Elli Yılın Öğrettikleri-1

Üretmenin ve paylaşmanın, hayatın anlamına denk ve insana en iyi gelen iki şey olduğunu gördüm.

Köprü olmanın, yaratılış gayesine en uygun beceri olduğunu gördüm.

Farkındalığın, en değerli yetenek olduğunu öğrendim.

Bilmenin, okumanın ve yazmanın bir yönüyle de düşman kazanmak olduğunu gördüm.

İnsanın, kırıldığı yerden yeşerdiğini, düştüğü yerden kalktığını öğrendim.

İnsanın bir sorunu varsa ve bunu dert edinirse sorununun ikiye çıktığını öğrendim.

Duygusal, nezaketli ve sorumluluk sahibi insanların daha kırılgan; kırılgan olanın da daha güçlü olduğunu gördüm.

İncinen/incitilen insanın, kendini sağaltmayı başardığını ve başkalarının yaralarını da iyileştirebildiğini gördüm.

Evi, yatırımlık arsaları, pahalı arabası, altın hesabı olmayanın hiçbir maddi varlığın eksikliğini hissetmediğini gördüm.

Kimsenin ve hiçbir bir yerin adamı olmayanın daha güçlü olduğunu gördüm.

Atasına ve toprağına nankörlük edenin başının dertten kurtulmadığını, kaymakam olsa da adam olamadığını gördüm.

Nehirlerin, önüne çıkan engeller sayesinde yolunu bulduğunu öğrendim.

Size yaşatılan her şeye rağmen; hakkınızda konuşan, dedikodu yapan insanlardan daha iyi olmanın ve onlardan önde yürümenin verdiği keyfin tadını çıkarmak gerektiğini öğrendim.

Takıldığın ayağın, çoğu zaman en yakınındakine ait olduğunu gördüm. Elmanın kurdunun içinden olduğunu öğrendim.

Gücünü, zor zamanda yanında olanların iyi günlerini zindana çevirmek için kullananların; kendi zor zamanlarında yanında kimse olmadığını gördüm.

İşini iyi yapmanın ve bir şeyler yapmak istemenin, ne kadar rahatsız edici olduğunu öğrendim.

Her şeyin fani olduğu dünyada, ilişkileri hasbî olmayanların da bir miadının olduğunu öğrendim. Bu nedenle trenden inenlere, sessizce hayatımızdan çıkanlara üzülmemeyi öğrendim.

İnsanın başı rahata erdiğinde; kapısını açanı, elinden tutanı, yazgısına eşlik edeni unuttuğunu gördüm. Tıpkı, zindandan çıkan arkadaşının, sultanın huzurunda Yusuf’u unuttuğu gibi…

İnsanın sahip olduğu her şeyin nasibi olmadığını, bazılarının da insanın imtihanı olduğunu gördüm.

İnsanın sevgisi, ilgisi ve sorumluluğu ne kadar fazla ise kırılma ihtimalinin de o kadar fazla olduğunu öğrendim.

Tam “Oldu artık!” dediğimiz anlarda bir şeylerin oluverdiğini, tam gözlerimizi kısıp sevincini yaşamaya hazırlanırken birden sarsıldığımızı, kendimizi bir şaşkınlık ya da düşkünlük içinde buluverdiğimizi; dolayısıyla da bu dünyanın rahat etme yeri olmadığını gördüm.

Birilerine verdiğiniz rahatsızlık ilkesel, ahlakî ve hayata bakışla ilgiliyse; mevziinizi değiştirseniz de düşmanınızın hiç değişmediğini gördüm.

Yüzünü görmek istemediğiniz insanlardan uzaklaşmaya cesaretiniz, koşullar ne olursa olsun işinizi severek ve hakkını vererek yapma isteğiniz, değişimin gücüne dair inancınız varsa bütün yolların istediğiniz yere çıktığını gördüm.

Nasip olursa haftaya devam ederiz.

21.01.2026