CHP OLAĞAN KONGRESİ
Dün Muğla’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin 39. Olağan İl Kongresi ve bu sene 8’ncisi düzenlenen Tarhana Festivali vardı. Her iki etkinlikte öğleden sonraydı ve artık bu köşenin takipçileri biliyor ben yazılarımı saat 16.00’ya kadar Hamle’nin Yazıişlerine vermiş oluyorum.
Yani bu gün sizleri dünden haberdar edemiyorum.
Ama dünden, kongreden bir gün önce Turhan Doğu’nun yaptığı paylaşımdan söz edebilirim.
Zaten dünkü kongrede sonucu günler öncesinden belli bir kongreydi. Nail Kızıl seçilmiş olmalı...
Sanırım kendisi aynı yıl içinde ve aynı kongre sürecinde hem “ilçe başkanı” hem “bir başka yere aday olmayacağının sözünü vererek” bir de “il başkanı” seçilmiş tek politikacı olarak siyaset tarihinde yerini alacaktır!
Ben asıl “kurultay delegeliklerinin” nasıl paylaşıldığını merak ediyorum. Yarın paylaşırız...
*
YAZILACAK, SORGULANACAK ÇOK KONU VAR
Aslında bugün ortaya çıkan boşluğu Bodrum’dan Selda Öztürk’ün “Etik mi, taktik mi? CHP’li Umut Anıl Özdoğan’ın Muğla manevrası” başlıklı yazısından söz edebilirdim. Ancak bu konuyu CHP Kongresini ele aldıktan sonra ele almakta yarar olacaktır.
Marmaris’ten Ender Türkkan’ın UNESCO yetkililerine “'Dünya Harikaları' listesini güncellerken, yeryüzünde eşi benzeri olmayan Marmaris Kızılkum mevkiindeki tesisi de değerlendirmeye ya da koruma altına almanızı, vesile olanları da ödüllendirmenizi tarafınızdan arz ediyorum.” diye yaptığı çağrı da önemli...
ORC Araştırma Şirketi’nin araştırmasında Muğla’nın 7 milletvekilinden Selçuk Özdağ başarılı ilk 20 milletvekili içinde yer almış. Daha önce ORC’nin Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ile ilgili bir araştırması da şikayet konusu olmuştu. Ahmet Aras Başkan araştırma şirketini mahkemeye vereceğini açıklamıştı. Bu konuda gelişme var mı bakmak lazım. Hepsine bakacağız...
*
TURHAN DOĞU’NUN YAZISI...
Şimdi gelin önce CHP’nin Muğla’daki genç isimlerinde Turhan Doğu’nun dün yapılan il kongresi öncesi Fethiye’den yaptığı paylaşıma bakalım. Yazısında “CHP Muğla İl Başkanlığı sürecinde partimiz için aynı hedefe bakan insanların birlikte üretmeye, düşünmeye, planlamaya çalıştığı bir dönemin dışarıdan da olsa parçası oldum.” diyen Turhan Doğu paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
“Zaman zaman fikirlerimiz çarpıştı, kimi gün sabahlara kadar tartıştık... Ama her defasında ortak paydada,
partimizin ilke ve değerlerinde buluştuk. Çünkü bu partide siyaset; yalnızca yöneticilik değil, sorumluluk almak, omuz vermek, bazen sessiz kalmak ama asla uzak durmamaktır. O kültürle, o inançla yürüdük. Birlikte çalıştığımız herkesin, özellikle İl Başkanımız Sayın Zekican Balcı’nın katkıları ve emekleri bu yolculuğa anlam katan önemli deneyimler oldu. Fikir ayrılıkları da, ortak kararlar da; partimizin kültürünü ve birlikte üretme gücünü daha da büyüttü. Bu yolculukta emeği, sabrı, katkısı olan örgütümüze, ilçe başkanlarımıza, belediye başkanlarımıza, yöneticilerimize ve İl Başkanımız Sayın Zekican Balcı’ya teşekkür ederim. Çünkü CHP’li olmak, sadece bir partiye değil; bir kültüre, bir ahlaka, bir duruşa ait olmaktır. İl başkanlık seçiminde kim kazanırsa kazansın, CHP’nin bayrağını en doğru şekilde taşıyacağına olan inancımı koruyorum.
Aday yol arkadaşlarımıza çıktıkları bu yolda gönülden başarılar diliyorum. Kazanan CHP olsun!”
Ben “kendisini aratacaklarını” biliyorum, ama Zekican Balcı’ya teşekkür etmiyorum... Turhan Doğu’ya da katılıyorum...
*
ABDÜLKADİR SEVİNDİK’İN YAZISI...
Dün kazanan CHP oldu mu?
Bilemiyorum.. Dün kongrede sandıktan çıkan Nail Kızıl olmuş olsa bile kazanan Nail Kızıl olmadı!
Nail Kızıl önceki gün veya dün fırsat bulup okumuş olabilir mi onu da bilmiyorum, ama bildiğim ise, Turhan Doğu’nun il politikasına Nail Kızıl’dan çok daha hakim olmakla kalmayıp, CHP’nin ideolojisini de daha iyi bilenlerden olduğudur. Neyse Turhan Doğu’nun yazısına sonra yine döneriz.
Bodrum’dan Arena Haber Sorumlu Yazıişleri Müdürü Abdulkadir Sevindik’in yazısına bakalım. Sevindik, geçenlerde gazetesinden değil de sosyal medya hesabından mesleğimiz ile ilgili şu paylaşımda bulundu:
“Zaman zaman etik değerler üzerinden çuvaldızı mesleğe batırarak gazetecilik konusunda da yazıyorum.
Meslekle ilgili ulusalda yaşananların ruhumuzun ve sindirim organlarımızın kabul etmeyeceği seviyelere geldiği bu günlerde, yerelde gerçekleşen bazı olaylarda saygınlığımıza hasar vermeye devam ediyor. Bu nedenle yine meydandan kısa bir değerlendirme yapmak istedim.
Bazı meslekler vardır ki; haksız-hukuksuz güç kullanmak, hızla paraya ulaşmak ve zenginleşmek gibi yaşam tarzını baştan reddedenlerin yapması gereken işlerdir. Bu meslek gruplarının başında da; gazetecilik ve devlet memurluğu gelir! Bu alanlarda görev yapanlar etik değerlerle kamudan yana hizmet üretmek ve mütevazi bir yaşam sürmek zorundadır. Tercihi hızla para kazanmak ve zenginleşmek olan; Ticaret yapsın! Üretim yapsın! Varsa parası, parasıyla para kazansın! Mümkünse; gazetecilik ve devlet memurluğu yapmasın!
Bu arada siyaseti, ticaretin içine dahil ettim. Hiç itiraz etmeyin lütfen! Bildiğiniz üzere alınıp, satılarak yapılan işe ticaret denir..”
*
ÜLKE DE MESLEK DE ZOR GÜNLERDEN GEÇİYOR
Yine Bodrum’dan Levent Evkuran da Sevindik’in paylaşımının altına “Bu bahsettiklerin zaten gazeteci değil siteci.” diye yorum yapmış. Bu tanımlamaya bayıldım: Siteci...
Vallahi elinde kaliteli bir ‘cep telefonu’ olan bırakın siteyi, sayfasından “gazeteci” gibi paylaşımlarda bulunuyor. Utanmadan “gazeteci” olduğunu söyleyenler de çıkıyor.
Biz Japon’un fotokopi çekmek için yaptığı gelişmiş kopya baskı makinalarında “masa üstü ofset” adı altında ‘gazete’ çıkardığı, iki kamera bir masa televizyonculuk yapılan günleri, insanların cep telefonu yerine birbirlerini telsizlerle dürttükleri günleri de gördük... Bu da geçer...
Ancak ülke de meslek de zor günlerden geçiyor...
O yüzden gazeteciler öldürülüyor. Hem de dövülerek öldürülüyorlar. Tabii bu ülkemizde bilinmedik yapılmadık bir şey de değil. En son gazeteci, çevre eylemcisi ve belgeselci Hakan Tosun katledildi.
Salt “Çevreci” olduğundan değil, gerçeğin peşinde koştuğundan öldürüldü...
*
Birkaç gündür de Nav TV’den Şule Aydın ile Cumhuriyet Gazetesi’nden Murat Ağırel tehdit ediliyor.
Ağırel ve Aydın kendilerine “motosikletli suç örgütleri azmettirilerek” bir saldırı düzenleneceği ihbarı üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını duyurdu.
Gazetecilerin avukatları da hafta sonunda suç duyurusuna ilişkin açıklama yaptılar. Şu ifadelerde bulundular:
“16 Ekim 2025 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuş, hem WhatsApp üzerinden mesaj gönderen yabancı ülke hattının sahibi hem de bu mesajlarda isimleri yazılı bazı kişiler hakkında soruşturma başlatılması talep edilmiştir. Kamuoyunun yakından takip ettiği gazetecilere yönelik bu tehditlerin ciddiye alınması, yakın zamanda gerçekleşen örneklerden de yola çıkarak telafisi mümkün olmayacak bir durumun önüne geçilmesi için etkili bir soruşturma süreci gerçekleştirilmesi beklentimizi kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.”
İki gazetecinin henüz koruma talepleri de yerine getirilmedi. İnşallah bu arada başlarına bir şey gelmez.
Onlarda gerçeğin peşinde koşuyorlar...
*
Biz de gerçeğin peşinden koşuyoruz.
Ancak yazdıklarımızı yeterli bulmayanların, onların istediği gibi her şeyi yazmadığımız için ters bakanların olduğunu da biliyoruz. Ama o kadar da kolay değil... Böyle dediğimizde “Yazma o zaman” da diyenler oluyor.
- O zaman sen yaz...
Veya ben yazayım, sen imzanı at! Bu sefer “Gazeteci sensin” diyorlar. Oysa sosyal medya hesaplarında her gün kendilerini ‘gazeteci, savcı, hakim’ yerine koyup birilerini linç ediyorlar. Onların lincinden biz de nasibimizi alabiliyoruz. Peki korktuğumuz oluyor mu?
Elbette oluyor! Yazmaya, söylemeye cesaret edemediklerini bizden bekleyenler kadar korkuyoruz... 12 Eylül’de korkmadığımız kadar korkuyoruz.
Elbette Abdülkadir Sevindik’in dediği anlamda para için, zengin olmak için yapmıyoruz bu işi... Toplumsal statü elde etmek veya siyasette bir yerlere gelmek gibi bir derdimiz de yok...
“Gerçek” gazeteciler gerçeğin peşinde koşabildikleri kadar koşuyor. Kendi adıma konuşayım, ben de koşabildiğim kadar koşuyorum. İnanın kolay değil...
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ; Düşünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünmeye mahkûm olmaktır. --Thomas Edison