Hem Şoför Mahalli, Hem Beş Kuruş

Abone Ol

Hayatta herkesin işinden, yöneticisinden ve çalışanından beklentileri var. Ancak çoğu zaman bu beklentiler çelişince doğal olarak çatışmalar yaşanıyor.

Çalışanlar, yöneticisi kendisi için konforlu bir iş ortamı hazırlasın ve ona özel davransın istiyor. Özel ve ayrıcalıklı bir işi/görevi olsun istiyor. Görev tanımı dışında, mesleğin gereği olarak yapılması gereken işler mümkünse ona verilmesin; mesai dışına taşmayan, mümkünse vardiyalı olmayan bir işi olsun istiyor. Kendisinden fedakârlık beklenmesin istiyor. “Ben işimi bilirim; yöneticim, beni uyarmasın, tenkit etmesin, özelime (kastettiği iş yapma şekli) müdahale etmesin.” diyor. Ayrıca istediği zaman da izin/rapor alabilmek istiyor.

Bu düşüncedeki çalışanlar konforu önceliyor, hak etmeyi geri plana atıyor, kural ile özgürlük arasındaki uzlaştırmayı başaramıyor. İstediği olmadığında ise “Psikolojim bozuldu!” diye rapor almaya koşuyor. Kurumsal organizasyonu değil kişisel konforu merkeze alıyor.

Yöneticiler de bilgili ve deneyimli çalışanları olsun istiyor. Tabi ki şu şartla: Bilsinler ama sorgulamasınlar, soru sormasınlar. İşini iyi bilsin ama yöneticinin eksiklerini görmezden gelsin. Yöneticinin her dediğini yapsın, her söylediğini itirazsız kabul etsin. Ayrıca dışarıda üniversite mezunu nice genç onun yerinde olmak için can atıyor, unutmasın! Bir üst eğitime devam etmesine gerek yok. İşini yapsın yeter. Hem okuyup da müdür mü olacak? “Bana mobbing yapılıyor!” diye ortalıkta çığırtkanlık da yapmasın. Öyle tanıdıkları, üst yöneticileri ile diyalogları olmasın. Mümkünse iş ve ev arasında bir yaşamları olsun. Sosyal ilişkileri ne kadar zayıf olursa işe katkısı o kadar fazla olur. Rutinin, ortalamanın dışına hiç çıkmasın. Üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokmasın. Gerek olursa yönetici ona ne yapması gerektiğini söyleyecektir.

Bu yöneticiler yalnızca işe odaklanıyor, iletişim yerine mekanik ilişkiyi tercih ediyor, çoğu verimliliği yalnızca mesaiyi şeklen tamamlamak olarak görüyor ve istediği olmadığında ise personelini cezalandırmak için fırsat kolluyor.

Yöneticiler ile çalışanlar arasındaki bu beklenti çatışması, bana Üstün Dökmen’in aktardığı bir hikâyeyi hatırlatıyor:

“1940’lı yıllar. O zamanlar her türlü taşımacılık kamyonla yapılıyor. Bir yolcu, Erzurum’dan Köprüköy'e giden kamyona el eder: ‘Dadaş, beni Köprüköy’e götür.’

Şoför durur ve yolcuya yukarı çıkmasını söyler. Yolcu, ‘Kurban, kamyonun kasasına binmeyeyim, hava soğuktur; şoför mahalline oturayım.’ der. Şoför, onu kıramaz ve ‘Tamam gel, ama burası yirmi beş kuruştur.’ der. Yolcu, şoför mahalline biner ama ücreti de fazla bulduğundan ‘Ben beş kuruş versem olmaz mı?’ der.

Şoför biraz da kızarak çıkışır: ‘Dadaş, hem şoför mahalli, hem beş kuruş; bu nasıl iş?’”

Galiba pek çoğumuz iş hayatında bu mantıkla hareket ediyoruz. Ne yazık ki bu kadar cömert bir dünya yok. Kısa vadeli, bencil ve popülist talepler; işi, işvereni ve çalışanı içine alan bir verimsizlik ve mutsuzluk kısır döngüsüne zemin hazırlıyor.

Yöneticiler açısından bakıldığında, çalışanı bir makine gibi görme alışkanlığını bırakmak, kimsenin “ya bu deveyi gütme ya da bu diyardan gitme”kten birini tercih etmek zorunda olmadığını bilmek gerekiyor. Çalışanların insani durumlarına duyarlı olma, esneklik ve farklılıkları yönetebilme becerisine sahip olmak; tam sorumlu hiç yetkisiz çalışan arama alışkanlığını bırakmak gerekiyor. Her şeyi ya da en iyisini kendisinin bildiği yanılgısından uzak durmak, astın da bir etkisinin/gücünün olduğunu unutmamak gerekiyor.

Çalışanlar açısından bakıldığında ise kendisi için maksimum faydayı sağlama eğilimi ile iş sorumluluğunu uzlaştırmaları gerekiyor. Düzen, kural ve disiplin bazen bireylerin istekleri ile çelişiyor gibi görünse de bunların uzun vadede bireyin yararına olduğunu; önceliğin konfor değil işinin/görevinin hakkını vermek olduğunu unutmamak gerekiyor. İstek-sorumluluk dengesini kurabilmek gerekiyor.

Hem işim olsun hem de sıkmasın, yormasın hem istediğim gibi davranayım hem de kimse bana dokunmasın!

Hem işini iyi yapan çalışanlarım olsun hem de ben ne dersem onu yapsın hem sorumluluk sahibi olsun hem de kendisine ait fikirleri olmasın!

Hem şoför mahalli hem de beş kuruş…

Yok öyle…