Muğla’nın tarihî ve kültürel şahsiyetlerinden birisi “Hoca Mustafa Efendi” adıyla bilinen ve tam adı Mustafa Fehmi (1784-1874) olan şahsiyettir. 6 Nisan 1994 günü Muğla’ya geldiğim zamanlarda adını duyduğum şahsiyetlerden biri olan Hoca Mustafa Efendi’nin Şeyh Camii bahçesindeki kütüphanesine gitmiş ve kütüphanenin durumunu görmek istemiştim. Kapısındaki mermer üstüne nefis tâlik yazı ile şu yazıyordu:
Kütüphane-i Es-Seyyid Mustafa Fehmi el-Mevlevî el-Muğlavi, Sene:1282
Hicrî yıl ile 1282 eden yıl, Mîlâdî olarak 1865-66’ya denk geliyordu. Yani kütüphane bundan 160 sene önce kurulmuş.
Kitabeden sadece yapılış binanın inşa tarihini değil, Muğla kültürü için çok önemli bir bilgiye daha kavuşuyorduk. Mustafa Fehmi Efendi, Mevlevî idi. Yani Şeyyid Kemaleddin ve Hudayî (Ö. 1480)ile başlayan Mevlevî geleneği, Muğla’da Şâhidî (1470-1550) ile zirveye çıkmış ve bunun tesiriyle birkaç yüz yıl daha Muğla’da günlük hayatın bir parçası olmaya devam etmiştir. Şimdilik elimizdeki objektif bilgilere göre, Muğla Mevleviliği ile ilgili olarak elimizdeki son isim Mustafa Fehmi Efendi’dir. Tekke ve Zaviyelerin 1925’te kapatılması esnasında postta kimin oturduğuna vakıf kayıtlarından bakmak lazım. (Bir ara ona da el atarız inşallah.)
Daha sonra halk arasında “Koca Mustafa Efendi” şeklinde anılan Hoca Mustafa Efendi adına bir ilkokul yaptırılması ve Kurşunlu Camiinden pazar yerine kadar olan caddeye adının verilmesi elbette bir kadirşinaslıktır.
Aslen Leyne’li olan ve uzun yıllar değişik görevlerde bulunduktan sonra mahkeme kâtipliği görevinde bulunan ve 1865-66 yılında kütüphane kuran Mustafa Efendi’nin kabri maalesef şimdi yok. Elimize ulaşan bir fotoğraftan hareketle, eski Muğla’yı bilenlere sorduk ve fotoğrafta bulunan büyük binanın bir kereste fabrikası olup şimdiki Eren Sitesi’nin olduğu yerde faaliyet gösterdiğini, büyük bir kısmı görülen ve mimari değeri olduğu anlaşılan kubbeli türbenin de fabrikanın hemen karşısında olduğu ve bunun da Devlet hastanesi bahçecine denk geldiğini öğrendik. Maalesef bu türbe 1937’deki şehir düzenlemesi esnasında yıkılmış ve mezar da tesviye edilerek Hoca Mustafa Efendi’ye ait tüm izler yok edilmiş. Konuyu, bu bilgiler taze iken Muğla İl Müftülüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Ali Rıza Hakses (1892-1983)’in Muğla-Menteşe Büyükleri adlı daktilo kitabından öğreniyoruz.
Pek çok idarî görevin yanında muhtemelen son Mevlevilerden biri olması ve özellikle kütüphanesiyle Muğla’nın hafızasında önemli bir yeri olan Hoca Mustafa Efendi, ehli tarafından önemi bilinen bir şahsiyettir. Rahmetli Dr. Orhan Alper, 1950’lerde İstanbul’a tıp okumaya gittiğinde rahmetli Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver (1898-1986) ile karşılaşır. Süheyl bey merhum, rahmetli Orhan ağabeyin Muğla’dan geldiğini öğrenince ona Hoca Mustafa Efendi Kütüphanesini sorar. 1950’lerde henüz kullanılan kütüphane hakkında rahmetli Orhan ağabey bilgi verir. Bu kütüphanenin kitapları 1975 yılında dağıtılmış ve 350 el yazması kitap Süleymaniye Kütüphanesi’ne 350 el yazması kitap Konya Koyunoğlu Kütüphanesi’ne gönderilmiş. (Gönderilme evrakı bende var.) 300 kadar kitap da Muğla İl Müftülüğü Kütüphanesi’ne verilmiş; ancak bu kitaplar da 2010’larda Ankara’da Diyanet Vakfı Kütüphanesi’ne gönderilmiş. Böylece Muğla el yazması kitap fakiri hâline gelmiş.
Ne kötü haldeyiz, değil mi? Önce türbesini ve mezarını yok etmişiz Hoca Mustafa Efendi’nin, sonra da kitaplarını… Adını okula ve caddeye vererek bir kadirşinaslık yapmışız ama asıl kadirşinaslığı türbesini ihya ederek yapmak lazım.
Muğla, türbeyi ihya ederek hem hafızasını tazeleyecek ve hem de bir kültür eserine kavuşacaktır.
Kütüphaneyi mezbele olmaktan kurtaran Muğlalılar, şimdi türbeyi de inşa ve ihya ederler diye tahmin ediyorum.