Hakanlığı, Meşrutiyet Meclisi Yıktı


Türkiye, mutlak saltanat idaresini bırakarak 1876'da anayasaya, meclise dayalı meşrutî rejime geçmişti. II. Meşrutiyette ise seçimler ve çok partili hayat da başladı. Padişah, artık sembol şahsiyet olmuştu. 24 Temmuz 1908'den itibaren Hanedan, Padişah değil, darbe ile işbaşına gelen İttihat ve Terakki parti ve rejimi iktidardadır. Sultan Vahideddin, 4 Temmuz 1918'de tahta çıkmıştı. I. Dünya Harbi'nin akıbeti açıkça görülüyordu. 11 Kasım 1918'de bitecek olan bu harp, dört yıllık bir mücadeleden sonra Almanlar ve O'nun müttefiki Osmanlı devleti aleyhine şekillenmişti. Vahideddin Han, tahta geçince İttihatçı aleyhtarı olduğu için bu partinin iktidarı istifa etti. Lider ve mühim kadroları bir süre sonra da yurt dışına kaçacaklardır. 13 Kasım 1918'de ise İngilizlerle müttefikleri İstanbul'u işgal ettiler. Sultan, yerinde fakat göz hapsindeydi. Padişah, İstanbul'un işgalden zarar görmemesi ve İstanbul'u boşaltmaya zorlanmanın önüne geçmek için siyaset üretiyordu. Payitaht, İstanbul'dan taşınırsa bu şehir elden çıkar ve bir daha kazanılamazdı. İstanbul düşerse Anadolu da düşerdi. Bu sebeple işgalcileri oyalıyordu. Sevr'i ise her türlü baskıya rağmen asla imzalamadı. Kanun-ı Esasi/Anayasa gereği

Bir gece sabaha karşı Yıldız Sarayı'na baskın yapıldı ve Sultan, geçici süreliğine yurt dışına çıkarılacağı bahanesiyle yerinden alındı. Ayrıca içeriden de Ali Kemal'e atıfla tehditler geliyordu. Gitmese, dirense daha mı iyiydi? Daha iyiydi! Canını da verebilirdi.) Lâkin direnmenin Rumeli'nin kaybından sonra İstanbul ve Anadolu'nun kaybına da yol açacağını düşünmüş olabilir. 36 Padişahın her birinin eksik ve hataları olabilir. Fakat hiçbiri hain değildir. Nitekim ne Vahideddin Han ve ne de aile efradı gurbette perişan vaziyette iken bile Anakara Hükümeti aleyhine tek kelime etmemişlerdir. Yıldırım Bayezıd'a hâin denemez, Mehmed Vahideddin'e de hâin denemez. Ahlâklı, namuslu tarihçiler gibi CHP eski Genel Başkanı ve eski Başbakan Bülent Ecevit de bizim programdan sonra basına "Vahdettin, vatan haini değildir!" diye konuşmuştu...

Son cümle: Tarihçi Mehmed Niyazi Özdemir ağabey, bir gün ziyaretimize gelmişti. Sohbette başkaları da vardı. Şunu anlattı, bu anlattığı belki kitaplarından birinde de vardır. Veya başka meclislerde de anlatmıştır: Bir toplantı sırasında Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal'e yaveri gelir ve kulağına bir şeyler söyler. Mustafa Kemal'in üzüldüğü fark edilir, gözlerinden yaşlar akar. Sofradakilere "Vahdettin ölmüş!" der ve ilave eder: "Vatansever insandı!.." Hakan Halife, 16 Mayıs 1926'da San Remo'da öldüğünde mahallenin bakkalı, tabuta haciz koydurur. Veresiye borçlar, kapatılamamıştır...