Yazarımızgeçirmekte olduğu rahatsızlık nedeniyle bugüne yeni bir yazı kalemealamamıştır.
Gününanlam ve önemine uygun çok eski yazılarından birini yayımlıyoruz.
Hamle.
xx xx xx
" KuvayiMilliye / Destanı ", Nâzım Hikmet 'in Türk Kurtuluş Savaşı 'nıbölümler halinde anlattığı bir destandır. Nâzım Hikmet , KuvayiMilliye 'yi 1939 'da yazmaya başlar, 1941 'de bitirir. Destanınsonunda " 1939 İstanbul Tevkifhanesi, 1940 Çankırı Hapisanesi, 1941 BursaHapisanesi " notu düşülmüştür. Buradan bu destanın üç ayrı cezaevindeüç yılda yazıldığını anlıyoruz.
Şairlerimizden A. Kadir , Nâzım Hikme t'in İstanbul Tevkifhanesi 'ndeyatarken kendisini ziyarete gelen dostlarından Gazi Mustafa Kemal 'in Nutku 'nuistediğini, kitap geldiğinde heyecanla okuyarak çalışmaya başladığınıaktarmıştır.
Destan Türkiye 'de ilk kez 1965 yılında " Kurtuluş Savaşı Destanı "adı ile Yön Yayınlarınca yayımlanır. Daha sonra yine " Kurtuluş SavaşıDestanı " adı ile 1973 'te, 1975 'te de yayımlanır ve " KuvayiMilliye / Destanı " adı ile ilk kez Bilgi Yayınlarınca Temmuz1968 'de yayımlanmıştır.
İkidefa saydım. "Onlar" başlıklı giriş ve 8 bölümden oluşan destan bin 649dizedir.
NazımHikmet 'in Atatürk 'ün Nutku 'ndan esinlendiği Destan " Onlar kitoprakta karınca, / suda balık, / havada kuş kadar / çokturlar; / korkak, /cesur, / câhil, / hakîm / ve çocukturlar / ve kahreden / yaratan ki onlardır, /destânımızda yalnız onların mâceraları vardır. " diyen ' Giriş 'lebaşlar.
xx xx xx
Ben" Kurtuluş Savaşı'nı verenlerin maceralarını " anlatan destandan sadece 7'nci (Bap) Bölümden " Ayın altında kağnılar gidiyordu. / Kağnılargidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. / Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta, / sanki gidenler hiçbir zaman / hiçbir menzileerişmiyecekti. / Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle. / Ve onlar/ ayın altında dönen ilk tekerlekti. / ..... Ve kadınlar, / bizim kadınlarımız : / korkunç ve mübarek elleri, /ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle / anamız, avradımız, yârimiz / vesanki hiç yaşamamış gibi ölen / ve soframızdaki yeri / öküzümüzden sonra gelen/ ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız / ve ekinde, tütünde, odunda vepazardaki /ve karasabana koşulan / ve ağıllarda / ışıltısında yere saplıbıçakların / oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan / kadınlar, / bizimkadınlarımız / şimdi ayın altında / kağnıların ve hartuçların peşinde / harmanyerine kehribar başaklı sap çeker gibi / aynı yürek ferahlığı, / aynı yorgunalışkanlık içindeydiler. / ..... " dizelerini alıp, neredeyse saat saat Büyük Zafe r'i anlatan 8'nci (Bap) Bölümü özet özetpaylaşacağım;
xx xx xx
" Saat2.30.
Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır, / ne ağaç, ne kuşsesi, / ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin, gece yıldızların altında kayalardır. / Veşimdi gece olduğu için / ve dünya karanlıkta daha bizim, / daha yakın, / dahaküçük kaldığı için / ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten / evimize, aşkımızave kendimize dair / sesler geldiği için / kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi /okşayarak gülümseyen bıyığını / seyrediyordu Kocatepe'den / dünyanın enyıldızlı karanlığını.
Düşman üç saatlik yerdedir / ve Hıdırlık-tepesi olmasa /Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek. / Kuzeydoğuda Güzelim-dağları / vedağlarda tek / tek / ateşler yanıyor.
.....
Ve kocaman çiçekleri eflâtun / kırmızı / beyaz / ve saplarıbir, bir buçuk adam boyundaki / haşhaşların arasından akar. / Ve Afyon önünde /Altıgözler Köprüsü'nün altından / gündoğuya dönerek / ve Konya tren hattınarastlayıp yolda / Büyükçobanlar Köyü'nü solda / ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp/ gider.
Düşündü birdenbire kayalardaki adam / kaynakları ve yollarıdüşman elinde kalan bütün nehirleri.
Kim bilir onlar ne kadar büyük, / ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu, / yalnız, Yunan'dan önce veSeferberlik'ten evvel / Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da /geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.
Dağlarda tek / tek / ateşler yanıyordu. / Ve yıldızlar öyleışıltılı, öyle ferahtılar ki / şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden / güzel, rahat günlereinanıyordu / ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, /birdenbire beş adım sağında onu gördü. / Paşalar onun arkasındaydılar. / O,saatı sordu. / Paşalar : «Üç,» dediler. / Sarışın bir kurda benziyordu. / Vemavi gözleri çakmak çakmaktı. / Yürüdü uçurumun başına kadar, / eğildi, durdu./
Bıraksalar / ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak / vekaranlıkta akan bir yıldız gibi kayarak / Kocatepe'den Afyon Ovası'naatlıyacaktı.
xx xx xx
.....
İ çirahattır. / Cennet, ebedî bir istirahattır. / Ve yenilseler de, yenseler deâdâyı, / meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir / Cenâbı rabbülâlemîneşühedâyı.
Saat 4.45.
Sandıklı civarı. / ..... Köyler. / ..... Saat beşe on var. /Kırk dakka sonra şafak / sökecek. / «Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak».
Tınaztepe'ye karşı Kömürtepe güneyinde, / ..... Saat beşebeş var. / Dağlar aydınlanıyor. / Bir yerlerde bir şeyler yanıyor. / Gün ağardıağaracak. / Kokusu tütmeğe başladı : / Anadolu toprağı uyanıyor. / Ve bu anda,kalbi bir şahan gibi göklere salıp / ve pırıltılar görüp / ve çok uzak çok uzakbir yerlere çağıran sesler duyarak / bir müthiş ve mukaddes mâcereda, / önsafta, en ön sırada, şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
.....
Yüzbaşı sordu : / - Saat kaç? / - Beş. / - Yarım saat sonrademek... / 98956 tüfek / ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden / yedibuçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar, / bütün âletleriyle / ve vatanuğrunda, / yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle / Birincive İkinci ordular / baskına hazırdılar.
Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde, / beygirinin yanında duran / sarkık, siyahbıyıklı süvari / kısa çizmeleriyle atladı atına. / Nurettin Eşfak / baktısaatına : / - Beş otuz... / Ve başladı topçu ateşiyle / ve fecirle birliktebüyük taarruz...
Sonra. / Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü. .....Sonra. / Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihâta ettik / Aslıhanlarcivarında / 30 Ağustosa kadar.
Sonra. / Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha veesir olundu. / Esirler arasında General Trikopis : / Alaturka sopa yemiş birtemiz / ve sırmaları kopuk frenk uşağı...
xx xx xx
.....
Ve kılıçların, / nalların, / ellerin / ve gözlerin pırıltısı/ ardarda çakan aydınlık bir bütündü. / Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü /ve şu türküyü duydu : « Dörtnala gelip Uzak Asya'dan /Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan / bu memleket bizim.
Bileklerkan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak / ve ipek bir halıya benziyentoprak, / bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansınel kapıları, bir daha açılmasın, / yok edin insanın insana kulluğunu, / budâvet bizim...
Yaşamakbir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine, / bu hasretbizim...» >
xx xx xx
Sonra. / Sonra, 9 Eylülde İzmir'e girdik / ve Kayserili birnefer / yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya, / GüneydenKuzeye, / Doğudan Batıya, / Türk halkıyla beraber
seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i. / Ve biz de burdabitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap, / Türk halkıbağışlasın bizi, / onlar ki toprakta karınca, / suda balık, / havada kuş kadar/ çokturlar; / korkak, / cesur, / câhil, / hakîm / ve çocukturlar / ve kahreden/ yaratan ki onlardır, / kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır...
Nâzım HİKMET
xx xx xx
30Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu zaferi bizlere armağanedenlerin ruhları şad olsun...
Elbette Nazım Hikmet'inde ruhu şad olsun...