Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’u gibi...

Biz AB ülkelerinin seyahatinde para harcamaktan uzak emeklisini, biriktirebildiği üç kuruşla en ucuz bulduğu Türkiye’den yatak satın alabileni ağırlarken, bizim “kaliteli para harcayan yerli turistimiz” neden Yunan adalarına gidiyor?

Yayın organları “Yunanistan daha ucuz” diye yazdıkları için...

Herkes de öyle söylüyor. Sosyal medya hesaplarından kimisi “Burada içki Türkiye’den ucuz” diye, kimisi de “Burada mezeler, deniz ürünleri ucuz” diye paylaşımlar yapıyor.

Hangisi doğru?

İkisinin de doğru olduğunu söyleyenler az değil... Ancak Dalaman, Ortaca, Köyceğiz Otelciler ve Turizm İşletmeleri Birliği (DOKTOB) Başkanı Yücel Okutur o paylaşımı yapanlarla aynı fikirde değil.

Yücel Okutur yerli turistimizin Yunan adalarına sadece “ucuz” diye gitmediklerini söylüyor...

Bence de öyle... Atina’yı, Yunan adalarının çoğunu görmüşlüğüm var. Onlarda bizdeki “kirlilik” ve “çığırtkanlık”; yani görüntü ve gürültü kirliliği yok... Bizdeki “tabela kirliliği” bile yok orada...

Bir “dinginlik” var... Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’u gibi...

xx xx xx

“ADALARDA ESNAF KOLUNDAN ÇEKİŞTİRMİYOR”

DOKTOB Başkanı Yücel Okutur, Ben Haber’den Çiğdem Özen’e yaptığı değerlendirmede, “Yunan adalarında esnaf kolundan çekiştirmiyor” demiş. Bu önemli saptamanın yanında Yunan Adaları’na kapı vizesinin gidiş gelişi kolaylaştırdığını, adaların Türk turistler için de bir cazibe merkezi haline geldiğini söyleyen Okutur, bu kadar talep görme nedenini da şöyle anlatmış:

Yunan Adaları’nın cazip gözükmesinin nedenlerine geldiğimizde, hiçbirisinde görsel kirlilik diye bir şey söz konusu değil. Bütün adalar son derece mütevazı, caddelerinde tabela kirliliği yok, sundurmalar birbiriyle uyumlu, duvarları ve binalarının cepheleri son derece mütevazı boyalı. Ve bu arada da esnafın da yolda yürüyen hiçbir turisti kolundan tutup çekmek veyahut da ısrarla davet etmek gibi bir durum da söz konusu değil. Restoranlarında son derece eğitimli, işini bilen ciddi bir kadroları ve personelleri var. Bütün olayın cazibesi buradan kaynaklanmaktadır. Turizm demek bir ülkenin, bir bölgenin gelişmesi her zaman plan ve görsel estetik üzerine kuruludur. Bu kentsel tasarım planları, görsel kirlilik planları bunlar yapılmadıktan sonra istediğiniz kadar çok güzel bir yeriniz olsun, o yerde rastgele yapılan şeyler o bölgenin fakirleşmesine ve çirkinleşmesine, görüntü kirliliğiyle sıra dışı bir yer olmasına neden olacaktır. Maalesef Türkiye'miz de halen böyle devam etmektedir.

xx xx xx

VALİ AHMET ALTIPARMAK’I ANMIŞ OLALIM

Muğla Valiler bakımından hem şanslı hem şanssız bir ildir...

Aslında  şanslıyız da o şansı değerlendiremiyoruz... Dönemin valileri; Türkiye’nin ilk kadın Valisi Dr. Lale Aytaman ve şu anda Türkiye’nin en uzun valilik yapmış kişisi rekorunu elinde tutan ve Eskişehir’e hizmet etmekte olan Hüseyin Aksoy ile başlayan ve onlardan sonra unutulan “Kültür Turizmi” Ahmet Altıparmak ile yeniden gündeme gelirken Muğla’dan Samsun’a giden Orhan Tavlı valimizle bu alanda ciddi adımlar atıldı. Başta Ula olmak üzere pek çok yerde arkeolojik kazılar başlatılıp, sezon 12 aya yayılırken Stratonikeia antik kenti Efes ile yarışır hale getirildi... Elbette Prof. Dr. Bilal Söğüt ile...

Kıymetlerini bilemedik. Ahmet Altıparmak’ı ve çevrecilerin adeta savaş açtığı Orhan Tavlı’yı politikacıların beceriksizliği ve bencilliğinden Muğla’da yeterince tutamadık. Biz kaybettik... Ahmet Altıparmak tam Muğla’yı tanımışken merkeze alındı.

Ahmet Altıparmak anımsadığım kadarıyla, Muğla Valiliğindeki ilk aylarında Ortaca’da Özel Yücelen Hastanesi’nin açılışında, Muğla’dan Ortaca’ya varıncaya kadar kara yolundaki gözlemlerini anlatıp, Köyceğiz, Ortaca, Dalaman kaymakamları ile belediye başkanlarına şöyle seslenmişti:

Yol boyunca evlerin bahçe duvarları olmadığını, önlerinde gübre ve moloz yığınları olduğunu gördüm. Yapıların çoğu ya sıvasız ya da boyasızdı. Ayrıca yapın olmayan yerlerde de çöp veya moloz atıkları vardı. Rahatsız oldum. Bu yolda gelip giderken siz rahatsız olmuyor musunuz? Arkadaşlar bunları el birliği ile temizleyelim. Sıvasız, boyasız, bahçe duvarsız yapı bırakmayalım. Karayollarımızı her türlü görüntü kirliliğinden arındıralım.

Dr. Lale Aytaman’ın Valiliğinde de Yatağan yolu üzerindeki mermercilerin tesislerine “peyzaj” düzenlemesi yapmaları, görüntü kirliliklerini ortadan kaldırmaları kararı alınmıştı. Kaç yıl geçti... Oralarda bir peyzaj düzenlemesi gören var mı?

xx xx xx

STANDARTLARIMIZ OLMALI

Ahmet Altıparmak Valimiz Muğla’dan sonuç alamadan gitti.. En az bir yıl daha kalmış olsaydı bugün yukarıdaki satırları yazmamış olurdum... Orhan Tavlı Valimizin attığı adımları O atmış olabilirdi.

Geçenlerde Dalyan’daydım. Eski yoldan gitmiştim. Dönüşte Ortaca yolunu kullandık. Refüje zakkum dikilmiş olduğunu gördüm. Bunlar bildiğimiz her zaman gördüğümüz gibi değildi. İki metreden fazla ağaçlaşmış ve ucunda bir top görünümünde zakkum çiçekleri vardı. Güzeldi... Karayolları mı, Ortaca Belediyesi mi kim yaptıysa tebrik ediyorum.

Ortaca’dan Köyceğiz’e gelirken o güzellik yoktu tabii...

Farkında mısınız hala kara yollarımızda refüjleri yeşertemedik...!

Muğla Valiliği ve Muğla Büyükşehir Belediyesi el ele verseler kara yollarımızda yolculuk keyifli hale getirebilirler... Muğla’yı “tabela kirliliğinden” kurtarabilirler... Yunanistan’da ben Yunanlar için bir tek yabancı tabela göremedim. Tabelalar Grekçe... Kabul edelim onlar bizden daha “Milliyetçi, ulusalcı”... Bizde bu saatte yabancı dilde tabelalardan kurtuluşun kolay olmayacağının da farkındayım. Bari ebatlar konusunda bir standart getirmekte mi zor?... Özellikle turizm yoğun yerleşmelerde yapıların mimari çizgilerinde ve çatılarında, balkonlarında bir standart yakalayabilsek...

xx xx xx

“GÖRSEL KİRLİLİK DÜZELMEDEN KALİTELİ TURİZM OLAMAZ”

Ki DOKTOB Başkanı Yücel Okutur da “Görsel kirlilik düzelmeden kaliteli turizm olmaz” diyor. Bu konuda da şöyle söylemiş:

Diğer bir konumuz da her vesile ile söylüyorum, görsel kirlilik dediğimiz hadise. Turizm bölgelerinde görsel kirlilik, tabelalar, sokak hayvanları, çöp konteynırları, vitrinler, sundurmalar bunlar bir markalaşmaya gidebilecek şekilde maalesef düzeltilmedi. Bizim turizmde alacağımız daha çok yol var. Biz önce görsel kirliliklerimizi çözmeden, kaliteli ‘mass’ dediğimiz gerçek turizme geçemeyiz, geçemiyoruz. Gerçek olan şu ki, maalesef turizmi hala birinci sınıf şeklinde yapamıyoruz.

xx xx xx

“TÜRKİYE’DE OTEL ENFLASYONU VAR”

DOKTOB Başkanı Yücel Okutur kangrenleşmiş sorunlarımızı anlatırken de şu ifadelerde bulunmuş:

Türkiye'de halen her bölgede otel yapılıyor. Her yerde herkesin otel yapması gerekmiyor. Çünkü o bölgede hangi tarzda bir otel yapmak lazım, kaç katlı yapmak lazım, ne tarzda bir hizmet vermek lazım, açık büfe mi oda kahvaltı mı veya nasıl bir konsept olması lazım, bu başlıklar ve bölgenin konumu incelenerek artık otel yapılması gerekiyor. Ama şu anda halen turistik bölgelere ve 5-10 katlı otel yapımları devam ediyor. Şu anda Türkiye'de otel enflasyonu var. Ve kendi kendini mahveden bir rekabete dönüşüyor. Maalesef turizm sektöründe her meslekten insan var. Yani bir oteli olması insanlara uzaktan cazip geliyor.

Otel yapılıyor da “kaliteli personel” var mı?

Yücel Okutur bu sorunun yanıtını da şöyle vermiş:

Durmadan otel yapılıyor ama yetişen personel yok. Turizm okulları ve turizm fakülteleri istenilen düzeyde personel ve eleman yetiştiremiyor. Böyle olduğu zaman tarladan, bağlardan işe alınan kişilere tabak nasıl tutulur, nasıl yürünür, nasıl gidilir diye garson-komi sıfatı yükleniyor ve kıyafetleri giydirip servis elemanı yapılıyor. Turizmin şu andaki personel kalitesi bu!

DOKTOB Başkanı Okutur “Her Şey Dahil” rezaleti ile ilgili de şöyle demiş:

Avrupa’da her şey dahil sistemini bırakın, kahvaltıyı dahi kaldırdılar. Biz halen daha her şey dahil diye, ne yedirdiğimizi bilmiyorum. Yani her şey dahil diye bir otelcilik olamaz, bu bir zamanlar vardı artık bunun modası geçti. Bu sistemden vazgeçmek lazım çünkü Türkiye'de turizmin kalitesini aşağıya çekmektedir.

xx xx xx

Türkiye’de kalitesini düşürmediğimiz ne kaldı... “Çuvaldızı” kendimize iğneyi ele batıralım... Gazetecilikte kalite kaldı mı? Turizmin üç armadasından biri Muğla’da ne turizm televizyonu, ne turizm radyosu, ne de “turizm yazarı” yok...!

Rahmetli Turgut Özal’ın teşvikleri ile bir turizm yarattık, hala rahmetlinin bıraktığı yerde otluyoruz diyeceğim, ama diyemiyorum. Oralardan geriye düştük...

Dünkü yazımın görselinde (braner) Dalyan Kaya Mezarlarının olduğu bir fotoğraf kullandım. “Tablo mu?” diye soranlar oldu. Hayır, gerçeğin fotoğrafı... Yücel Okutur’un “botanik bahçesi” gibi, “iki katlı” otelinden çekilmiş bir fotoğraf...

-----------------

GÜNÜN SÖZÜ; Bundan sonra her kim ki bir yük mal sattı, üç akçe versün. Hiç bir şey satamadı ise nesne vermesün.--Osman Gazi