ZiyaGökalp; medeniyeti, "müteaddit milletlerin müşterek malı" olarak tanımlıyor.Buna göre müteaddit milletler müşterek bir hayat yaşayarak bir medeniyetivücuda getirmektedir. Dolayısıyla da her medeniyet beynelmileldir. Diğertaraftan bir araya gelen müteaddit milletlerin oluşturduğu medeniyetin içindebulunduğu her millete göre aldığı hususi bir şekil vardır. Buna da "hars"denir.
Medeniyetbeynelmilel, hars millidir. Medeniyet başka bir millete geçebilir ama harsgeçemez. Bir millet medeniyetini değiştirebilir ama harsını değiştiremez.Medeniyet usul ve akıl kaideleri ile yapılır. Hars ise ilham ve hads vasıtalarıile yapılır. Medeniyet iktisadi, dini, hukuki ve ahlaki fikirlerin mecmuudur,hars ise dini, ahlaki ve bedii duyguların mecmudur.
Bumedeniyet ve hars ayrımını okuduktan sonra aklıma deli sorular geldi.Biliyorsunuz yazılarımda soru sormayı, sorgulayan cümleler kurmayı seviyorum.Ziya Gökalp'in temellendirdiği bu medeniyet-hars ayrımı beni günümüz siyasi,sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamına, anlayışına, iş yapma biçimine, yönetmetarzına dair sorgulamalara yöneltti.
Ülkemiz1980 sonrası Turgut Özal'ın başbakanlığı ile bir kabuk kırılması yaşadı. İçindebulunduğu Batı medeniyetine uyum açısından önemli adımlar atıldı. Ancak hergelişim ve büyüme ile birlikte kaçınılmaz olarak ortaya çıkan yozlaşmanın daönüne geçemedi. Medeniyet gelirken hars geriledi.
Ülkemizikinci hamlesini ise 2000'li yıllar ile birlikte yaptı. Altyapı sorunlarınınçözülmesi ile başlayan, sağlık sisteminin geliştirilmesi, ekonomik hamleler,siyasal ve bürokratik yapının değiştirilmesi ve savunma sanayiindeki hamlelerile devam eden bir gelişim süreci yaşandı. Her alanda dışa bağımlılık azaldı.İhtiyaçların milli kaynaklar ile karşılanması, sorunların milli müdahaleler ileçözülmesi, gelişimin milli adımlar ile sağlanması konusunda önemli bir yolalındı. Yani kısaca medeniyet unsurları açısından önemli gelişmeler sağlandı.
Nevar ki her konuda milli bir politika ile yol almaya çalışan Türkiye, bir diğermilli varlığı ve değeri olan "hars" konusunda yaya kaldı. Teknolojik, bilimsel,iktisadi, hukuki, fikri olarak büyüyen Türkiye; estetikten, ahlakî, dinî değerve duygulardan uzaklaştı. 1980'ler ile birlikte yaşanan yozlaşma bir diğerboyutu ile 2000'li yıllarla birlikte tekrar yaşanmaya başlandı.
30yıl ara ile yaşanan bu değişimin birbirinden farkı; bu gelişimden istifade edentoplumsal kesimin farklılığı idi. 1980'lerde iktidara yakın bir sosyal, siyasikesimin etkinliği söz konusu iken 2000'ler ile birlikte iktidara yakınmış gibigörünen bir kesimin varlığı söz konusu oldu. Dolayısıyla da medeni unsurlaraçısından yaşanan bu iki atılımın farkı da burada ortaya çıktı.
İkincifark ise gelişimin boyutuyla orantılı olarak, yozlaşmanın toplumun daha genişbir kısmına yayılmasıydı. Dış baskılara direndikçe, içeride ülkemizi medeniülkeler düzeyine taşıyacak adımlar atıldıkça, projeler hayata geçirildikçetoplumsal kutuplaşmalar ve çatışmalar daha da arttı. Elbette bu çatışma vekutuplaşmayı yalnızca yaşanan toplumsal yozlaşmaya bağlamak doğru olmaz.Örneğin belirli alanlarda dışa bağımlılığın azalması ve bundan rahatsız olangüçlerin müdahaleleri hâlâ siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda devametmektedir.
Ancakşunu görebilmek lazım ki; toplumun medeniyet seviyesini ortaya koyan alanlardayapılan hamleler, hayata geçirilen projeler, toplumu oluşturan bireylerin duyguve değerlerini de yükseltmeyi ihmal ettiğimiz zaman hiçbir önem ifade etmiyor.
Dünyasavaş ve savunma sanayinin zihnini allak bullak eden savaş aletlerinintasarlayan üreten bir mühendisin aile bütünlüğünü koruyamaz isek yaptığımızişin çok da bir önemi yok.
Üniversitededünya çapında bilimsel araştırmalar yapan bir akademisyenin meslektaşları ilekavga etmesini önleyemiyor isek bu bilimin bize bir faydası yok.
Ülkeninher bir şehrine fakülte, yüksekokul yapıp bütün gençlerimizi diploma sahibiyaptıktan sonra, bu gençlere Devlet kapısında iş beklemekten başka bir şeyöğretemiyorsak açtığımızın okulların bir faydası yok.
Devfabrikalarda ürettiği ürünleri ülkenin ve dünyanın dört bir yanına pazarlayanüreticinin gramaj hilesi ile vatandaşlarını kandırmasının önüne geçemiyor isekmilli üretimin bize bir faydası yok.
Lükskonutlar üretip satarken, buralarda yaşayan insanların karşı komşuları iletanışmasını sağlayamıyor isek yaptığımız işin bir önemi yok.
İnsanıkaybediyoruz.
İnsanıkaybedersek, geri kalan hiçbir şeyin önemi yok.
01.12.2021