Bu mesele sadece bugünün meselesi değil;
Nereden baksan kırk yılı aşan bir zaman dilimi…
Çocukluğumun geçtiği Zihni Derin Caddesi’nde,
1980’li yıllarda yaşanan o bayram sevinci…
Evet, bugün belki büyüdük, büyük olduk ama…
O günlerin küçükleriydik biz.
Bayram sabahı, rahmetli babamla birlikte
Erken saatlerde bayram namazına gidilirdi.
Namaz çıkışı uğranan ilk yer fırın olurdu;
Sıcacık ekmek ve çıtır simitlerle eve dönülürdü.
Evde hep birlikte yapılan neşeli bir kahvaltının ardından,
Bayramlıklarımızı sevinçle, hop diye geçirirdik üstümüze.
İlk olarak ev halkıyla bayramlaşılırdı.
O eller... Bugün öpmek için bulamadığım,
İçimde hep bir özlemle andığım o güzel eller...
Sonra sıra mahalle halkıyla bayramlaşmaya gelirdi.
Gerçi "mahalle halkı" dediğime bakmayın,
Koca mahallede, çocuk kalbimde büyük bir heyecanla gidilebilecek tek bir ev vardı.
Sabahın henüz erken saatleri olmasına rağmen,
Her çaldığımda kapısının mutlaka açılacağını bildiğim o ev…
Her bayram sabahı o kapı açıldığında,
Karşımda güler yüzüyle hemen belirirdi Cemile Teyzem.
Ardından da o içten, yürek ısıtan iltifatları başlardı:
"Bu kadar mı yakışıklı olunur?" ya da "Paşam gelmiş, hoş gelmiş!"
Bu sözler yüreğime bayram sevinci gibi düşerdi.
Ben de büyük bir sevgiyle eğilip elini öperdim.
Her bayram olduğu gibi,
Cemile Teyzemin benim için bir kenarda özenle sakladığı
Mendil, bayram şekeri ve harçlığım…
Sanki bir ritüel gibi gülümseyerek uzatılırdı bana…
Ve bayramın en güzel anlarından biri işte o an olurdu.
Zaten oradaki o içten mutluluk, başka evlere gitmeme hiç gerek bırakmazdı.
Koca mahallede sadece Cemile Teyzemle bayramlaşmak, bana hep yeterli gelirdi.
Bu küçük ama anlamlı ritüel yıllarca sürdü…
Ne ben o evin yolunu tutmaktan vazgeçtim,
Ne de Cemile Teyzem, beni her seferinde aynı sıcaklıkla karşılamaktan.
Yıllar geçti...
Dünün çocuğu, bugünün büyüyeni oldum…
Ne o evin sıcaklığı kaldı yerli yerinde,
Ne de mahallede o eski bizler…
Bugün bile Cemile Teyzemi bir sokakta görsem,
Ya da bir bayram günü o mahalleye yolum düşse,
Kapı önünde bekleyen o küçük çocuğun sevinci gelir aklıma...
Ve burnumun direği sızlar, yüreğimde ince bir sızı belirir.
Ama geldiğimiz noktada üzülerek görüyorum ki,
Bizler artık anne ve baba olduk,
Ve kendi çocuklarımızı ne yazık ki bayramlaşmaya gönderemiyoruz.
Eskinin o içtenliğini, güvenini, sıcaklığını arar olduk.
Bu da dünle bugünün farkını en derinden anlatıyor zaten…
Bayram; sadece bir tebessüm, bir el öpüşü, bir mendil, bir şeker ya da sevgiyle uzatılan bir harçlık değildir elbette…
Ama bayramlar, işte tam da bu küçük ayrıntıların içinde büyür, anlam kazanır.
Birlikteliğin, hatırlanmanın, değer vermenin kalpten kalbe aktarıldığı en özel zamanlardır bayramlar.
Belki o eski kapılar bir daha hiç açılmayacak,
Belki de artık o tanıdık sesleri duyamayacağız…
Ama hatıralarımızda yaşayan o sıcaklık,
Her bayram sabahı kalbimizde usulca yerini alacak.
Bu duygularla, kalbi bayram sevinciyle çarpan herkese,
Kaybettiklerine rahmet, yanındakilere şükran duyanlara,
Ve çocukluğunu unutmayanlara selamla…
Hüzünle karışık bir tebessümle,
Tüm kalbimle diyorum ki:
Bayramınız mübarek olsun...