Demek ki Şimdi Zamanıymış Bu Çalışmanın

Değerli dostlarım; ilçem Ula’da yaşanmaya başlayan olaylar zincirine bakmaya devam edeceğiz. Geçen haftaki yazımın sonunda, ilçe belleği ve ilçe hafızası olan bir takım yapılarla alakalı çalışmalar olduğunu ve bu konunun kamuoyunu ilgilendirdiği için, okurlarım vasıtasıyla ilçemizde yaşayan ya da dışarıda olan insanların da duymasını sağlamak istememden dolayı konuları masaya yatırmaya devam ediyorum / edeceğim.

Yazımı okuyanlar yapıcı veya yol gösterici tenkitlerde bulunuyorlar. Hepinize teşekkür ediyorum. Yerleşim merkezlerinde kişilere veya kişiye özel mekânlar olmaz / olamaz; ne olur? Mekân daimî olarak ayakta kalır da kişiler o mekânları kendileri ve toplum için bir bellek, bir hafıza, bir adres olarak kullanırlar.

İlimizin merkez ilçesinde (şimdiki adı Menteşe ilçesi) bir takım mekânlar vardır. Şafak Gavesi, Angaralı’nın Gavesi, Helvacı Tahsin’in mekânı, Saatli Kule, Üç Erenler ve buna benzer yapılar ve mekânlar… İlçem Ula’da da bir takım mekânlar vardır. Çok önceye gitmeye gerek yok. Şeyip (Şuayip Karaarslan) Dayı’nın Gavesi, Erenler Gavesi, daha önce Han Gavesi, Cibar Dayı’nın Gavesi (merhum Muhammet Kanat ağabeyimizin lakabı), Berber Kemal’in yeri ve buna benzer mekânlar…

İlçem Ula’da öyle bir mekân vardır ki cami avlusundadır. Yeni Koçarlı Camii vardır ilçem Ula’da. Bir takım insanların kabul edememesine rağmen Yörük beylerinden Ulama Bey, kendisi ve etrafı ile birlikte Armutçuk Köyü’nden ilçem Ula’ya gelirler. O zamanlar ilçem Ula kasaba bile değildir; Gökabat Sancağı’na bağlı bir yerleşim mahallidir.

Ulama Bey ve kardeşi ilçem Ula’ya geldiklerinde, şimdiki Yeni Koçarlı Camii etrafında kuyu açarlar ve su bulurlar. Su hayattır ve otağını, çadırlarını şimdiki Yeni Camii etrafına kurarlar; yani Yörükler artık buraya konmuşlardır. Bir kardeşi yoluna devam eder ve Aydın Koçarlı’ya konarlar ve oraya yerleşirler.

Yıllar yılları kovalar ve ilçem Ula bir ticaret merkezi hâline gelir. İlk belediye ile tanışma yılı 1895 tarihini göstermektedir. O yıllarda ilçem Ula’da üç cami vardır: Ağalar Camii, Hüsameddin Efendi Müftü Camii ve Ulu Camii. Ulama Bey ve etrafı güçlüdür ve nüfuz sahibidir. Kubbesiz ve düz yapı dediğimiz Koçarlı Camii’ni yaparlar ve uzun yıllar bir ibadethanenin de temellerini atmışlardır.

1954 yılının bir Haziran günü, ilçem eski adıyla kaza, yeni adıyla ilçe statüsünü kazanmıştır. Çok değişiklikler yaşanmıştır Ula’da ama ne var ki Yeni Koçarlı Camii önündeki tarihî mekân olan kıraathane (kahvehane) değişmemiş ve ayakta kalmıştır. Tamamen ahşap yapı özelliği olan, prizmayı andıran bir mekândır. Yaklaşık 100 (yüz) yıllık bir yerleşim mekânıdır. Merhum Murat Tütüncü ağabeyimizin babası Mustafa amcamızın olduğu ve burada da aynı işi yaptığı söylenir.

Çok önceleri bu mekânın etrafında iş yerleri vardı. Zahire pazarı kurulduğu söylenir buralarda. Oldukça işlek bir mevkii olan bu mekân, hem hafıza hem de bellek vasfını elinde bulundurmuş ve günümüze gelmişti. “İdi” diyorum. Yukarıda Han Gavesi dedim, şimdi yok; Arasta Gavesi dedim, şimdi yok; Arasta vardı, şimdi yok. Hacı Yusuf’un Gavesi diye bir mekân vardı, şimdi var ama başka bir kişi unvanı altında yine kahvehane olarak hizmet vermeye devam ediyor. Erenler Gavesi şimdilerde yok ama başka bir mekânda bir işletmeci o unvanı yaşatmaya devam ediyor.

Peki, neden anlattım bunları? “Bize ne bundan, bize ne bu gavelerdən ve mekânlardan” diyebilirsiniz. Haklısınız. Ancak bir beldenin, bir yerleşim yerinin toplum hafızasını ve toplum belleğini yok etmeye başlarsanız, yaşanan kültür ile geleceğin kültürünü birbirine monte edemezsiniz. Eskiden yaşanılan ve bugünlere yön veren mekânların ayakta kalması ulaşılması zor bir zenginliktir. Bu zenginliğin kıymetini bilmemiz şarttır. Atasını, ceddini, yaşadıklarını bilemeyenler geleceğe güvenle bakamazlar.

Yukarıda cami avlusunda bir gave diye bahsettim. Evet, yanlış okumadınız. Yeni Koçarlı Camii’nin avlusundadır bu bahsettiğim kahvehanemiz. Daha önceleri Tütüncü’nün yeri, sonraları Cibar’ın yeri olarak anılan bu mekân, şimdilerde ne yazık ki değişik bir ticari işletme ile karşı karşıya kaldı.

Darbe Anayasası olmasına rağmen kişilerin teşebbüs hakkı ve ticaret yapma haklarını koruma altına almıştır. Hiç ama hiç kimsenin yaptığı ya da yapacağı ticari bir işe müdahale edemeyiz; böyle bir hakkımız yoktur ve hukuken de yoktur. Ancak bir teamül, bir gelenek, bir görenek, bir yöre adeti, örf ve adetlerimizin yaşatılması anlamında küçük dokunuşlar olabilir kanaatimi muhafaza etmek istiyorum.

Rahmetli Murat Tütüncü ağabeyimizin varislerine kaldı bu mekân. Sonra varisinin hangisine geçtiyse, bu mekân satılarak el değiştirdi. Bu mekânı alan, geçen haftaki yazımda da bahsettiğim gibi aslına sadık kalarak restorasyon çalışması yaptı ve ahşap ağırlıklı olan yapısının bugünlere de ayakta kalmasını sağladı.

Bir çalışma daha yaptı yeni sahibi. Bu gavenin hemen yanında, Yeni Koçarlı Camii’nin avlusunda, 1957/1958 yıllarında dikildiği söylenen ıhlamur ağacının ismini vererek “IHLAMUR ALTI KAFETARYA” diye ad koydu. Çok sevindik. Hem mekân, hafıza ve bellek yaşayacak hem de ıhlamur ağacı da yaşayacak diye toplum olarak, topluluk olarak memnun olduk. Sevincimiz kısa sürdü. Üzgünüz. Canımız sıkılıyor. Sahip çıkamadık diye.

Haa, kimse yanlış anlamasın; kimsenin ticari faaliyetine karşı değiliz. Karşı olamayız. Ancak yukarıda üzerine basa basa izah etmeye çalıştığım bellek, hafıza, örf, adet ve göreneklerimiz, geleneklerimiz mevcuttur. Bu bakımdan toplum ve topluluk olarak yaşanan bu hadise, ben dâhil herkesi üzmüş durumdadır.

Buradan naçizane bir çağrı yapmak istiyorum. Gittiğiniz ve dolaştığınız her yerleşim merkezindeki cami ve mescitlerimizin etrafı avlu duvarı ile koruma altına alınmıştır. Bakınız etrafınıza, hemen göreceksiniz. Ama Ula’nın merkezinde bulunan “Yeni Koçarlı Camii”nin etrafı bugüne kadar avlu duvarı yapılarak koruma altına alınmamıştır.

Öncelikle ve özellikle bu camimizin mülkiyeti Diyanet İşleri Başkanlığımıza aittir. İlçe müftümüz başta olmak üzere ilçe kaymakamımız, il müftülüğümüz ve değerli valimize çağrı yapıyorum. Yaklaşık yüz yıldır hizmet veren, yöre halkının her gün uğrak yeri olan bu camimizin avlusunu koruma altına alalım.

Diğer cami ve mescitlerimizin hem kendisi hem de avluları koruma altına alınmıştır. Sebebi ise çok çarpıcıdır: Cami veya mescidin içinde yer kalmaz ise dışarıda, avlusunda namaz kılınır. Camimizin avlusunun temiz ve bakımlı olması gerektiğine inananlardanım. Tahmin ederim ki siz de aynı gözle, aynı bakışla bakıyorsunuz.

Hep beraber el ele, gönül gönüle verelim ve Yeni Koçarlı Camii’nin avlusuna sahip çıkalım. Hem camimizi, hem cami avlusunu hem de ıhlamur ağacımızı koruyalım.

Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız.