Geldiğin Yeri Unutma!

Abone Ol

Çoğuzaman; görevde yükselerek ya da seçilerek belirli bir makama ve görevegetirilen insanların bu görev-statü değişimi ile birlikte değiştiği, eskisigibi olmadığı, insanlara tepeden bakmaya başladığı gibi birçok eleştiriyapılır. Bu eleştiriler, en çok kişinin yakın çevresi tarafından dilegetirilir. "Artık onu tanımakta zorlanıyoruz." derler.

Böylebir durumda; belirli bir düzeydeki değişim doğaldır, hatta gereklidir. Makam,unvan, statü değişimi ile birlikte; görev, sorumluluk ve günlük işalışkanlıkları da zorunlu olarak değişmektedir. Diğer taraftan, yeni pozisyonauygun iletişim biçimleri de mevcuttur. Dolayısıyla bu kişinin yakınlarıyla olanilişkileri de yeni pozisyonun gerektirdiği iş yapma biçiminden ve mesaidekiyoğunluğundan etkilenebilmektedir.

Budoğal değişimi ve yoğunluktan ya da yeni pozisyonun sırtına yüklediğisorumluluktan kaynaklanan durumu görmeden eleştirmek ise bir haksızlıktır. Heleki bu eleştiri, yakın arkadaşa ve dosta yöneltiliyorsa bu bir vefasızlıktır.

Ancakbütün bu doğal değişim ve durumların ötesinde; belirli bir makama ve görevegetirilen insanların bu görev-statü değişimi ile birlikte değişmesi, geldiğiyeri ve çevresini unutması, arkadaşlarını ihmal etmesi, halktan/çalışanlarındankopması, araya duvarlar örmesi de sıkça rastlanan bir durumdur.

Belkide bu endişeden hareketle birçok makam odasında, " Yola çıktıklarını yoldabulduklarına değişirsen hem yolunu kaybedersin hem dostunu. " (Necip FazılKısakürek) uyarısının asılı olduğu levhalar görmek mümkündür.

Tabiiki odanın bir duvarında asılı olan bu uyarı, zihnimizin ve yüreğimizin birköşesine kazınmamış ise hiçbir anlam ifade etmiyor.

Yardımcılarınınbir randevu alarak odasına girdiği, alt kademe yöneticilerin sekreteri/özelkalemi ile muhatap olabildiği, çalışanlara ve vatandaşa kapısının kapalı olduğuyöneticilerin makam odasının duvarına hangi özlü sözü astığının ya da sosyalmedyada hangi mesajı paylaştığının önemi var mı?

Birimza ile geldiği yerden bir imza ile gönderilen, gece yarısı yayımlanan birkararname ile verilen koltuğu yine bir gece yarısı elinden alınabilen insan;aciz insandır. Hangi makam ve pozisyonda olursa olsun acizdir. Dolayısıyla buacizliğinin farkında olan, geldiği yeri de unutmaz. Geldiği yeri unutmayan isebulunduğu pozisyonun insanlar ile kendisi arasında bir duvar olmasına fırsatvermez. Geldiği yeri unutmayan, sahip olduğu gücü; insanları aşağılamak, horgörmek için kullanmaz.

Geldiğiyeri unutmama konulu güzel bir hikâye anlatılır.

Gazneli Mahmud, bir gün ava çıkar. Yolunukaybedince bir Türkmen çadırına rastlar. Uzun süre yol almış ve susamıştır,karşılaştığı çocuktan su ister. Sultanı karşılayan Ayaz, hiç tanımadığıama önemli birisi olduğunu anladığı Sultan'a çok saygılı davranır. " Babam,çeşmeye su almaya gitti. Az sonra gelir ." diyerek onu bir müddet oyalar.Biraz sonra da çadıra girip bir kâse su getirip Sultan'a verir. Gazneli Mahmud;" B abam, çeşmeden getirecek diye beklettin ama suyuiçerden alıp getirdin. Neden böyle yaptın ?"diye sorar. Ayaz, şöyle cevap verir: " Sultanım, terlive yorgundunuz. Suyu hemen verseydim hasta olabilirdiniz. Terinizin soğumasıiçin sizi beklettim, sonra size suyu ikram ettim. " diye cevap verir. Bu cevap üzerine Gazneli Mahmud, buakıllı genci himayesine alır ve bir süre sonra da sarayın başhazinedarı yapar.

Ayaz; saraya ilk geldiği gün, geçmişiniunutmamak için perişan kıyafetleri ile delik ve yırtık çarığını bir odayasaklar. Zaman zaman da kilitli tuttuğu bu odaya tek başına girip kapıyı arkadankapatarak; " Gazneli Mahmud'un kölesi oldun diye kibirlenme,eski çarığına ve pırtılarına bak ve kim olduğunu hatırla ." diye kendi kendine söylenir. Sultan Mahmud'un en çokkıymet verdiği ve güvendiği adamı olduğundan etrafındakiler onu çekemezler ve " Kilitliodasında çaldığı altınları ve defineleri saklıyor. " diye onu Sultan Mahmud'a şikâyet ederler.

Ayaz'ı tanıyan ancak onu çekemeyenlere de bir dersvermek isteyen Sultan, odanın kapısının kırılıp Ayaz'ın ve odadaki her şeyinalıp getirilmesi talimatını verir. Odanın kapısı kırılınca hazine ve altınlaryerine Ayaz'ın yırtık eski elbiseleri ile delik çarığından başka hiçbir şeybulunamaz. Sultan, olup bitenlerin bunun sırrını Ayaz'asorar. Ayaz, şu cevabı verir: "Senin huzuruna gelmeden önce bu elbiseye veçarığa bakarım, gururumu bununla defederim. Benim değerim budur, bundan başkane varsa senin cömertliğindendir ."

Unutmayalımki; atama ya da seçim yoluyla bize verilen her pozisyon, bu Devlet'in ve bumilletin cömertliğinin bir sonucudur. Oturduğumuz bu koltuklar, bize emanettir.Ve her emanet gibi, bir gün geri alınacaktır.

Geldiğimizyeri unutmayalım!