Kadın ve Cumhuriyet;
Eşitliğin sessiz devrimi.
Cumhuriyet,
Sadece bir yönetim biçimi değil,
Aynı zamanda bir zihniyet devrimidir.
Bu devrimin kalbinde ise kadın vardır.
Çünkü bir milletin gerçek özgürlüğü,
Kadınların toplumsal konumu ile ölçülür.
Kadın ayağa kalkmadıkça,
Hiçbir ulus gerçekten yükselemez.
Mustafa Kemal Atatürk bunu biliyordu.
Kadınları eve,gölgeye,
İtaatın dar sınırlarına mahküm eden,
Anlayışa karşı,
Cumhuriyet’in en cesur adımını attı.
Kadına seçme ve seçilme hakkını tanıdı.
Eğitimde ve toplumsal yaşamda,
Eşit yurttaşlığın kapısını araladı.
Fakat aradan geçen bir asırdan sonra sormalıyız.
Bu kapıdan gerçekten geçebildik mi?
Bugün hale siyasette,
Karar mekanizmalarında,
Hatta sokakta bile,
Kadının sesi fısıltıya dönüşüyor.
Kadın hala’sabırlı’,
‘Fedakar’ ya da ‘annelik kutsaldır’kalıplarıyla,
Toplumsal bir role sıkıştırılıyor.
Oysa Cumhuriyet kadını,
Yalnızca anne değil,
Aynı zamanda yurttaştır.
Aklını,
Emeğini,Sesini ulusunun geleceği için,
Kullanan bireydir.
Cumhuriyet,kadına sadece hak değil,
Sorumluluk da vermiştir.
O sorumluluk susmamaktır.
O sorumluluk,görünmez kılınmaya direnmektir.
O sorumluluk,her alanda ‘ben de varım’diyebilmektir.
Bugün bir kadının kalemiyle,
Kürsüde sesiyle,
Tarlada alın teriyle,
Bilimde zekasıyla,
Cumhuriyet yeniden yazılıyor.
Kadın,bu ülkenin geleceği değil,
Geçmişte kazanılmış bir devrimin yaşam teminatıdır.
Cumhuriyeti yaşatmak istiyorsak,
Önce kadının sesini,
Emeğini,
Aklını korumalıyız.
Çünkü kadının sustuğu bir ülkede Cumhuriyet,
Sadece bir tarih olur.
Ama kadının konuştuğu,
Yönettiği,
Düşündüğü bir ülkede Cumhuriyet,
Edebi bir ışığa dönüşür.
Cumhuriyet’in 102 yılına girerken,
Hala aynı soruyu sormalıyız.
Kadınlar gerçekten eşit mi ?
Yoksa sadece‘eşitmiş’ gibi mi gösteriliyor ?