Bozüyük Pınarbaşı’nda iş makinalarını düşünebiliyor musunuz?

Termik Santrallerin ömrünü uzatmakla birlikte çaktırmadan zeytinyağı yerine Amerika’nın GDO’lu soya ve mısırından üretilmiş margarine dönüş için tepkilere rağmen meclis tatile girerken çıkarılan “Zeytinliklerin katli vaciptir” yasası ile ilgili iki çiftte biz söz edelim dedik, bugün üç gün oldu hala konuşuyoruz.

İlk yazımda Sedat Kaya’nın “Karya’nın Son Kraliçesi” başlıklı yazısından alıntılar yapmıştım. Bugün artık noktayı koyarken bir iki alıntı daha yapalım.

Karya’nın Son Kraliçesi”ni anlatırken, “Akbelen Ormanı, kömür uğruna talana açılmak istendiğinde, Nejla Işık sadece bir köylü değil, bir çağ oldu.”da diyordu. Okurken aklıma yine Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” sözü geldi.

Bu durumda Nejla Işık, Karya’nın sadece “Son Kraliçesi” değil, aynı zamanda “Milletin efendisi” de oluyor.

Efendinin efendiliğinden de efeliğinden de sual olmaz... Hele bu bir de topuklu ise...

+

Kamuoyunda “Süper İzin Yasası” olarak da adlandırılan, enerji ve maden yatırımlarının önünü sınırsız açan, ekolojik ve toplumsal etkilerini göz ardı eden, doğaya ve topluma topyekun bir saldırının aracı olan torba yasa 19 Temmuz 2025 Cumartesi günü Meclis'ten geçti.

Ancak yasaya karşı tepkiler “henüz cılız gibi görünse de” tüm yurtta devam ediyor.

TBMM’de kabul edilen yeni düzenlemede öne çıkan başlıklar ise şöyle:

- Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) mevzuatı kısaltılarak, şirketlerin lehine tekrar düzenleniyor.

- Ormanların şirketlere devri daha da kolaylaşıyor. Meraların enerji şirketlerine tahsisi kolaylaşıyor.

- Milli Parklar, korunan alanlar, sit alanları, sulak alanlar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları enerji ve madencilik yatırımlarına açılıyor.

- Koordinatları belirtilmek suretiyle Muğla’da yer alan Yatağan ve Milas - Akbelen bölgesindeki zeytinlikler yok edilerek, saha linyit madenciliğine açılıyor.

- Madenler için Cumhurbaşkanlığına ve özel bir kurula yetki veriliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na imar planı yapma ve inşaat ruhsatı verme yetkisi veriliyor.

Böyle devam edip gidiyor... Henüz kimse ne olup bittiğinin farkında değil... Düzenlemeler ile ilgili yasa Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girdikten sonra seyredin siz alemi...

Yasa yapıcılar “Bağırır çağırırlar, sonra susup unuturlar” diyorlar, ama uygulamalar başlayınca hafıza tazelenince çok cıngar çıkacaktır...

+

13 Haziran 2025’te TBMM’ne sunulan 2/3159 sayılı kanun teklifinin ekinde bulunan koordinatlar haritaya işlendiğinde, Muğla’nın Menteşe, Milas ve Yatağan ilçelerinde toplam 48 köyün/mahallenin doğrudan kömür sahası olduğunu ve teklifte bahsedilen “üstün kamu yararı” çerçevesinde “acele kamulaştırma” ile karşı karşıya kaldıklarını görüyoruz.

Bu 48 köy uzmanlara göre, tam olarak koordinatların çizdiği poligonlar içinde olup, çevrelerinin ne boyutta etkileneceği şu an için tam olarak öngörülememekte.

Ayrıca benzer şekilde, poligonlar 400 küsur bin dönümlük bir alanı işaret etse de, bu boyutta bir bölgenin açık kömür madeni olması durumunda etki türleri ve etki alanı şimdiden hesaplanabilir, öngörülebilir olmanın çok ötesindedir.

Bu teklif, sadece şu an bilebildiğimiz kadarıyla ve sadece Muğla ölçeğinde bile savaş, çatışma, afet durumlarında ortaya çıkan bir “zorunlu göç” durumuna da işaret etmektedir. Ki bölgede ilk göçü Karya’nın Stratonikeialıları (Eskihisarlılar) yaşamış ve daha sonra onları Laginalılar’ın yaşam alanı içindeki Yeşilbağcılar yaşamıştı... Laginalıların torunları Yeşilbağcılar’lılar hala oralardalar da Stratonikeialılar Bozcaada’da hala yaşama tutunmaya çalışıyorlar...

+

Bu “istilacı düzenlemeden” doğrudan etkilenecek 48 köy/mahalle nüfuslarıyla şöyle sıralanıyor:

MİLAS

Kuzyaka 756, Kısırlar 462, Söğütçük bin631, Çiftlikköy 492, Karacahisar 708, Pınararası 189, Çamköy 775, İkizköy 218, Karacaağaç 144, Bağdamları 1654, Sekköy 44, Bayırköy 338, Akçakaya 294, Fesleğen 791, Hasanlar 367, Çakıralan 237, Gürceğiz 188, Türkevleri 826, Yoğunoluk 348, Dereköy 267, Pınarköy 517, Hüsamlar 346, Çamlıca 254, Kalem 526, Alatepe 362, Kultak 392.

YATAĞAN

Çaybükü 321, Gökpınar 732, Bozüyük  bin 60, Bağyaka 337, Kapıbağ 546, Eskihisar 560, Bencik 1751, Köklük  479, Hisarardı 397, Hacıbayramlar 588, Yeniköy 349, Şahinler 633, Yeşilbağcılar 849, Kırık 201, Gökgedik 402, Yayla 249, Yava 238.

MENTEŞE

Kafaca 1511, Akçaova 1708, Salihpaşalar 384, Bayır 6301, Bahçeyaka 624.

Sadece Yatağan’da Bozüyük Pınar Başına iş makinalarının girdiğini düşünebiliyor musunuz?

+

Acele kamulaştırma, aynı zamanda zorunlu göçe maruz bırakma anlamına da gelmektedir.

Planlananın açık kömür madenciliği olduğu ve hali hazırdaki örnekler, deneyimler göz önüne alındığında, bu basitçe insanların bir evden öbürüne, kırdan kente yerleştirilmesi olarak da açıklanamaz ve böyle görülemez.

Bu 48 köyün tamamen mezarlıkları ile birlikte haritadan silinmesi anlamına gelmektedir.

Tıpkı Stratonieika da, Lagina’nın Yeşilbağcılar’ın da yaşandığı gibi, tarihsel ve kültürel olarak yaşamlarını oluşturan ne varsa, hatıraları, türküleri, ninnileri de dahil kısa, orta ve uzun vadede ya yok olacak ya da yok olmaya hızla yaklaşacaktır.

Uzmanlara göre, bu tablonun, sosyal bilimler içindeki kavramsal karşılıkları “ülke içinde yerinden edilme”, tarihsel ve kültürel açıdan da “köksüzleştirme”, “göç/yerinden edilme travması” gibi ifadelere denk gelmektedir ki her biri başlı başına çok ağır konulardır.

Sadece Muğla’da mermer, taş ocakları, feldspat, olivin gibi pek çok başka madenciliğin de planlandığı gerçeğini göz önüne alırsak, yerinden edilme hallerinin hızla artacağını tahmin etmek zor değildir.

Yerinden edilmesi, köksüzleştirilmesi planlanan insanlar nereye gidecektir? Yaklaşık 33 bin 500 kişinin sosyal, kültürel, ekonomik açılardan yabancılaşmadan yer değiştirmesi mümkün müdür? (Şimdilik) bu boyutta bir nüfus hareketinin hem kendi içindeki hem de “gönderilecekleri” yerler açısından her yönüyle, kapsamlı bir çalışması var mıdır? Böyle bir çalışmayı şimdiden yapmak mümkün müdür?

Bunlar yanıtı aranmamış sorular...

+

Akbelenlilerin, Karyalı kadınların açlık grevi 19 Temmuz Cumartesi akşam saatlerinde sona erdirildi.

Mücadeleyi Anadolu’da büyütmek üzere Ankara’ya veda edildi...

20 Temmuz Pazar günü yapılan forumda, Anadolu’nun dört bir yanından gelen vatandaşlar yaptıkları konuşmalarda, yasanın kabul edilmesinin mücadelelerini yükselterek sürdürmelerinin dışında asla bir yılgınlık, teslimiyet oluşturmadığına dikkat çektiler.

Başta İkizköy Muhtarı Nejla Işık olmak üzere Ankara’daki direnişe katılan Milaslı yurttaşlar da köylerine döndüler ve ağaç ağaç, ev ev, köy köy mücadele edeceklerini ifade ettiler.

İkizköy Çevre Komitesi’nden yapılan “İkizköy’den selam, mücadeleye devam” başlıklı açıklamada, “Ankara’dan ayrıldık, köyümüze döndük, köylülerimizle tekrar buluştuk. Asıl nöbet şimdi başlıyor. Tüm Türkiye’nin sesimiz, gücümüz olmasına ihtiyacımız var. Gözünüz kulağınız bizde olsun, bizim de zeytinlerde. Bu yasayı tanımıyoruz” denildi...

+

Sayın Cumhurbaşkanım,

Şeyh Edebali'nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünü en çok sizden duyduk.

Siz konuşmalarınızda “her şeyin insan için olduğunu” söylersiniz...

Bu ‘torbadan’ bir maden yasası çıktı, ama ‘insan’, ‘insanlık’ çıkmadı...

Bu içinde insan olmayan yasayı lütfen onaylamayın, geri çevirin...

---------------                 --------------

GÜNÜN SÖZÜ;Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız ellerimiz, taşın ve toprağın elleri. Yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık. --Adnan Yücel