Ege'de Kurtuluşun Belleği Bir Yazar: Sabahattin Burhan

Abone Ol

"SabahattinBurhan'ın üst üste dizdiği boyunu çoktan aşan kitaplarının yanında fotoğrafınıçekiyorum. Ağarmış saçlarından yılların yorgunluğunu üstünden atmış yaptığıemsalsiz hizmetlerin huzurunda nurlanmış bir yüz görüyorum. Daha yazılacak niceeser ver bu bellekte diyorum. O bellekte Batı Anadolu dağlarının zirvelerindenkartal gibi gökyüzüne bakan mor cepkenli efelerin, zeybeklerin keskinbakışlarını hissediyorum."

Eserleriniokuduğum bir yazarla karşılıklı oturmuş sohbet ederken düşünüyorum. Bir okurolarak kitaptan edindiğim izlenimler ve kitabın hayatıma dokunduğu noktalar birayrıntı olarak bir kenara not ediledursun eseri yazan kalemin ağzındanaktarılanlar bambaşka pencerelerin açılmasını sağlıyor. Eser yazarıyla bambaşkabir boyutlara ulaşıyor.

İlkkarşılaştığımız an insanı samimiyetiyle kuşatan güler bir yüzün etkisinde kalıyorsunuz.Gözlerinin içi gülerken yaydığı ışık sohbete başladığı an daha da parıldıyor,hemen o dakikada onunla hayatının merkezine aldığı dünyaya dalıveriyorsunuz.

Sohbetesnasında hangi kitaplarını okuduğumu düşünüyorum. Üç ciltlik Yörük Ali Efe,iki ciltlik Çete Ayşe ve Çakırcalı Mehmet Efe. Çine ırmağının sınır olduğu yerekadar Yunan işgaline terk edilmiş bütün Ege topraklarında halkın direnişini vebu direnişe önderlik eden kahraman Efelerin, Zeybeklerin hikâyelerini ilk kezokuduğum kitaplar.

Adıgeçen kitapları okumamı öğrencilerimle bir gezi esnasında ziyaret ettiğimizÇayyüzü Şehitliği'nde yaşadıklarımız vesile olmuştu. Çine ırmağının öteyakasında yani İtalyan işgalinde kalan kısmında doğup büyüyen biri olarak Yunanzulmüne bu kadar yakın olmak beni dehşet içinde bırakmıştı. Yunanlıların BatıAnadolu'da halkımıza yaşattığı zulümden haberim vardı ama yaşanılan zulümün buderece ağır olduğundan bihaber olduğumu anladığımda hissettiğim utancı tarifedemem.

Evet,zeybek hikâyesi dinlemeyi severdim. Hele zeybek oyunları, zeybek müziğindekicesaret, mertlik ve tavır için için coştururdu beni. Bir de Faruk Nafiz'in"Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin" mısralarında her türlü ihanete,haksızlığa, zulme başkaldırışın haklı isyanını hissederdim.

ÇayyüzüŞehitliği bir Çanakkale, bir Sarıkamış, bir Ermeni mezalimi gibi burnumuzundibinde yaşanmış bir kahramanlığı hatta bir destanı barındırıyordu. ÇayyüzüŞehitliği ziyaretimde; çocukluk günlerime dalıp gitmiştim. Her 6 Eylül'deAydın'ın Kurtuluş Günü için yapılan törenlere ailesiyle katılan bu çocuğungözünde efelerin, zeybeklerin geçit törenini seyre durmuştum. İşte o ankurtuluş günlerinin coşkusunu tam anlamıyla idrak etmiştim. Efelerin,zeybeklerin ismi Kurtuluş destanında farklı bir yerdeydi benim için. O günSabahattin Burhan ismini ilk duyuşumdu.

SabahattinBurhan'ın okuduğum ilk eseri Yörük Ali Efe serisiydi. Oldukça hacimli, oldukçaemek verilmiş bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmış ve okumaya başladığınızandan itibaren sizi saran samimi ve coşkulu bir Türkçe'nin eşliğinde keyiflibir yolculuğa çıkabileceğiniz bir kitapla karşı karşıyaydınız.

SabahattinBurhan'ın eserleri kendine özgü üslûbuyla farklı bir okumaya götürüyordu sizi.Sabahattin Burhan'ın Yörük Ali Efe serisi bir okur olarak farklı bir gözlemleryapmama vesile olmuştu. Kitap okumada oldukça seçici olan ve kolay kolayokumaya başladığı kitapları tamamlamayan rahmetli babam bu üç ciltlik seriyipür dikkat okuyup tamamlamıştı. Kitabı okuduktan sonra bana dönüp, "İşte bukitapta hakikatin ta kendisi yatıyor. Her bir sayfasında yakın tarihimizhakkında karanlıkta kalan yerler aydınlanıyor." demişti.

Rahmetlibabamın üstüne basa basa vurguladığı bu tarihî aydınlanmayı yazarlasohbetimizde daha derinden yaşıyorum. İki saate neler sığdırıyor neler? Bütünömrünü Kurtuluş destanının Batı Anadolu topraklarında yaşanan direniş safhasınave bu direnişin kahramanlarının hayat hikâyelerini yazmaya adayan SabahattinBurhan gözümde o kahramanlardan biri olup çıkıyor.

Yunanzulmünün bütün vahşetini, çilesini şu an sözcüklerle ifade edemeyeceğimizboyutlarda yaşayan halkın ve bu halkın içinden çıkıp bu yaşananlara dur deyipsavaşan efelerin, zeybeklerin ve onların nezdinde bütün kahramanlarınhikâyesini yazmak da bir direniştir.

Zamanıntükettiği ve benliğin hunharca silmeye çalıştığı kimliğimizin kaynaklarına,belleğine sahip çıkma direnişi. "Evvelâ millete tarihini, asîl bir milletemensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletinçocukları olduğunu öğretmeliyiz" diyen Atatürk'ün işaret ettiği aydınlanmayabir nefer olarak giren bir ömrü bu uğurda mücadeleye taşıyan bir kahramandıgözümde Sabahattin Burhan!

Birmilletin var oluşu evlatlarının tarih şuuruna sahip oluşuyla mümkündür.Sabahattin Burhan gibi Cumhuriyete kanat geren, Cumhuriyeti kuşatan kültürişçilerinin varlığı tarih belleğinin, tarih şuurunun gelecek nesillereaktarılmasında onlara birer kahramanlık payesi kazandırır.

SabahattinBurhan'la sohbetimizde bu düşünceler birbirini kovalarken birden kitaplarınımasanın üstüne dizdiğini görüyorum. Onlarca eser ve her bir eser için harcananonca mesai. Aydın'ın, Denizli'nin, Uşak'ın, Muğla'nın Yunan işgalini yaşamış butoprakların adım atılmadık dağı, bayırı, ovası, köyü, kasabası kalmamış. Sadecebirer kitap yazmakla kalınmamış efelerin, zeybeklerin hayat hikâyelerininardında topyekün bir halkın kahramanlığı şehitleriyle, gazileriyle karşımızda.

Yunanzulmünün tanıklığını yapan ve yöre halkının yaşadıklarının nişanesi olan butoprakların her bir zerresine nüfuz eden yerlerimiz yeniden imar edilenşehitliklerimizle, mimarî anıtlarla hayat bulmuş. Bu toprakların şimdikizamanını yaşayan bizler atalarımızın asil ruhlarının gölgesine sığınıpkendimize gelebiliriz belki.

SabahattinBurhan'ın üst üste dizdiği boyunu çoktan aşan kitaplarının yanında fotoğrafınıçekiyorum. Ağarmış saçlarından yılların yorgunluğunu üstünden atmış yaptığıemsalsiz hizmetlerin huzurunda nurlanmış bir yüz görüyorum. Daha yazılacak niceeser ver bu bellekte diyorum. O bellekte Batı Anadolu dağlarının zirvelerindenkartal gibi gökyüzüne bakan mor cepkenli efelerin, zeybeklerin keskinbakışlarını hissediyorum. Kekik kokuları eşlik ediyor birden ve bu topraklarıncümlelere intikal edecek nice güzelliği.

Binbirbaharı saklayan bu topraklar için ölümü ten kafesinin bir emaneti olarak hiçesayan ve vatan yapan imanın sıcaklığı yayılıyor içime.. Ve kitaplar. Yörük AliEfe, Gökçen Efe Destanı, Kozalaklı Mehmet Efe, Durmuş Ali Efe, Sökeli CaferEfe, Çiftlikli Kübra Efe, İmamköylü Çete Ayşe, Çakırcalı Mehmet Efe, YazılmamışDestan, Dörtler Dönüyor, Anadolu Kan Ağlıyor ve isimleri saymakla bitmeyecekromanlar, hikâyeler, senaryolar, tiyatro oyunları.

Biran Ahmet Mithat Efendi aklıma geliyor. Ona "yazı makinesi" lakabını taktıranüretkenliği aklıma geliyor. Velud bir yazar olarak Sabahattin Burhan'ınüretkenliğini isimlendirecek bir kelime bulamıyorum.

Kitaplarbelki bir efenin ismi etrafında toplanıyor ama o kahramanları kahraman yapanyanı başındaki efeler, zeybekler, yarenler kadını, erkeği, yaşlısı, çocuğu birmillet ve muhteşem bir bellek duruyor arkasında.

Herşeyin başlangıç noktası Nazilli'nin kurtuluş gününde efelerle fotoğraf çekilenon beş yaşındaki gencin heyecanında ve hayâllerinde saklı. O fotoğraftakigencin gözlerindeki ışığı aradan kaç yıl geçmişse geçmiş Sabahattin Burhan'ıngözlerinde hâlâ görmek mümkün. Sabahattin Burhan'ın o fotoğraftaki on beş yaşınheyecanı ve bir davaya baş koyduğu azim hâlâ yaşamakta. Sözlü kültürümüzünyazılı belleğe aktarılmasında bir derleyici olarak da Sabahattin Burhan birakademi yetkinliğinde.

Birömrün adanmışlığında Kurtuluş zaferimizin heyecanını yaşayabiliyoruz. Onuneserlerini okurken kendimize geliyoruz. İnsanımızın özünü oluşturan asıl mayayaulaşıyoruz. Yazar her bir kitabının bir sayfasında özellikle vurguluyor bukarakteri.

Milletleriniyisi kötüsü yoktur; insanların iyisi kötüsü vardır. Amma velâkin büyükmilletlerin mensuplarında nefret, kin, garez, insana ihanet yoktur. Vatanınısavunmak gayesiyle bir haysiyet ve hürriyet mücadelesi veren Türk'ün özündekimerhameti, sevgiyi, bağışlayıcılığı ve de tüm insanî hasletleri SabahattinBurhan'ın kitaplarında bulabilirsiniz.

BugünTürk-Yunan kardeşliğinden dem vurup evrensel insan sevgisiyle kendi milletinetepeden bakmakta sakınca duymayanların yükseltmeye çalıştıkları tek dişi kalmışmedeniyetin insanlarının yaptıklarını gözden kaçırmamaları gerekir.

Biryanım savaşçıysa bir yanım insan diyen kahramanlarımızın hikâyesindeki asaletialperen ruhundan aldığını unutmamalıyız. Burada medeniyetin timsali olduğusöylenen Yunanlıların çok yakın zamanda yaptıkları zulümleri ifade etmektenbile imtina ederken Türklük gibi ulu ve yüksek ruhlu bir milletin karakteriniSabahattin Burhan'ın kitaplarındaki kahramanların hikâyelerinde bulabilirsiniz.

SabahattinBurhan hocamızın onca kahramanını anmak, onların hikâyelerinden dem vurmakyerine kitaplarının okunmasını tercih ve tavsiye ediyorum.

Hocamızıneşi Hülya Burhan'ın yazdığı bir hikâye var ki burada anmadan geçemeyeceğim. Birmilletin çocuklarının varlığının geleceği için ne kadar büyük bir teminatolduğunu, vatanı büyük bir emanet olarak gören bir şehit evladımızınhikâyesinde buluyoruz. Köyüne yaklaşan Yunan ordusunu görünce arkadaşlarınaköye haber vermeleri için zaman kazandıracak süreyi kendini feda ederek başaranbir şehidimizin hikâyesi.

Babasınıbu mücadeleye şehit vermiş Malgaç Mustafa köyünden Hatıplar'ın ŞehitSüleyman'ın hikâyesi. Yunan'ın işgalini ve insanımıza yaptığı işkenceleri duyanon dört yaşında taptaze bir fidanın, yazarın ifadesiyle Millî Mücadele'nin"Körpe Kuzu"su Hatıplar'ın Süleyman'ın şehadete giden yolda yaşadıklarıanlatılıyor. Köyü, köylüyü, ailesini tanıyoruz yakından. Yaşadıkları normalhayattan nasıl koparılıp işgal karşısında biçare bırakılışlarına şahitoluyoruz.

AmaSüleymanlar boş durmuyor, Süleymanlar çaresiz değil, Süleymanlar ruhlarındakiasaletten, göğüslerinde yaşattıkları iman gücünden ve mayalandıkları Türkkimliğinden güç buluyorlar. Canlarını bu uğurda feda edecek derecedevatanlarını seviyorlar.

ŞehitSüleyman'ın hikâyesini okuduğum günden beri Süleyman'la köyün girişindekimezarlıkta Yunan birliğinin köye gelmesini bekliyorum. Yine Süleyman'la Yunanbirliği girerken yattığım pusudan çıkıp birliğin başındaki Yunan kumandanınıalnının çatısından vuruyorum. O anki zafer anı vücuduma saplanan yüzlercemerminin açtığı yarayı hissetmiyorum bile. Şehadet şerbetini içerken geleceknesillere emanet ediyorum varlığımı.

Bukısa hikâyedeki hakikat derinden sarsıyor beni. Sabahattin Burhan'ı, ailesinihayırla yad ediyorum. Aradan yıllar geçmesine rağmen Hatıplar'ın ŞehitSüleyman'ın hikâyesini aramışlar, derlemişler, yazıya geçirmişler. Bununlakalmamışlar mezarını yaptırmışlar. Şehit Süleyman'ın hikâyesi gelecek kuşaklarabayrak olsun diye mezar taşına da şöyle yazdırmışlar:

"EyYolcu! Burada saygıyla dur. Çünkü burada yatan 14 yaşındaki yiğit tek başınaYunan birliğinin karşısına çıkmış, birlik komutanını öldürdükten sonraYunanlılar tarafından makineli ateşiyle taranarak babası gibi şehit edilmiştir.Malgaç Mustafa köyünden Hatipler'in Ali oğlu Şehit Süleyman ruhuna Fatiha."