gücünü geliştirmek için; “Sen şurada (beyninde) dünyayı taşıyorsun; gördüğünden daha fazlasını görmeye çalış.” diyen bir anne...
Çocuklarına “İstersen yaparsın!” diyen, onların aklını kullanarak, zamanını iyi değerlendirerek, okuyarak, yeteneklerini geliştirerek ve öfkesini kontrol ederek başarılı olabileceğine inanan bir anne…
“Televizyon izlemezsek, bunca boş zamanda ne yapacağız?” diyen oğullarına; “Kütüphaneye gideceksiniz, haftada iki kitap okuyacaksınız. Vaktinizi televizyona harcamak yerine yeteneklerinizi geliştirmeye harcarsanız, o zaman televizyona siz çıkarsınız. İnsanlar da sizi izler.” diyen bir anne…
Çocuklarının potansiyeline inanarak onları televizyon yerine kütüphaneye yönlendiren bir anne…
Sekizinci sınıf sonunda okul birincisi olmasına rağmen, herkesin önünde “beyaz” olmadığı için öğretmeni tarafından aşağılanan Benjamin…
Öfkesini kontrol etmekte zorlanan bir çocuk.
Özetle; yoksullukla ve zorluklarla dolu bir çocukluk geçiren, okulda başarısız olan ancak annesinin desteği ve azmi sayesinde dünyanın en iyi beyin cerrahlarından biri olabilen Benjamin’in hayatından esinlenen hikâye, başarılı bir şekilde beyaz perdeye aktarılmış.
Filmde Dr. Carson’ın tıp dünyasında çığır açan başarılarının yanı sıra insanın; azmiyle kendini/yeteneklerini nasıl eğitebileceği, inancıyla hayata bakışını nasıl şekillendirebileceği çok güzel anlatılmış.
Tabi ki bütün bu gelişim ve değişimde annenin desteği, kararlılığı ve fedakarlığı da çok önemli. Bu açıdan günümüzün “şefkatli” annelerine önemli mesajları olan bir film.
1987 yılında, 70 kişilik bir ekiple 22 saat süren operasyonla başlarından yapışık ikizleri (binder) ayıran ilk cerrahın hayatını konu alan film; sadece bir başarı hikâyesini değil, azmin, sabrın, etik değerlerin ve topluma hizmet etme tutkusunun işlendiği harika bir yapım.
Saatlerini, günlerini, yıllarını sosyal medyada, internette, oyunda-eğlencede ziyan eden çocukların; bilinçli (özellikle eğitimli demedim) anne-babanın rehberliğinde neleri başarabileceğinin bir örneği olarak mutlaka izlemeniz gereken bir film.
Çünkü film; eğitimin dönüştürücü gücü, ailenin buradaki stratejik rolü ve insanın kendi engellerini aşma mücadelesi üzerine zengin psiko-sosyal mesajlar içeriyor. Bu özelliği nedeniyle filmin ailecek izlenmesi çok önemli.
İyi seyirler dilerim.
01.04.2026