Dışı seni, içi beni yakan Muğla...

Muğlailinde 35'in üzerinde antik kent bulunuyor.

Bubile Muğla ilinin ne denli yaşanılır bir il olduğunu gösteriyor.

1970'liyıllarından sonra Muğla ili turizmi ile öne çıkmaya başladı.

İstanbulve Ankara şehrinde oturanlar, kooperatifler kurarak Bodrum, Milas,Marmaris, Fethiye, Göcek, Akyaka gibi yerler de mevzi imar planıyaptırarak ikinci konut denen yazlık yaptırmaya başladılar.

Muğlaili, mevzii imar planı yapımında adeta dünya şampiyonu oldu.

Belediyeler,mevzii imar planı teklifi ile karşılaşınca, kooperatifyöneticilerinden ihtiyacı olan para, vidanjör, çöp arabası,damperli kamyon gibi ihtiyaçlarını aldırarak, mevzii imarplanlarını koruyorlardı.

Buişten, hem alan, hem de veren, memnundu.

Sahillerimizmevzii imar planları ile adeta yamalı bohçaya döndü.

1980'liyılların ortalarında Muğla sahilleri Özel Çevre Koruma Alanı(ÖÇK) alanı içine alındı.

Hedefde imar planları daha kaliteli yapılsın, plan bütünlüğüsağlamsın, istendi.

1992yılına gelince, yeni 3621 sayılı kıyı yasamız yürürlüğegirdi.

3621sayılı yasamız konaklama tesislerimizin denizden 100 metreçektikten sonra yapabileceğimizi emrediyordu.

1992yılından önce inşa edilen yazlıklar, oteller denizden 10 metreçekilerek inşa edilmiş iken, 1992 yılından sonra yapılankonaklama tesisleri denizden 100 metre çekilerek yapılmayabaşlandı.

Buuygulama sahillerimizde adeta bir depreme neden oldu.

İnsanlar"Bu uygulama Anayasamızın eşitlik ilkesine aykırı "diye şikayet etmeye başladılar ve yüzlerce niza çıktı.

Buçifte standart uygulama, kaçak yapılaşmayı adeta tetikledi.

İnsanlar'Benim tapulu arazime ihtiyacım olan evimi yapmama kim karışabilir?"mantığı ile davrandı ve kaçak yapılaşma aldı başını gitti.

Kaçakyapılaşma o noktaya geldi ki, 2018 yılında imar barışıçıkarılmak zorunda kalındı.

Böylece,31.12.2017 tarihinden önce yapılan kaçak yapılar meşru hâlegelmiş oldular.

Bozburun,Selimiye, Orhaniye, Mesudiye, Yaka, Cumali (Palamutbükü sahili)gibi turizm köyleri bu şekilde son şekillerini almış oldular.

Busahil köyleri, mavi yolculuğun uğrak yerleri durumundalar.

Buköylerdeki oteller, pansiyonlar Mayıs- Kasım ayları arasındaTürk turizmine, mavi yolculuk yapanlara büyük hizmet veriyorlar.

Adetayazlık modası geçmiş, insanlar bu köylerden tekneler ile günlük,haftalık tekne seyahatlerine çıkarak turizme yeni bir boyutkazandırıyorlar.

Cennetsahil köylerimizin, kanalizasyon, arıtma tesisi ve çöp imhatesisleri maalesef yok.

Evselatıklar ile teknelerin atıkları büyük bir sorun oluşturuyor.

Maviyolculuk yapılan koylarımızı foseptik çukuru gibi kullanıyoruz.

Vakitkaybetmeden bu köylerimizin kanalizasyon, arıtma tesisi ve çöpimha tesisleri yapılması lazım.

Bualtyapılar yapılmaz ise büyük bir yok oluş bizi bekliyor.

Buhayatı ihtiyaçlar, dillendirilince, idare veya yetkililer, "Busahil köylerin imar planları yok. İmar planında yollarbirleşince, kanalizasyon hatları bu yollardan geçirilir. Planolmayınca kanalizasyon ve arıtma tesislerini yapamıyoruz"diyorlar.

Suşebekesi, elektrik şebekesi ve telefon şebekeleri de altyapılardır.

Bualt yapılar yapılır iken, kanalizasyon ve arıtma tesislerininyapılmamasını imar planı yokluğuna bağlamak akıl karıdeğildir.

Örneğini, mavi yolculuğun ve tekne yapımının merkezi haline gelen Bozburunkasabasının sahilden geçen yoldan kanalizasyon boru hatlarınıgeçirmek pekala mümkün.

Buyol üzerindeki tüm. pansiyon ve oteller imar affı ile ruhsatlıhale gelmiş bulunuyor.

Butesisler tüm evsel atıklarını vidanjörler vasıtası ilealdırabiliyorlar.

Bozburunkasabasının kanalizasyon ve arıtma tesisi yapılmaz ise,önümüzdeki yıllarda Bozburun'un güzelim denizi koli basılıyüzünden yüzülmez bir hale gelecektir.

Yüzülemeyendenizlerde turizm de olmaz mavi yolculuk da olmaz.

Maviyolculuk, pansiyon turizmi yapılan sahil köylerimizde binlerceaile geleceklerini turizme bağlamışlar.

Amadenizlerinin kirlenmesinden de o kadar korkuyorlar.

Su,elektrik, telefon alt yapılarımızı yapan devlet, neden işkanalizasyon ve arıtmaya tesisi yapımına gelince "İmar planıyok ondan dolayı kanalizasyonu yapamıyoruz " bahanesinesığınıyorlar anlamıyoruz, diyorlar.

Çözümüretmeliyiz çözüm...

Bahanedeğil....