İmar kavramı dillerde çokça dolanır oldu. On bir ilimizi etkileyen büyük felaketin getirdiği yıkımın şokunu atlattıktan sonra yapımın telaşına düştük. Şehirlerimiz nasıl yeniden bayındır hale gelir diye bir sürü senaryo yazılmakta. Kimileri dünden kalan mirasın korunup çok daha dayanaklı bir inşa ile şehirler ayağa kalkmalı derken kimileri de farklı ve zemini sağlam bir alanda yepyeni şehir kurma hayali peşine düştü. Milyonlarca vatandaşımızı mağdur etmemek adına şehirlerin yeniden inşası bir şekilde yapılacaktır.
Görünenin dışında kalan bir durum var ki bunca imarı ortaya koyan 'insan' ıskalanıyor. Bu tablonun mimarı olan insan. İnsan bütün eserleri akıl ve kalp bütünlüğüyle ortaya koymalıdır. Bunu şöyle izah edebiliriz. Bilimin ona sunduğu eşsiz ve derin bilgiyi zihninde işler ve ustalaştırır. Bunu eyleme dökerken sadece aklını kullanmaz. Bedeni ve kalbi de ona eşlik eder. Beden inşa aşamasında emek harcarken kalp de erdemlerin tüm değerlerini gözeterek işin tam ve düzgün olması için iç kontrol görevi görür. Kalbin denetlemediği bir işte sadece akılla bir şeyler yapma çabasına giren insan maalesef erdemleri ıskalar. Çalınan demirler, nehirden çıkan kum, menfaat karşılığı imza, değerinden fazla satış gibi örneğini çoğaltabileceğimiz durumlar sanki sıradan işlermiş gibi yaşanabilir. Bir süre sonra ahlaksızlık ve vasat bir kanser hücresi gibi yayılarak toplumun tüm kesimlerine sirayet etme çabasına girer.
Elbette ki erdemli insan çoktur. Yalnız onun kaybettiği zemini doldurmak için can atan bir de karşı grup vardır. İkisinin mücadele alanında doğru olan kazanmak zorundadır. Bu sebeple yaşadığımız felaket sürecinde nasıl şehirlerin yeniden inşasını konuşuyorsak insanın ayağının altından kayıp giden bu iyi olma zeminini de hızla güçlendirmemiz lazım. İnsana yapılacak yatırımın getirisi çok daha uzun vadelidir. Nesiller boyu sürecek bir tam iyileşme ile felaketler başımıza gelmeden önlemler alınmış olur. Çünkü o yaşadığı topluma değer vermeyi öğrenir. Yaptığı işin sadece kendi menfaati için değil tüm insanların iyiliği ve huzuru için olması gerektiğini bilir. Ola ki bir kötülük, kimsenin görmeyeceği bir hinlik yapmak aklına geldiğinde elinden önce kalbi onu tutarak durdurur. Böylece iç kontrolüyle engellenip olumsuzluklara aralanan kapıyı hızla kapatır. Önce kendisini erdemlerin dairesinde tutar. Sonrasında ise toplumun olumsuzluk yaşamasına engel olmuş olur.
İnsanın inşası konusunda Amerikan devlet başkanlarından Theodore Roosvelt'in şu sözü çok önemlidir. "Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmak demektir." Bu sözlerin söyleyen liderin ülkesi erdemler konusunda ne kadar dürüst, dünyada yaptıklarına bakarsak tartışma konusudur. Yalnız sözün özelinde düşünecek olursak bizler için derin anlamlar içerir. Bilgi yığınları ile dolu ve sadece kazanmak için kurgulanmış insan hayatı bir süre sonra kimseyi görmez olup bencilliğin ağına düşer. Böylece insanlar için felaketin kapısını aralamış olur. Eğitim- öğretim kavramını uygularken eğitimi asla ihmal etmeyip çocuklara değerleri hem anlatarak hem yaşayarak özümsemelerini sağlamalıyız. Yarınların güçlü inşası için bu elzem bir konudur. Yaşanılan olumsuzluklardan ders çıkarırken görünenin ardındaki görünmeyeni konuşursak felaketler niye bu kadar yıkıcı oluyor diye sormamıza gerek kalmaz.