Bir Tartışma, Bir Kütüphane, Bir Gölge

Abone Ol

(Sosyal medyada başlayan bir tartışma, bir kütüphane projesi ve ortaya düşen bir gölge… Bazen mesele olayın kendisi değil, etrafında büyüyen gürültünün ta kendisi oluyor.)


Sosyal Medyada Büyüyen Tartışma

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada başlayan bir tartışma, kısa sürede gereğinden fazla büyüdü. Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın Ekrem İmamoğlu hakkında yaptığı bir değerlendirme, ardından Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın danışmanı Levent Arkan’ın sosyal medyada verdiği sert tepki ve sonrasında Ortaylı adına yapılması planlanan kütüphane projesinin yeniden gündeme gelmesi… Bir anda konu bilimden çıktı, siyasete girdi, oradan da bitmek bilmeyen polemiklere kadar uzandı. Oysa insan ister istemez soruyor: Bu kadar büyütülecek bir mesele miydi?

Levent Arkan’ın İlber Ortaylı hakkında kullandığı ifadeler kuşkusuz sertti, ancak bugün memlekette tartışmaların dili maalesef böyle. Hangimiz bizim gibi düşünmeyenlere sallamıyoruz ki? Söylenen sözün doğruluğuna değil, kimin söylediğine bakılıyor. Seviyorsak savunuyor, sevmiyorsak saldırıyoruz. Sonunda mesele büyüyor ama hakikat ortada kalmıyor. Bizde tartışmalar artık ölçüyle değil, tarafgirlikle yapılıyor.

Bir söz söyleniyor, arkasından bir cevap geliyor. Sonra bir yazı yazılıyor, ardından bir açıklama daha… Konu büyüyor ama netleşmiyor. Her yeni cümle meseleyi çözmek yerine biraz daha karmaşık hâle getiriyor. Muğla gündemini yakından izleyenlerin bildiği gibi, gazeteci üstadımız Özcan Özgür pazartesi günkü yazısında kütüphane meselesini ve İlber Hoca üzerinden yürüyen süreci ele almıştı. Bir kütüphane projesi, bir paylaşım, bir tepki ve bir karşı tepki… Sonunda ortada netleşmeyen bir tablo kaldı: Bir yanda yapılacağı söylenen bir kütüphane, bir yanda verilmiş sözler, bir yanda ise oluşan kırgınlıklar. Ve bazen bir tartışmanın kendisinden çok, o projenin üzerine düşen gölge yoruyor insanı.


Kütüphane mi, Vitrin mi?

Daha önce tarihi bir binanın alınarak Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın bağışladığı kitaplarla bir kütüphane kurulacağı açıklanmıştı. Bu projeyi Muğla için önemli bir kültür yatırımı olarak görmüş, kütüphane fikrini açıkça savunanlardan biri olmuştum. Ancak son gelişmeler ve “Eskişehir modeli” ziyaretleri, ister istemez başka ihtimalleri de akla getiriyor. Ortada resmî olarak açıklanmış bir değişiklik yok elbette ama şehirde konuşulanlara bakınca kütüphane yerine farklı projelerin gündeme gelebileceği yönünde yorumlar yapıldığını da duyuyoruz. Levent Bey’in İlber Hoca ile ilgili çıkışını da düşününce, yarın bir gün o tarihi binanın kapısında “kütüphane” yerine başka bir tabela görürsek şaşırmam doğrusu. Hatta işin ironisi bir yana, Eskişehir ziyaretlerinden sonra insanın aklına şu da geliyor: Yoksa o binada bir gün kendimizi bir balmumu müzesinin önünde mi bulacağız?

Elbette bu bir iddia değil; sadece bu şehirde kültür yatırımı denince çoğu zaman akla kitap değil, vitrin gelmesine dair küçük bir endişe.


Bu Şehrin Hafızası

Ama kütüphane meselesi konuşulurken başka bir şeyi de düşünmeden edemiyorum. Daha birkaç gün önce Muğla’da, bu şehrin önemli kültür insanlarından Şadan Gökovalı için bir anma programı düzenlendi. Bu şehir kendi değerlerini anmayı biliyor. O hâlde yapılacak bir kütüphanenin adı da bu şehrin hafızasında yeri olan bir isim olamaz mı? İlber Ortaylı olur olmaz (ki kütüphaneye adı verilmemeli, çünkü bu şehrin kendi değerleri var), bağışlanacak kitap olur olmaz… Ama açık konuşayım; bir kütüphane yapılacaksa zaten birkaç kitapla yapılmaz. Kütüphane dediğin şey bağışla değil, niyetle kurulur. Mesele para değil, öncelik meselesidir. Şadan Gökovalı’nın adını taşıyan büyük bir kütüphane, bu şehre yapılacak en anlamlı kültür yatırımlarından biri olmaz mı?


Şehir Kimin İçin?

Benim derdim isim değil. Ben başından beri o tarihi binada bir müze değil, şehrin merkezinde yaşayan bir kütüphane görmek isteyenlerdenim. Bir öğretmen olarak, meydanda yükselen büyük bir kitap vahasını, en gösterişli müzeye tercih ederim. Şehrin her santimetrekaresini turiste pazarlama telaşından yana olmadım hiç. Her taşın altından otel, her tarihi binadan ruhsuz bir müze çıkmak zorunda değil. Bazı şehirler önce kendi insanı için yaşamalıdır. Bir şehir için meydandaki büyük bir kütüphane, en lüks müzeden daha değerlidir.


Eleştiri de Gerek, Destek de

Burada şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Daha önce parklar konusunda Ahmet Başkan’a da, Gonca Başkan’a da en sert eleştirileri yapanların başında ben geliyordum. Yanlış gördüğümü yazdım, doğru bulmadığımı açıkça söyledim. Ama kabul etmek gerekir ki yapılan uyarılara kulak verildi, bazı konularda geri adımlar atıldı, bazı yanlışlar düzeltildi. Evet, ne yazık ki bazı ağaçları kurtaramadık. Ama en azından bundan sonrası için daha dikkatli olunması gerektiği konusunda bir bilinç oluştu. Vay efendim, park dışında neden eleştiri yapmıyorsun diyenler oluyor. Ben bilgim olan şeyler hakkında yazmayı doğru buluyorum. Haftada bir oturup kime sallasam diye düşünmüyorum.

Şimdi asıl soru şu: Bir şehri yönetmek, birbirimizi bel altından vurarak mı olur, yoksa yanlışta eleştirip, doğrusunda destek vererek mi?


Tartışma Kültürü Meselesi

Son günlerde yerel basına ve sosyal medyaya bakınca, bazı tartışmaların konudan uzaklaştığını görmek insanı üzüyor. Şehirle ilgili meseleler konuşulurken işin dönüp dolaşıp kişisel yorumlara, niyet okumalarına, hatta özel hayat üzerinden yapılan değerlendirmelere kadar gitmesi ne tartışma kültürüne yakışıyor ne de bu şehre fayda sağlıyor.

Eleştiriyi mertçe yapmak gerekir. Mesele üzerinden, karar üzerinden, uygulama üzerinden yapılır. Kişisel imalarla, özel hayat üzerinden, niyet okuyarak yapılan eleştiriler ne gazeteciliğe yakışır ne de bu şehre bir fayda sağlar.


Aydın Olmak Meselesi

İlber Hoca hakkındaki fikrimi de saklayacak değilim. Kitaplarını okudum, söyleşilerini izledim, birikiminden faydalandım. Bilgisi, hafızası ve anlatım gücüyle geniş kitlelere tarihi sevdirmiş bir hocadır; bu yönüyle kıymeti inkâr edilemez. Ancak mesele aydın duruşuysa, benim gönlüm her zaman gücün karşısında dik durabilenlerden yana olur. Riski alanı, konforunu bozanı, gerektiğinde yalnız kalmayı göze alabileni biraz daha fazla önemserim. Bilgi sahibi olmak kıymetlidir ama o bilgiyi rüzgâra göre eğmemek de en az onun kadar kıymetlidir.

Son Söz

Belki de asıl sorun şu: Biz hâlâ uygarca tartışmayı öğrenemedik. Eleştiri yapınca düşman, destek verince taraf, susunca korkak ilan ediliyoruz. Oysa bazen bir meseleye sadece sakin bakmak gerekir. Bir söz söylenmiş olabilir, bir proje gecikmiş olabilir, bir kırgınlık yaşanmış olabilir; bunların hepsi aşılır. Ama her tartışmayı bir imha savaşına dönüştürdüğümüz sürece ne kütüphane yapabiliriz ne de gerçekten aydınlanabiliriz. Bazen mesele kişiler değildir. Mesele, tartışmayı bile bir kültür hâline getiremeyen bizim bu hâlimizdir. Bu şehir hepimizin. Ve Muğla’yı yönetmek, sadece seçilmişlerin değil, yazanların da, eleştirenlerin de, orada yaşayan insanların da, destek verenlerin de sorumluluğudur.