YÖRÜK OBALARI
Başlık benim değil...
Devrim Karakuş’un.
Olacak iş değil ya; Bir gün Muğla’da, Muğla ilini kapsayan tek bir “Muğla Yörük Obası Derneği” kurulursa kendisi Ramazan Kıvrak ‘danışmanlığında’ başkan adayımdır...
Bu memlekette birileri ‘nereden yetki aldılarsa’ ekmek veya ulufe dağıtır gibi “beylik” ikramında bulundular!
Yetkim olsa hepsini iptal eder, o “bey” unvanını Bodrum’da Mehmet Kocadon’a, Fethiye’de Ramazan Kıvrak’a ve Muğla’da Devrim Karakuş’a yakıştırırım.
Muğla Yörük Obaları Derneği düne kadar Osman Gürün’ün arka bahçesiydi. Seçilme garantisi olsa aday olurdu da, aday gösterilmeyeceğinin, gösterilse de seçilemeyeceğinin kokusunu almış olmalı ki, “oba kaderi ile baş başa kaldı”...
Aslında tam da öyle olmadı. Bu sefer galiba tamamen Demokrat Parti’nin (DP) eline kaldı.
Hepimiz biliyoruz ki “yörük” denildi mi ilk akla gelen Toroslar ve Çanakkale’den Muğla’ya Ege olsa da yörükler Balkanlardan Kafkaslara Anadolu’nun her yanında olduğu gibi her partide de yörük vardır.
Ve obalar “seyirlik aktivite kumpanyaları” değildir.
Yani Devrim Karakuş “soylu boylu” bir “oba beyi” olabilir. Önerimdir...
xx xx xx
“DEZENFORMASYONUN DİBİ”
Bu girişten sonra konumuza gelelim.
Bugün yazımın başlığı gibi konumuzda Devrim Karakuş’tan.
Senem Kıvrık’ın katlinin ardından “mor cepken” yine gündeme geldi.
Bizim Muğla’daki bazı “obalar” da var mı bilmiyorum, “ Türk, Türkmen, Yörük geleneğinde” böyle bir şey yok. Ne var ki her “ kadın cinayetinde” olduğu gibi Senem Kıvrık’ın ardından da bu gerçek dışı masal internette yine dolaştırılmaya başladı.
Adam gibi Yörük Obası olsa çıkar bir açıklama yapan olurdu. “Böyle bir gelenek yok. Bu bir uydurma” deyip noktayı koyan olurdu. Belki daha da “köpürten” çıkardı... Kimseler yok...
Neyse ki Devrim Karakuş var.
Kendisinden geçen hafta sonu “Dezenformasyonun Dibi ‘Mor cepken’..” başlıklı bir ileti aldım.
Devrim Karakuş iletisinde “Ne oldu? Yine kadın cinayeti olur olmaz herkeste bir mor cepken öyküsü paylaşma fırtınası koptu...” diye isyan etmiş...
xx xx xx
DEVRİM KARAKUŞ’TAN DİNLEYELİM
Devrim Karakuş benim “isyan” dediğim vurgusundan sonra “Peki hiç aklınıza geldi mi? Belki de tam olarak, Türk geleneklerinde yeri olmayan, sonradan uydurulmuş ‘Mor cepken’ öyküsünün veya buna öykünmenin kadın cinayetlerinin asıl sebebi olabileceği...” diye devam etmiş...
Gelin iletiyi birlikte okuyalım:
“Öncelikle kesin bir bilgi verelim, Mor cepken vaktiyle okuyana hoş gelen kurgu bir öyküdür!!
Evet kurgu!!!
Neymiş erkeği tarafından aşağılanan kadın mor cepken giyip bir köşeye otururmuş. Gelen geçen görünce erkeği rezil olurmuş, insan yüzüne bakamazmış bla bla bla...
Yahu kadını bu kadar edilgen kılan, kadını yok sayan bir hikayeden nasıl bir medet umulur? Kadın taaa gençliğinde ‘acaba ileride kocam olacak kişi bana kötü davranır’ mı düşüncesine giriyor veya sokuluyor, bunun sonucunda çeyiz sandığında cepken saklıyor vb vb...
Hiç mi Türk Tarihinden haberiniz yok?
Hiç mi geleneklere dair mantıklı bir bağınız, bağlamınız yok?
Nerede kaldı İbn-i Batuta’nın ve pek çok seyyahın Türk Obalarında Kadınlarla erkeklerin birbirine eşit sayıldığını, özgür olduğunu anlatan yazıları...
Hiç mi Dede Korkut duymadınız?
Evleneceği erkeği bile ok atarak, güreş tutarak, kılıç sallayarak seçen Banu Çiçek masalını da mı işitmediniz?
Hadi bunlardan haberiniz yok, Dünyada eril dişil kelime ayrımı olmayan Türkçe diye bir dilimiz olduğunu da mı bilmiyorsunuz?
Geleneklere uygun yetiştirdiğiniz Türk Kadını cepken alıp dağa bayıra çıkmaz...
Zaten bir erkek kadar iyi yetişmiştir, gereğini kendisi yapar.
Siz siz olun kızlarınızı geleneklere uygun yetiştirin ki hiç bir erkek cesaret dahi edemesin, yoksa daha çoook cepken dezenformasyonu ile romantik gözyaşı dökersiniz...
Her mor cepken güzellemesi kadınımızı edilgen kılar bilesiniz, benden uyarması...
Cepkenmiş peeehh!!!”
xx xx xx
Devrim Karakuş’a katılmayanınız var mı?
Olabilir... Ben katılıyorum.
Ancak “gelenek” konusunda küçük bir saptama yapmak istiyorum.
Devrim Karakuş’un dediği gibi kızlarınızı ve elbette oğlanlarınızı da geleneklerinizle yetiştirin.
Ne kızların mor cepkene ihtiyacı olsun, ne de oğlanların yetişkin olup evlendiklerinde eşlerine mor cepken ihtiyacı doğuracak insanlık dışı davranışları olsun...
O “geleneklerde” aman ha “olmaz olası, kör olası” geleneklerden olmasın...
xx xx xx
DÜNKÜ YAZIM VE MASUMİYET KARİNESİ
Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal’ın Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın ardından ‘Şiddete Karşı Tutum Belgesi’ni imzalamasını ele aldığım dünkü yazımda açıklamanın bir bölümüne yer vermedim. Tereddütte düştüm. ‘Şiddete Karşı Tutum Belgesi’ imza töreni ile ilgili Menteşe Belediyesi Basın Halkla İlişkiler biriminden servis edilen haberde “Menteşe’de Her Kadının Yanında Olma Sözü Veriyorum” ara başlığı altında Başkan Köksal’dan şu ifade yer alıyordu:
“Senem’i öldüren kişi eski bir Belediye çalışanıydı. Bu olay bize işe Belediyemizden başlamanın ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Şiddet her yerden gelebilir. Geçtiğimiz günlerde bir kadına karşı şiddet uygulayan personelimizin Belediye ile ilişiğini kestik. Suçu kabul etti, yargılama başladı, yargılama sonucunu beklemeden işten çıkardık. Şiddetsiz bir çalışma yaşamı için önce Menteşe Belediyemizden başladık.”
Bu ifadeye yer vermedim. Haber inşa edilirken Başkan Köksal’ın ifadesi yanlış anlaşılmış olabilir diye düşündüm. Çünkü başkan yardımcısı ‘hukukçu’ olan bir başkan “masumiyet karinesini” dikkate alırdı…
Daha sonra Nejat Altınsoy’un paylaştığı haberi gördüm. Orada da “Menteşe Belediyesi, basında çıkan ‘Menteşe Belediyesi çalışanı kadına tacizden tutuklandı’ başlıklı habere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada; ‘Konunun öğrenilmesi ile birlikte adı geçen ve suçunu kabul eden personelin belediye ile olan ilişiği derhal kesilmiş, yargılanma süreci beklenilmeden işten çıkarılmıştır’ ifadelerine yer verildi. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmasıyla gözaltına alınan şüpheli S.G çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.” deniliyordu...
Şaşırdım... Tereddütüm kalktı, ama şaşkınım...
xx xx xx
BENCE ACELE EDİLMİŞ!
Evet, “Hak, hukuk, adalet” diyen bir partinin belediye başkanı bu kadar acele etmemeliydi... Ben başkan Köksal’ı anlamaya çalışıyorum, öfkelenmiş olabilir. Keşke bir uyaran olsaymış... “Canım ne olacak, adam suçunu itiraf etmiş, savcıda tutuklanmasına karar vermiş. Nasıl olsa ceza alır” diye geçiştiremeyiz.
Ya ceza almazsa?! Hukuka inanıyorsak “peşin hükümlü” olmamalıyız... Keşke bir “idari soruşturma” başlatılıp, mahkeme kararı beklenseydi...
Başkan Köksal’ın şiddetin her türlüsüne ve “kadına şiddete” karşı “kararlılığını” artık bilmeyen yok. Ki o kararlılığı dün bende yazımla teyit etmiş oldum...
Ama bunu kimseye kanıtlamak zorunda da değil...
Bilenler vardır, anımsatalım;
Masumiyet karinesi, kişilerin suçluluğunun “kesinleşmiş yargı kararı ile” tespit edilene kadar masum sayılacağı anlamına gelir. Masumiyet karinesi ile suç işlediği iddia edilen kişilerin, devlet ve toplum nazarında suçlu varsayılmasını engellemek amaçlanır. Bu ilkenin temeli, adil yargılanma hakkıdır.
Bu “hakka” saygı gösterilmeli ve acele edilmemeliydi...
----------- ----------
GÜNÜN SÖZÜ; İçim ıssız bir diyar, hiçbir yolcu uğramaz. --Ahmet Kutsi Tecer