Efendim, İnsanlar Değişti

Büyük sözler, büyük serzenişler hepimizin dilinden yuvarlanıp geliyor. Bir kahve köşesinde bir bardak çay içip dinleneyim desen hemen kolun dürtülüyor. Misafir kapıdan girip iki hoş beş ettikten sonra başlıyor dertlenmeye. İş yerine bir malzeme sormaya gelen adam malzemeden çok insanlardan bahsediyor. Konu özünden uzaklaşıp sosyolojik bir derse dönüşüyor. Oflayanlar, puflayanlar, ahlayanlar, vahlayanlar! Hiç durmadan sızlanıyor. Gece olur sakinleşir diyorsun. Ne mümkün! Sıcak, soğuk, gece, gündüz, yaz, kış demeden içindeki kederi döküyor. Kimisi umursamıyor, kimisi de döküleni toplayıp kendindeki dert yükünü artırıyor. Lakin ilginç bir hâl var. İnsanı yargılarken bir kez de aynaya dönüp kendimize bakmıyoruz. İşte bütün iş buradan başlıyor.

Neyden mi bahsediyorum? İnsanların birbiri üzerinden serzenişi ve toplumun kötüleşmesi üzerine sokaklara taşan şehirleri aşan nidalara kulak vermek ve anlamaya çalışma çabasından bahsediyorum.

Efendim ortalıkta fitne, fesat, yalan kol gezer olmuş. Kime neye güveneceğimizi şaşırdık. Dön bak bakalım kendine. Çalıştığın iş yerinde, mahallende, aile efradında lafına sözüne dikkat ediyor musun? Türlü hesaplarla iş yapıyor musun?

Efendim bela, musibet her yeri sarmış; kötülük etrafta kol geziyor. Düşün geçen günlerde mağazada karşılaştığın bir adamla sudan sebeple kavga etmeye ramak kala araya giren insanları düşün.

Efendim küçük büyüğü tanımaz olmuş. Millet anasını babasını sokağa atacak yer arıyor. Sen değil miydin daha kısa zaman önce bu ülkede ne geldiyse başımıza yaşlılardan geldi. Geleceğimizi kararttı. Elimde imkan olsa yaşlılara hiçbir hak vermem diyen.

Efendim haram helal birbirine karışmış. İnançları için yaşamak yerine dünyalığı için yaşar olmuş insan. Düşün bakalım, faiz oranı yüksek diye bankaya parayı kim koydu? Kim üç kuruş fazla kazanırım diye hesap yaptı. Tabi ki sen.

Efendim insanlar çok cahil! Oy vermeyi bilmez. Nerede ne yapılacak bilmez. Fikri bile yoktur. Onlarla aynı ortamda olmak bana zulüm geliyor. Kendin ne yaparsın, kitap mı okursun? Hayır, sinemaya mı gidersin? Hayır, bir konferans bir panel olur da onu mu can kulağıyla dinlersin? Hayır. O zaman?

Efendim israf var. Herkes elinde olanı gösteriş için harcıyor. Kendisi için değil toplum güzel desin diye alıyor, yapıyor. Hatırladın mı o günü? Ne demiştin iş yeri toplantısında Avrupai yemek yeme kültürü gibi benim yaptığım. Görgüsüz olmamak için tabağımda biraz olsun bırakıyorum. Böylece modernleşmenin değişmez kurallarına uyuyorum. 

Efendim ülke ekonomisi hiç gelişmiyor. Fabrikalar çalışmıyor. Olan da bir süre sonra kapanıp gidiyor. Hani üretim? Hatırla yabancı ürünleri hayranlıkla tükettiğin kendi ülkende mi dışarıda mı üretildiğine dair hassasiyetin olmadığı günleri hatırla.

Efendim bizim çocuk da toplumdaki diğer çocuklar da çok bozuldu. Ah nerede o eski çocukluk günleri? Biz söz dinlerdik. Severdik, sayardık. Dediklerini hatırla. Benim evladım. Benim yaşadıklarımı yaşamasın. Özgür olsun. Bırakın ona kural koymayı, nasılsa bir gün öğrenir. O gayet önemli bir birey.

Düşünme bu kadar derinden. Ne yaptıysak kendi elimizle yaptık. Erdemler kulesi inşa edilirken yıkmak için uğraştık. Değerler yerle yeksan olsun istedik. Biz değil, ben demek için hep en öne geçtik. Benliğimizi oluşturan kriterleri yok saydık. Küçük gördük. İnancımızı hafife aldık. Biri işaret ettiğinde parmağını kıvırıp başka yöne döndürdük. Ben değil o dedik. Efendim, insanlar değişti! Demeyelim. Hepimiz değiştik!