Bir yanımız bahar bahçe... Muğlaspor ve Bodrumspor’u kutluyorum

Hafta sonunda komşuda ve Ortadoks yurttaşlarımızda Paskalya, bizde Hıdrellez vardı...

Onlarınki dini, bizimki kültürel bir ritüel... Ancak herkesin duaları ve beklentileri “insani”...

Hristiyanların en önemli dini bayramlarından olan ve Hazreti İsa'nın yeniden dirildiğine inanılan günün kutlandığı Paskalya, Ortadokslar da 5-6 Mayıs tarihlerinde dualarla, ayinlerle kutlanıyor. Ki Paskalya Bayramı dolayısıyla cumartesi günü başlayan Paskalya ayinleri pazar sabahına kadar sürdü.

Onlar ayinlerini yaparken, bizimkiler 5 Mayıs gecesi dileklerini beklentilerini gül dallarına asıyorlardı. Çünkü darda olanların yardımcısı olduğuna inanılan Hızır ile denizlerin hükümranı olduğuna inanılan İlyas o gece buluşuyorlardı. Dilekler gül dallarına asılırken, o buluşma ateşler yakılarak şenlikle karşılanıyordu...

Aslında yazın habercisi bahara “merhaba” deniliyor. Bahar uyanıyor... Ki Paskalya kutlamalarında Ortadoksların birbirlerine hediye ettikleri çikolatadan paskalya tavşanı, paskalya çöreği ve yumurtasından o önceki yüzyıllarda paganizmin sembolü olan paskalya yumurtası, ilkbaharı ve doğanın uyanışını simgeler.

Bütün bunlar yaşanırken, doğa uyanıp canlanırken, 52 yıl önce 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece bir de 3 can alınıyordu...

Tabii asanlar doğanın uyanışının, canlanmasının yanına yeni canlar, uyanışlar, uyarışlar koyduklarının farkında bile değillerdi... Cellatları ölüp gittiler, unutuldular... Denizler ise 52 yıldır yaşıyorlar, hep yaşayacaklar Hızır ve İlyas gibi...

xx xx xx

Dün...

Yani 6 Mayıs, kimilerine göre “Ruz-ı Hızır/ Hızır Günü” olarak adlandırılan Hıdırellez, Hızır ve İlyas’ın tekleştiği bir gün iken Denizlerinde katledildiği, yok edilmek istenirken hep var edildiği bir gün haline de gelmiş oldu... Nasıl bir tesadüfse... Dünyada darda kalanların yardımcısı olduğu düşünülen Hızır ile denizlerin hâkimi olduğuna inanılan İlyas’ın yeryüzünde buluştukları düşünülen 6 Mayıs...

Bilir misiniz, genellikle yağmurdan sonra deneyimlenen taşsı/topraksı kokuya petrikor denmektedir.

Bu kelime, Yunanca πέτρα yani “taş/kaya” ile ἰχώρ yani Yunan mitolojisinde tanrıların damarlarından akan sıvıya verilen isimden türetilmiştir. Toprağa düşen yağmurun yarattığı topraksı kokuya işaret etmek için kullanılmaktadır. Bu koku bize güzel gelir, çünkü bu canlılar (dolayısıyla da petrikor) biz evrimsel tarih sahnesine çıkmadan çok önceleri de oradaydı ve benzer kimyasallara sahiplerdi. Hele ki atalarımız, ormanlarda yaşarken sıklıkla bu kokuyla iç içelerdi. Dolayısıyla, 6 milyon yıl önce başlayan evrimimiz sırasında, bu kokuya evrimsel bir yakınlık duymamız son derece normaldir.

Ünlü Türk şair Turgut Uyar'a atfedilen (ama ona ait olmayan) bir şiirde, şöyle sorulduğu söylenir: “Toprak, sevdiklerimizi aldığı için mi böyle güzel kokar?

Bu dizeyi terennüm ettirip; Deniz Gezmiş’e, “Parkamı, botlarımı çıkarmayacağım. Ölüm gömleğini giydirecekler, giymeyeceğim. Traş olmayacam. Bir sigara yakacam, üstüne demli bir çay içeceğim. Haa… bak, Rodrigez’in o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim. Urganı kendim boynuma geçireceğim. Sonra dönüp beni seyredenlere sesleneceğim. ‘Ölen bedenimdir, düşüncem yaşayacak’ diyeceğim,” dedirten 6 Mayıs...

xx xx xx

Herkesin takıntılı olduğu günler, aylar, mevsimler vardır.

Çoğumuz için Pazartesi günleri kabustur. Kimi Kışı sevmez, kimi Yaz mevsimini, kimi de “Bahara bir şey mi dedik” diye sitem eder... Veya dalgasını geçer.

Nazım Hikmet “Bugün pazar” demiş... “Bugün pazar. / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. / Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün / bu kadar benden uzak / bu kadar mavi / bu kadar geniş olduğuna şaşarak / kımıldamadan durdum. / Sonra saygıyla toprağa oturdum, / dayadım sırtımı duvara. / Bu anda ne düşmek /dalgalara, / bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. / Toprak, güneş ve ben... / Bahtiyarım...

Hasan Hüseyin Korkmazgil “Haziran’da ölmek zor” demiş... Alpay’da o kült şarkısında “Eylülde Gel” diyor... “Tatil geldiği zaman / Ağlarım ben inan / Gidiyorsun işte / Arkana bakmadan / Nasıl geçer bu yaz / Ne olur bana yaz / ...

Eylül’e özlem, Yaz mevsimine hüzün duyuluyor...

Sabahattin Ali de “Mayıs ayların gülüdür” demiş... Denizlerin o ayda asılacaklarını bilse der miydi? “Mayıs ayların gülüdür / Taze bir çiçek dalıdır / İçerim ateş doludur / Mayıs'ta gönlüm delidir / Yeşil dağlara göçülür

Edebiyat iyi geliyor böyle zamanlarda... Hele şiir...

xx xx xx

Şu 5 Mayıs pazar gününe ne çok şey sığdırdık öyle...

Muğlaspor’da şampiyonluğunu ilan etti o gün...

Atatürk Stadyumu ulusal bayramlarımız dışında hiçbir zaman o pazar günü yaşadığı kalabalığı ve coşkuyu yaşamadı... Futbol o gün Muğla’da gerçek anlamda “erkek seyirliği” olmaktan çıktı... Stadyumdaki coşku Cumhuriyet Meydanına taştı. Hasan Hüseyin Korkmazgil bir şiirinde de şöyle der:

Dostum, dostum, güzel dostum! / Bu ne beter çizgidir bu! / Bu ne çıldırtan denge! / Yaprak döker bir yanımız, / bir yanımız bahar bahçe...

Evet, Denizler ile üzülüyor, hüzünleniyoruz.

Kanatlarında kaldı bahar. Veya bahar onlarla birlikte gitti..

Muğlaspor ile seviniyoruz.

Hızır&İlyas (Hıdrellez) ile umutlanıyoruz...

Galiba bahar hep var... Hızır ve İlyas ta öyle... Denizler de...

Bakmasını bilirsek...

xx xx xx

Pazar günü Bahattin Gümüş “Sevdamız yeşil beyaz” diye paylaşım yaptı.

Kimler benzer paylaşımları yapmadı ki?!

Hem Müslüm Gürses demiyor mu;

Hangimiz düşmedik kara sevdaya / Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi / Hangimiz bir kuytu köşe başında / Bir vefasız için yol gözlemedi / Herkesten bir anı saklar bu yollar / Herkesin acısı sevgisi kadar / Güzelmiş çirkinmiş ne farkederki / Deli gibi sevmek ruhumuzda var...

Galiba bende yok... Ben Muğlaspor’a sevdalanamadım. “Çarşılıyım” ama Beşiktaş’a da sevdalanamadım... Mesela kalesinde kim var bilmiyorum. Pazar günü yıllar sonra Muğlaspor’u şampiyon eden futbolcularında bir tekini bile tanımıyorum. Ancak onları yürekten kutluyorum...

Nedense ben futbol ile değil de basketbol ile keyif alıyorum. Gençlik yıllarımda futbol değil de basketbol oynadığımdan mı, ağabeylerimizden futbolun kapitalizmin uyku ilacı olduğunu öğrenmiş olmamdan mı ne bilemiyorum.

Ama Bahattin Gümüş’ün ve ötekilerin sevdasına (her sevdalarına değil) katılıyor saygı duyuyorum...

xx xx xx

Ağabeylerimizin “İşçi sınıfını karşı karşıya getiriyor” diye öğrettiği futbol “birleştirici” de olabiliyor. Orada garip bir paradoks var... Pazar günü Muğlaspor Muğla siyasi yaşamının iki yakasını bir araya getirdi.

Paylaşılan fotoğraflarda gördüm;

Tarihi maçı Muğla Valisi İdris Akbıyık, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ve MSKÜ Rektörü Turhan Kaçar ile Muğla Milletvekilleri Yakup Otgöz, Kadem Mete ve Gizem Özcan, Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal, Menteşe Kaymakamı Mehmet Eriş, AK Parti MKYK Üyesi Yelda Erol Gökcan, yerel seçimlerde AK Parti’den Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan Aydın Ayaydın, Menteşe Belediye Başkanı adayı Op. Dr. Şadi Ballı, CHP, MHP, AK Parti İl Başkanları birlikte izlemişler...

Onları Muğla için her yerde hep birlikte görmek “Hıdrellez dileğimiz” olsun...

Bölgesel Amatör Lig 5'inci Grup'ta lider Muğlaspor, sahasında Sarayköyspor’u 1-0 yenerek, lig bitimine 1 hafta kala şampiyonluğunu ilan etti. Artık 3. Lig de mücadele verecek. Bakalım orada kalma mücadelesi mi, alışkanlıkla şampiyonluk mücadelesi mi verirler.

Pazar günü Bodrumspor da Kocaelispor'u 3-0 yendi ve süper lige çıkma yolunda büyük bir avantaj sağladı... Bodrum’u da kutluyoruz. Fazla başarı göz çıkarmaz. Üstelik Bodrum’un şampiyonluğu çok daha önemli gibi duruyor.

Neyse sanırım bundan sonra Muğlaspor Kulüp Başkanı Menaf Kıyanç’ın “Muğlalığı” tartışılmaz artık... Aydın Ayaydın’ın Muğlalılığı da tartışılmaz sanırım. Metin Ergun, Selçuk Özdağ, Cumhur Uzun ve Süreyya Öneş Derici’nin bulunmadığı yerde O’nun varlığının bir anlamı var...

Muğlaspor’u yıllar sonra şampiyonluğa ve 3. Lige taşıyan Menaf Kıyanç’ın şahsında Muğlaspor camiasını ve şampiyonu tebrik ediyorum. Yolunuz açık olsun...

-------------------

GÜNÜN SÖZÜ; Her şey hakkında bir şey öğrenmeye ve bir şey hakkındaki her şeyi öğrenmeye çalışın.--Thomas Henry Huxley