Değerli dostlarım; yazıma bir hafta ara verdim. Arayan dostlara teşekkür ederim. “Abi ya da dostum, yazmayı bıraktın mı?” diye yazanlar, telefonla soranlar oldu. Teşekkür ederim. Hayır, bırakmadım. Yazmaya devam edeceğim. Tabii Allah ömür verirse ve sağlığımız yerinde olursa yazmaya devam edeceğim, inşallah.
İlçem Ula’da doğdum, büyüdüm. Ömrümün gençlik yılları neredeyse (1970-2003) elli yılı, şimdilerde adı “Menteşe” olan Muğla Merkez ilçesinde geçti. Bu arada siyasi çalışmalar da devam etti. 2022 yılından beri de ilçem Ula’dayım.
Zaman zaman yazdım, siz değerli dostlarım da okudunuz. İlçem Ula, kurulduğu yıllarda (01/06/1954) Muğla’nın en gelişmiş ilk dört ilçesinden biriymiş. “Biriymiş” diyorum; o yıllarda bendeniz daha dünyaya gelmemiştim. Kendimi bilmeye başladığım, ilkokul ikinci veya üçüncü sınıfa gitmeye başladığım (1964) 60’lı yılları çok iyi hatırlamaktayım. Ula’lıydı çarşı pazar. Ulamıza bağlı köylülerimiz her cuma günü gelirler ve hafta içinde yetiştirdikleri, ürettikleri her türlü gıda ve yakacak maddelerini getirirler, çarşı oldukça hareketli olurdu. Yani üreten bir toplum idik. Bugünlere baktığımızda ise üreticiler yerinde, şimdilerde tüketici bir kalabalık olmaya başladı. Yine mi diyeceksiniz ama evet, bugün yine de düzensiz göç almaktan bahsedeceğim.
İlçem Ula son on yıldır göç alıyor. Hele hele Muğla Sıtkı Koçman Eğitim ve Araştırma Hastanesi yapılıp faaliyete geçtikten sonra bu göç dalgası daha da hareketlendi. Hele hele dışarıda olan gençlerimizin belli bir yaşa gelmesi sebebiyle “eski Ula evleri” dediğimiz, yoldan girdiğimizde yüksek duvar ile çevrilmiş, tek katlı, ahşap ağırlıklı ve önü en az bir dönüm (1000 m²) bahçesi olan, önünde bir kuyu, bir havuzu bulunan bir “yuva”dan söz ederdik. Tipik Ula evleri böyle idi. Son on yıldır bu evlerin yerini beton yığınları almaya başladı. Geçenlerde bu konu ile ilgili olarak bir sohbette aynı konu gündeme geldiğinde içimizden bir Ula’lı dedi ki: “Daha da devam edecek.”
Yukarıda bir cümle ile geçiştirdim. Ula, tütün tarımı ile uğraşan bir belde idi. Tütüncülük çok zor bir tarım çalışmasıdır, bilenler bilir. O yılların gençleri, ana ve babanın isteği ve yönlendirmeleriyle Ula dışına çıkmaya yönlendirildiler. Tahsil için lise yoktu o yıllarda Ula’da. Lise tahsili için, yüksekokul veya üniversite tahsili için Ula dışına çıkan/çıkarılan gençlerimiz gittikleri şehirlerde kaldılar.
Sadece tahsil için gidenler değil, iş ve yuva da kurdular oralarda. Bir furya da vardı o yıllarda ilçem Ula’da: “Kızım veya oğlum benden uzak olsun, gitsinler ve hayatlarını kurtarsınlar.”
Doğru, belki hayatlarını maddî bakımdan kurtaranlar olmuştur ama…
İlçem Ula’daki yaşayan kültür nereye gitti biliyor musunuz? Hani ilçem Ula’da kalan, önü bahçeli, içinde kuyusu ve havuzu olan, ahşap ağırlıklı, gayet sıhhî olan evler ve sokaklar nereye gitti? Doğru, ilçem Ula’da iş sahası yok, olamadı. Yanlış politikalar üretilerek bilinçli biçimde gençlerimiz, değerlerimiz gitti ve bir daha dönmediler. Evet evet, yanlış okumuyorsunuz; bir daha dönmediler ya da dönemediler. Dediler ya “Anne ve baba, benden uzak olsun” diye. Şimdilerde o gençlerimizin yaşı 50-60-70 ve 80 civarında. Çok azı ata ecdat toprağına geldi ama çoğunluk olarak bir müteahhit çağrılıyor ve bahçeli ev betonlaşmaya el sıkıyor. Apartmanlar yükselmeye başladı.
Bilinen bir doğru daha var: İlçem Ula, Türkiye’nin en çok oksijen alan bölgelerindendir. Bu doğruyu keşfeden Anadolu insanı ilçem Ula’ya yerleşmeye karar veriyor. Alın size göç yolları. Ne olacak? Müteahhit firmalar yükselttikleri apartman dairelerini satıyorlar, alan da var. “Haydi bir daha, haydi bir daha” diyerek yola devam. Hazır değildik Ula’lı olarak bu önü alınamaz göç dalgasına.
Altyapımız da üst yapımız da hazır değildi bu göç dalgasına.
5000 nüfusa göre dizayn edilmiş bir beldeye siz 15000 kişi getirirseniz işiniz zorlaşır, zorlaşıyor. Caddelerde yaya olarak dolaşmak zorlaştı.
Trafik felç durumda. Yeni gelenler geldiklerine mutlaka pişman değillerdir. Zira göç edenlerin çoğu İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan. Tabii İstanbul, İzmir, Konya ve diğer illerden de gelenler var ama daha çok İç Anadolu coğrafyasından gelenler revaçta.
Tuzun suda eridiği gibi ilçem Ula’nın kültür yapısı da demografik yapısı da eridi gitti.
Adını söyleyemeyeceğim ama siz anladınız; karman çorman dediğimiz kozmopolit bir topluluk oluştu ilçem Ula’da. Sadece merkezinde değil, bağlı mahallelerinde de durum aynı.
“Elle gelen düğün bayram” diye bizim buralarda bir söylem vardır, bilenler bilir.
Ne yapalım, biz de kendi kültür anlayışımız ile yaşama tutunmaya devam edeceğiz. Üretime kapalı, tüketime açık bir toplum ile iç içe yaşamak kolay olmasa gerek. Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız…