İnsanın gözlemleri kendisi için çok şey ifade eder. İzlenimler kısım kısım zihnine yerleşir. Orada yorumlanır ve düşünce olarak dile gelir. İşte böyle bir süreci yaşadım. Kurban Bayramı’ndan iki gün önce bir ziyaret için yola düştük. Trafik olağan akıştan fazlaydı. Bunu normal karşıladım. Ta ki Marmaris, Aydın, Denizli yol ayrımı olan akıllı kavşağa yaklaşana kadar. Trafik çilesi artık zirveye çıkmıştı. Geçen her dakika trafiğe yeni araçlar eklemleniyordu. Sıcak ayrı sıkıştırıyor. Araçlar ayrı sıkıştırıyordu. İşte zihnim o an geçmişe gitti.
Milenyum çağına girmeden önce insanlar bayramı bayram gibi yaşardı. Biz küçüktük. Bayram öncesi her türlü bayram telaşını iliklerimize kadar hissederdik. Hele küçük bir çocuğa büyük bir hediye olacak bayramlıkları pazara almaya gittiğimizde yüzümüzde oluşan tebessümün izi bir bayram haftası bizden ayrılmazdı. Geceden bayramlıkları baş ucumuza koyup arada bir onları severdik. Kimi zaman alıp denediğimiz olurdu. Bu ânı kalıcı hale getirecek bir cep telefonumuz yoktu ama ayna karşısına geçip kendimize caka satmayı bilirdik. Arefe günü kurbanlığın biraz zorlayarak da olsa kapının önüne getirilip sonra sevecenlikle içeri çekilirdi ve bu çok kısa sürecek bir günlük misafirlik için bile hayvanı hoş etmek için çok uğraşırdık. O gece her evden koyun sesleri mahalleyi doldururdu. Sabah bayram namazında önce tekbirler getirirdik, ardından bayramlaşmanın sıcaklığını veren uzun kuyruklarda bize doğru gelenlerin ellerini öperdik. Eve vardığımızda kurbanlık kesilmeye hazırlanırdı. Bir günde kurduğumuz o gönül bağı bizde ne burukluklar yaratırdı. Bilirdik ki Allah’ın hükmü yerine geliyor. Duaya dururduk. Ardından evlerden tüten kavurma kokusu eşliğinde karnımızı doyururduk. Arkadaşlarımız yavaş yavaş kapıları çalmaya başladığında bizde toplaşırdık. Hemen komşulardan başlamak üzere tüm köyü dolanırdık. Kimisinin şekeri kimisinin parası bizim yüzlerimizi güldürmeye yeterdi. Tabi o zaman bu kadar beklentimiz yoktu. Sokaklar şen olur. Şehre göçen köyümüz sakinleri bayram günü köye doluşurdu. O birkaç gün köyün çehresi değişirdi. Sokakları dolduran uğultular ıssızlığı kovardı. Yorganın altına kaç akraba çocuğu beraber girerdik ben sayamazdım. Dedeler, nineler, amcalar, teyzeler hepsi ayrı bir okşardı yanağımızı. Cebimize dolan paraları harcamak için bakkala koşardık. Gelen taze çikolatalar, bisküviler ve gıcır oyuncaklardan bol bol alırdık. İşte böyle bir Kurban Bayramı’nı ardımızda bırakıp yenisi gelsin diye sabırsızlıkla beklerdik. Neşe bizimdi. Gurur bizimdi. Maneviyat bizimdi. Paylaşmak bizimdi. Kıymet bizimdi. Tebessüm bizimdi. Bayram bizimdi.
Zihnim geri döndü. Sıcak Muğla’da iyiden iyiye kendini hissettiriyordu. Trafik daha karmaşık hale gelmişti. Biz de iki yüz metre ilerleyebilmiştik. Geçmişin özlemi boğazımda o an düğümleniverdi. Nereye idi bu gidiş? Marmaris, Fethiye, Bodrum… Elbet tatil hepimizin hakkı, kimseye karışamayız. Şurası gerçek ki yitip giden değerler her geçen gün bizden çalıyor. Farkında değiliz ama anlamamıza az kaldı. Geçmişe özlem duyarak sadece nostaljik bir anlatıya sahip oluruz. Önemli olan bayramı bayram gibi yaşamak. Hı son radyo haberine de değinmeden geçemeyeceğim.” Kurban Bayramı için otellerde doluluk oranı %95’e ulaştı.” Gerçekten Kurban Bayramı’nda mıyız?
Kurban Bayramı’nız mübarek olsun. Sevdiklerinizle sağlıklı, mutlu, huzurlu bir bayram dilerim...