Cumhurbaşkanımız/ Dışişleri Bakanım/ Muğla Barosu/ Gizem Özcan/ Cumhur Uzun

Abone Ol

Hangi coğrafya da soydaşlarım varsa,

Takip etmeye,

Yaşamlarını ve sıkıntılarını anlamaya çalışıyorum.

Büyük dedemim Selanik’li,

Diğer büyüklerimin de Meis adalı olması,

Meis adasından da Kaş’a geçmeleri,

Batı Trakya’ya,

Rumeli’ye,

Ve Ege’nin karşı yakasına,

Daha bir duyarlı kalıyorum.

Batı Trakya bizim parçamız,

Rumeli bizim canımız.

Bazen vedalar olur,

Hüzünlüdür,

Yüreğimiz ve aklımızın kaldığı,

Batı Trakya ve Rumeli Türkleri de bizim için öyle.

Hepsi birer parçamız.

O’nların yaşadıkları coğrafya da,

Her şey günlük gülistanlık değil.

Sıkıntıları oluyor.

Batı Trakya Türkleri,

Yunanistan da yaşayan soydaşlarımız,

Bir asırdır sahip oldukları haklarını,

Koruma ve yaşatma mücadelesi,

Vermek zorunda kalıyorlar.

Bu mücadele bir ayrıcalık talebi değil,

Uluslararası hukukla,

Güvence altına alınmış,

Temel hakların eksiksiz uygulanması beklentisidir.

1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ile,

Batı Trakya’daki Türk azınlığın,

Din,

Eğitim,

Kültür,

Ve vakıf hakları güvence altına alınmıştır.

Bu hükümler,

Farklı kimliklerin kendi değerlerini koruyarak,

Birlikte yaşayabilmesini amaçlayan,

Önemli bir hukuksal korumadır.

Bir toplumun,

Dili,

Kültürü,

Ve inancı,

Onun kimliğinin ayrılmaz parçasıdır.

Bir azınlığın,

Ana dilini konuşabilmesi,

İbadet özgürlüğünü yaşayabilmesi,

Kendi kültürel kurumlarını yönetebilmesi,

Ve tarihi eserlerini koruyabilmesi,

Evrensel insan haklarının doğal uzantısıdır.

Azınlık haklarının korunması,

Sadece ilgili topluluğun değil,

Demokratik hukuk devletinin de gücünü gösterir.

Çoğulculuğu benimseyen toplumlar,

Farklılıkları bir tehdit olarak değil,

Zenginlik olarak görürler.

Hukukun üstünlüğü de tam bu noktada anlam kazanır.

Batı Trakya Türkleri de bir azınlık olarak,

Uluslar arası antlaşmalara istinaden,

Yaşadıkları yerlerde kalmışlardır.

Ve Yunanistan da yaşayan soydaşlarımız,

Azınlık hakları için mücadele veren,

Ve ağır bedeller ödeyen kardeşlerimizdir.

Bu kutlu davanın simge ismi Dr.Sadık Ahmet’tir.

Dr.Sadık Ahmet:

“Eğer Türk olmak bir suç ise,

Buradan tekrar ediyorum.

Ben bir Türküm ve öyle kalacağım.

Bu mesajımla Batı Trakya azınlığına sesleniyorum

Ve Türk olduklarını unutmamalarını söylüyorum” dedi.

Dr.Sadık Ahmet Türk olduğunu söylediği için,

Yargılandı ve hapis cezası aldı,

Hapis yattı.

Buradaki soydaşlarımızın sorunlarıgerçekten bitmiyor.

İskeçe’de 05.06.2026 bir dava vardır.

Ülkemizden de bir çok baro başkanımız da,

Soydaşlarımıza destek olabilmek için,

Mahkeme günü İskeçe‘de hazır bulundular.

Baro başkanlarımız burada birer açıklamada bulundular.

Soydaşlarımıza, hukuksuzluklar karşısında desteklerini belirttiler.

Mahkemelik olan olayda,

İskeçe Çınar Cami olayıdır.

Batı Trakya’da dini temsil ve müftülük meselesi,

Etrafında yaşanan tartışmaların,

Bir uzantısı olarak,

Gündemdedir.

11 Ekim 2024 tarihinde,

İskeçe’deki Çınar Camii’nde,

Cuma namazı öncesinde,

Gerginlik yaşanmış,

İskeçe Medresesi’nin,

Yeni binasının açılışının ardından,

Siyasi otorite tarafından atanmış müftülerin,

Camiye gelmek istemesi üzerine meydana gelmiştir.

Bazı cemaat üyeleri buna tepki göstermiş,

Yaşanan tartışmanın ardından ,

Söz konusu kişiler camiden ayrılmış,

Ve sonra cuma namazı kılınmıştır.

Bu olay ardından cemaatin içindeki,

Kişiler hakkında dava açılmıştır.

Buradaki soydaşlarımız,

Azınlıklar olarak,

Kendi müftümüzü kendimiz seçeriz,

Hükümetin atadığı müftüyü istemiyoruz demiştir.

Dava sürecini takip eden çevreler,

Olayın Batı Trakya’daki uzun süredir devam eden,

Müftülük ve azınlık hakları tartışmalarıyla,

Bağlantılı olduğunu savunurken,

Resmi makamlar kamu düzeni kılıfına sokmaktadır.

05.06.2026 tarihindeki mahkeme günü,

Mahkeme binası önünde,

Azınlığın seçtiği,

İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa,

Basına bir açıklamada bulundu.

Açıklamasında;

"Biz adalet, hukuk ve eşitliğin hakim olmasını istiyoruz" dedi.

Trampa;

"Bu davanın görüşülmesi için burada toplandık.

Dava ertelendi.

18 Haziran'da (2026) görüşülecek.

Yine burada olacağız.

Bir asırdır burada yaşıyoruz.

Atina ve Lozan Antlaşmaları,

Bizlerin eğitim,

Din ve kimlik haklarımızı garanti altına almıştır.

Uluslararası antlaşmalarla,

Garanti altına alınan haklarımız,

Maalesef o günden bugüne,

Siyasi otoriteler,

Ve hükümetler tarafından,

Haklarımız gasp ediliyor.

Yok etmek içinde girişimlerde bulunuyorlar.

Bu anlamda çok sayıda dava açılıyor.

İnsanlarımızın tanımadığı kişiler mabetlere girmeye çalışmaları,

Tahrik etmeye çalışmaları asla kabul edilemez.

Bu insanlar oraya sadece namaz kılmaya gelmediler.

Bu insanlar oraya kendi iradeleriyle gelmediler.

Azınlığın seçtiği müftünün,

Caminin içinde bulunduğunu bildikleri halde geldiler

Ve ortamı gerdiler.

O gün dört arkadaşımızın yaptığı müdahale,

Azınlığın iradesini yansıtan bir müdahale idi.

Atılan adım,

Azınlığın dik duruşunun sembolü niteliğindeydi.

Bunun için bugün de buradayız.

Bugüne kadar olduğu gibi liderlerimiz,

Mehmet Emin Ağa,

Mustafa Hilmi,

Ahmet Mete,

Dr. Sadık Ahmet,

Ahmet Faikoğlu gibi,

Hak ve adalet noktasında,

Nasıl bir hukuk mücadelesi verdilerse,

Bizler de bugün onun için geldik"dedi.

İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa bu açıklamaları yaptı.

Batı Trakya’da,

41 yıldır süren,

Yunan devletinin “atanmış” müftüleriyle,

Türk azınlığın “seçilmiş” müftüleri sorunu,

Alevli olarak devam ediyor.

Atina hükümetinin,

Soydaşlarımızın yaşadığı,

İskeçe ve Gümülcine gibi nüfusun olduğu yerlerde,

1985 yılından bu yana,

Türk azınlığın kendi seçtiği müftülerini tanımayarak,

Atama yapması,

Türk azınlığın antlaşmalardan doğan haklarını,

Yok saymaktır.

Oradaki soydaşlarımız haklılar.

İstanbul’daki Rum azınlığına kendi vakıflarını,

Eğitim kurumlarını,

Ve dini kurumlarını yönetme hakkı veriliyorsa,

İster Ruhban Okulu’nun açılışı olsun,

İsterse başka bir meselede,

Batı Trakya Türk Azınlığı bunun karşılığını,

Aynı eşit haklar olarak onlara da uygulanmasını istiyorlar.

05.06.2026 tarihindeki İskeçe’deki yargılama için,

Ülkemizden bazı baro başkanlarımız,

Soydaşlarımıza destek olabilmek,

Mahkemeyi izlemek için hazır bulundular.

Çıkışta da oradaki halkımıza desteklerini açıkladılar.

Mahkeme 18 Haziran’a ertelendi.

Soruyorum !

Muğla Barosu yaşıyor mu?

Toplumsal olaylarda niçin seslerini duymuyoruz?

2 tane milletvekilimiz avukat.

Sayın Cumhur Uzun ve Sayın Gizem Özcan.

Soydaşlarımıza destek olmak istemez misiniz ?

Cumhur Uzun vekilimiz geçmişte,

Baro başkanlığı yaptı.

Belki Muğla Baromuzla birlikte,

18 Haziranda yapılacak olan yargılama da,

İskeçe de olup,

Soydaşlarımıza deste olabilir.

Böylesi bir yüce davranışı,

Hem baromuzdan,

Hem de vekillerimizden bekliyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımızdan

Ve Sayın Dışişleri Bakanımızdan da destek bekliyorum.

Nasıl ki bizler buradaki azınlıkların temel hak

Ve özgürlüklerini karışmıyorsak,

Yunan hükümetinin de karışmamasını sağlamak zorundayız.

Sonuç olarak Misak-i Milli…..