Geçen hafta bu köşede yayımlanan yazı gerçek manasıyla önemli tepkiler gördü. Meseleyi birçok yönüyle değerlendiren sohbetlere katıldım ve bana yazılan cevapları okudum. Açıkçası böyle bir ilgi yazının hakkını vermek manasında beni mutlu etti ve umutlandırdı. Bu ülkede kültür adına ve turizmde ülkenin menfaati adına düşünen birçok insan var. Aslında bunu biliyoruz. Tam da mesele bu.
Cılız sesler korosunda olmak, sadece kendi etrafında konuşmak havanda su dövmek gibi oluyor. Konuya hâkim olan ve kamuoyunda ses getirecek insanların ne dediği ve neler yaptığı önemli. Memleketin kanayan yarası olan yozlaşma üzerine düşünce adamları neler söylüyor? Bir ilde veya beldede yönetici pozisyonundaki kişiler neler yapıyor? O bölgenin köklü aileleri, maddi gücü olan insanlar, kamuoyunda sözü dinlenen insanlar ve sivil toplum kuruluşları neler diyor? Bunlar önemli. Bireylerin sözleri kıymetli olmakla birlikte etki alanı maalesef zayıf. Aynı zamanda eylem ve söylem birlikteliği konusunda da zafiyetlerimiz var. Örneğin kişi eğlence mekanlarında karşılaştığı absürt manzaralara rağmen yine oraya gitmeye devam ediyorsa kendisini sorgulamalı. Yine geçen hafta örnek verdiğimiz pizza dükkanına “Ne yapayım yani çocuk çok istedi, onu mu kırayım.” deyip gitmişse bu konulara dair eleştirilerinin kıymeti zayıflıyor.
O zaman ne yapmak gerek? Cılız sesleri daha uygun yerlerle paylaşıp kamuoyunda sesi yükseltmek lazım. Medyada meselelerin daha çok tartışılması gerekir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ulaşarak özellikle kültür turizminin korunması adına daha çok çalışması gerektiğini dile getirebiliriz. Yoksa bireysel manada daha çok havanda su döveriz...