Cumhuriyet Savcısı Kayıkcı’dan hepimize ders...

Hafta sonunda “MBB’nin haşere mücadelesi ve Savcı Kayıkçı’dan hukuk dersi!” başlığını taşıyan 20.06. 2024 tarihli yazımda “Neredeyse bir hafta oluyor, MBB Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı daha Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın ‘100 Günde Neler Yapılabilir?’ sloganlı ‘İlk 100 Günün Tanıtım Töreni’nde yaptığı başarılı sunumun video kaydını Muğla Basınına ulaştırmadı.” şeklinde ifadem olmuştu.

O video geldi... Hem de söz konusu yazımı kaleme aldığım gün. Ne var ki ben o yazımı baskıya göndermiştim. O gün saat 16.00’ya çeyrek kala bile gelmiş olsaydı, yazıya baskıya inmeden müdahale edebilir, bazı ifadeleri değiştirebilirdik. En azından “video ulaşmadı” sitemimiz olmazdı...

Üzgünüm... Bir iletişim kazası...

xx xx xx

Söz konusu “MBB’nin haşere mücadelesi ve Savcı Kayıkçı’dan hukuk dersi!” başlıklı ve MBB Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’nın “Vektör (haşere) mücadelesini” duyuran haberi konu alan yazımda “Bu gün MBB Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’nın 18.07.2024 tarihli ‘Vektör haberini’ köşeme alırken ‘Hala aynı firmalardan mı ilaç alıyorsunuz?’ diye başlık atıp atmamayı çok düşündüm. Şimdi bu belediyenin avukatları bu başlığa da suç duyurusunda bulunurlar diye vazgeçtim...” şeklinde ifadem de olmuştu ve o yazımı şöyle noktalamıştım:

“MBB’nin Özcan Özgür’e karşı süren ‘hukuk mücadelesi’ kararlılığı ve Savcı Kayıkçı’nın başta belediye avukatları olmak üzere tüm hukukçulara, kamu kurumu yöneticilerine, siyasilere, bir de gazetecilere ‘basın hukuku dersi’ niteliğindeki ‘Kovuşturma Yapılmasına Yer Olmadığına’ kararını merak edenler için pazartesi paylaşırız.”

Video geldi diye bundan vaz geçecek değiliz. Video ile bu konunun ilgisi yok...  Üstelik bu paylaşım için geç bile kaldım...

xx xx xx

Muğla Büyükşehir Belediyesi tüzel kişiliğinin Osman Gürün Başkanlığı’nda “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, hakaret, iftira” savıyla suç duyurusu üzerine savcılıkça açılan soruşturma, 26.04.2023 tarihinde ifademe başvurularak Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kayıkcı’nın 18.05.2023 tarihli “Kovuşturma Yapılmasına Yer Olmadığına (KYOK)” ve “Kamu Davası açılamayacağına”  dair kararı ile sonuçlanmıştı.

O gün “Osman Gürün, Partisinin Karşı Çıktığı Dezenformasyon Yasasından Yararlanmak İstedi” diye başlık atıp “aklandığımı” duyurabilirdim. Ancak söz konusu KYOK kararında müştekinin itiraz hakkı olduğu da belirtilmişti. 15 gün içinde Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine başvurmuş olmalılar. Mahkeme dava açılmasına karar vermiş olsaydı haberim olurdu. Belki de MBB avukatlarının itirazı kabul edilmemiştir. Öyle olduysa bir üst mahkemeye gitmiş olabilirler. Avukatım da olmadığından dosyanın safahatından haberim yok. Bir yıl geçmiş unutmuşum. “Vektörle mücadele” haberi üzerine anımsadım...

xx xx xx 

Muğla Polisi, Savcılık talimatlı olarak 26.04.2023 tarihinde (engelli olmam nedeniyle) evimde ifademi aldı. MBB tarafından “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak, iftira ve hakaretle” suçlanıyordum. Oysa ben yazdığım yazı ile bilgilenmeye ve halkın bilgilenmesine çalışıyordum. Gerçeği arıyordum.

Polis, “Büyükşehir belediyemizin haşere mücadelesi...! başlıklı yazınızda MBB’nce yapılan ihalelerin 3 firmaya sırasıyla verildiği, 10 firma teklif verirken 2 firmanın tekliflerinin kabul edildiği ve diğer şirketlerin paravan olduğu ihaleye fesat karıştırılabileceği ve yapılan ihaleleri alan 2 firmanın sahiplerinin kardeş olduğu şeklindeki ithamlarınıza istinaden MBB tüzel kişiliği ve ihaleyi gerçekleştiren personelin zan altında kaldığı iddia edilmektedir. konu hakkında bilginiz ve delilleriniz nedir?” diye sorunca şaşırmıştım... Şaşkınlığım geçince soruya yanıtım şöyle olmuştu:

“Konu hakkında bilgi ve delilim yoktur. Çünkü herhangi bir ithamım da söz konusu değildir. Yazımda herhangi bir iddiada bulunmadığım aşikar olup, benim yaptığım sadece bir sorgulamadır. Ayrıca iddia sahipleri yazımdan kopyala yapıştır yaparak benim kendilerine ithamda bulunduğum algısı yaratmaya çalışmışlardır. Küçük bir örnek vermek gerekirse 10 firma ile ilgili ben paravan iddiasında bulunmuyorum, olabilir mi diye soruyorum. hakkımda iddia edilen suçlamaları kabul etmiyorum.”

Merak eden linki   https://www.hamlegazetesi.com.tr/makale/17545975/ozcan-ozgur/buyuksehir-belediyemizin-hasere-mucadelesi tıklayıp o yazımın tamamını okuyabilir...

xx xx xx

Polisin ikinci sorusu “.... MBB’ce ihale edilen haşere ile mücadele ve ilaçlama uygulamasının teknik şartnamelerini incelediniz de hep aynı ilaçların kullanıldığı, bahsi geçen ilaçların haşerelerde bağışıklık yarattığı, işe yaramadığı ve sahada direnç gelişimine sebep verebileceği gibi ifadeleriniz bulunmaktadır. Konu hakkında herhangi bir çalışmanız  mevcut mudur, bahse konu iddianızın doğruluğu konusunda delilleriniz nelerdir?” şeklinde olurken yanıtım da şöyle olmuştu:

“Benim bu şekilde bir iddiam söz konusu değildir. Yukarıda verdiğim örnekteki gibi algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Yazımdaki ifademe dikkat edilecek olursa ‘aynı firmalardan ilaç almanız haşerelerde bağışıklığa neden olmaz mı?’ diye soruyorum, herhangi bir iddiada bulunmuyorum. Çünkü ben bilim insanı değilim öğrenmeye çalışıyorum.”

xx xx xx

Polise verdiğim ifademi şöyle tamamlamıştım:

Hamle gazetesinin 06.04.2023 tarihli baskısında ve www.hamlegazetesi.com.tr haber sitesinde yer alan ‘Büyükşehir Belediyemizin haşere mücadelesi’ başlıklı yazım ile ilgili olarak MBB tarafından yapılan düzeltme ve yanıt metnini istedikleri gibi yayınladım. Ancak yaptıkları açıklamada şahsımla ilgili yazıma dair haksız ithamlar bulunmaktaydı, ben de onları düzelttim ve ayrıca açıklamalarında söz konusu yazımdaki sorularıma kamuoyunun da merak ettiği cevapları göremediğimi belirterek yeni bir açıklama beklediğimi ifade ettim. Ayrıca cevap verdikleri yazıma gösterdikleri ilgi için teşekkür ettim. Ne söz konusu yazımda ne de cevaplarına verdiğim cevapta herhangi bir kişi ve kurumla ilgili iddiam olmadığı gibi hakaret ve yalan haberde söz konusu değildir. 5393 sayılı yasanın 13. maddesi gereği, sınırları içinde ikametgahımın bulunduğu belediyenin yaptığı uygulamaları  vatandaş olarak sorgulama hakkına sahibim. Kaldı ki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da dediği gibi ‘basın gücü denetler’... Bu çerçevede gazetecilik görevimi Basın Kanununu ihlal etmeden yerine getirmiş bulunuyorum. Herhangi bir kastım kötü niyetim yoktur. Yasal haklarımı saklı tutarak mesnetsiz, delilsiz ve kasıtlı bulduğum iddiaları reddediyorum.

xx xx xx

Avukatsız savunma bu kadar oluyor... Abdestimden şüphem olmadığı için 12 Eylül 1980 günlerinde “Kenan Evren ve faşist cuntasına hakaretten” Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde yargılanmam dışında hiç avukatım olmadı. O zaman da abdestim sağlamdı, ama zamanın ruhu çürüktü... Avukatlarım ise Ece Temelkuran’ın babası Erol Temelkuran ve Muğla Barosu Başkanlarından Birdal Ertuğrul’du... Ceza mı? Aldık tabii... Engelli filan dinlenmiyordu...!

Gelelim hakkımda verilen KYOK kararına... Kendisini tanımıyorum, ama tanımak isterdim... Cumhuriyetin Muğla Savcılarından Hüseyin Kayıkcı bana göre tarihi ve örnek bir karar verdi. Kararın Yargıtay’a kadar gidip “içtihat a” dönüşmesini isterdim... İşte Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kayıkcı’nın Hukuk Fakültelerinde de İletişim Fakültelerinde de “ders” olarak okutulabilecek kararı:

... Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 25'nci Maddesinde Düşünce ve Kamu Hürriyeti, 26'ncı Maddesinde Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti, 27'nci Maddesinde ise Bilim ve Sanat Hürriyeti

düzenlenmiş bulunmaktadır. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9'ncu Maddesinde Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü, 10'ncu Maddesinde ise İfade Özgürlüğü yer almıştır. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre de, Temel Hak ve Özgürlüklerden biri olan ‘düşünceyi açıklama özgürlüğü’; demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10'ncu Maddesinin 2'nci fıkrasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yapılan yorumunda bu ‘Hürriyet’; sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar içinde geçerli sayılmış ve bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoş görünün gereği olduğu vurgulanmıştır.

Basın özgürlüğü Anayasanın 28 ila 32'nci Maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesi ve 5187 Sayılı Basın Kanunun 1. ve 3. Maddelerinde düzenlenmiştir.

İfade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olan Basın Özgürlüğü; basının fikir, yorum ve haberleri yayma hakkı yanında kişilerin bunlardan yararlanma haklarını da güvence altına almaktadır. Diğer bir anlatımla basın özgürlüğünün amacı; bilim sanat fikir eseri üretme ve yayma, güncel olaylar, politik konular veya kamuoyunu ilgilendiren kişiler hakkında haber verme, eleştiri yapma ve bunları basın yayın araçlarıyla kitle iletişimine sunma ve bu şekilde bir yandan kişilerin bireysel gelişimleri için gereken ortamı sağlama, diğer yandan da YÖNETİM İLE İLGİLİ FİKİR OLUŞTURMA VE YÖNETİME KATILMA HAKLARINI güvenceye almaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin çeşitli kararlarında önemle belirtildiği üzere basın özgürlüğü, özgürlükçü demokratik toplumun vazgeçilmez temelini oluşturur. AİH Sözleşmesinin 10/2'nci maddesi uyarınca kamu güvenliği, sağlığı, ahlak, veya başkalarının şöhret ve haklarının ya da yargı organlarının otorite ve tarafsızlıklarının korunması amacıyla ifade ve basın özgürlüğünün kanunlarla sınırlandırılması meşrudur. Ancak gazetecilik mesleği bakımından eylemin suç teşkil etmesi için haber verme hakkı sınırlarının dışına çıkıldığının belirlenmesi gerekmektedir.

Somut olayda şüphelinin halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle bahse konu yazıyı kaleme aldığına dair hakkında kamu davası açmayı gerektirecek derecede yeterli delil elde edilemediği gibi yazının kamu barışını bozmaya elverişli olmadığı, kaldı ki 5237 sayılı TCK'nın 218'nci Maddesinde ‘Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranına kadar arttırılır. Ancak haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.’ şeklindeki düzenleme de nazara alınarak söz konusu yazının AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ, ANAYASA ve BASIN KANUNU İLE KORUMA ALTINA ALINAN BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ kapsamında kaldığı ve haber verme hakkı sınırları içerisinde yayın konusu yapıldığı, bu haliyle TCK 217/A Maddesinde düzenlenen müsnet suçun unsurları itibariyle oluşmadığı,

TCK 267. Maddesinde düzenlenen iftira suçunun işlenmesi için işlemediğini bildiği halde soruşturma ve kovuşturma başlatılması veya idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kişiye hukuka aykırı bir fiil isnadında bulunulması TCK 125. Maddesinde düzenlenen hakaret suçunun oluşması için bir kişiye onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadında bulunulması veya sövmek fiilinin işlenmesi gerekmekte olup AİHS ve AİHM kararlarına göre Basın Özgürlüğünün, İfade Özgürlüğünün en önemli unsurlarından biri olduğu, BASIN VE DİĞER MEDYA ORGANLARININ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KAMUOYUNA, YÖNETİCİLERİN GÖRÜŞ VE DAVRANIŞLARINI TANITMAK VE YARGILAMAK İÇİN EN İYİ ARAÇLARDAN BİRİSİNİ SUNDUĞU, basın özgürlüğü söz konusu olduğunda ulusal makamlara tanınan takdir yetkisinin demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak sınırlanabileceği, AİHS’nin 10. Maddesinin gazetecilere tanıdığı güvencenin, gazetecilerin gazeteci deontolojisine saygı içinde doğru ve güvenilir bilgiler sunmaları anlamında iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna bağlı olduğu, toplumda önemli bir yeri olan kişiye karşı yöneltilen eleştirinin kabul edilebilir sınırlarının, sıradan bir kişiye yöneltilene göre daha geniş olduğu, AİHM’nin yerleşik içtihadına göre, GAZETECİLİK ÖZGÜRLÜĞÜ VE MESLEĞİNİN BELİRLİ ÖLÇÜDE ABARTMA, HATTA KIŞKIRTMA UNSURUNU DA İÇERDİĞİ, bu kapsamda söz konusu yazının başlığı ve içeriğinin incelenmesinde iftira suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gibi söz konusu haber içeriğinde şüphelinin hakaret kastının da bulunmadığı, söz konusu yazıyı yazan şüphelinin eyleminin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla,

Şüpheli hakkında müsnet suçlardan kamu adına Kovuşturma Yapılamasına Yer Olmadığına...

(Not: Büyük harfli satırları ben büyük harf yaptım)

xx xx xx

Eyvallah... Keşke Osman Gürün döneminin Muğla Büyükşehir Belediyesi “Dezenformasyon Yasasına” sığınmak yerine, hala yanıtsız olan sorularıma yanıt vermek için ne olup bitiyor ilgili birime bir baksaydı...

--------------------

GÜNÜN SÖZÜ; Düşüncenin üstesinden gelemeyen, düşünenin üstesinden gelmeye çalışır. --Paul Valery