Bir Sınıfın Işığı, Bir Milletin Vicdanı

Abone Ol

Bazı hikâyeler vardır; sadece okunmaz, insanın içine işler.

Bir sınıfın kapısından içeri girerken başlayan, ama bir milletin yüreğinde yankılanan hikâyeler…

Bir öğretmenin sesinde çoğalan umut, bir çocuğun gözlerinde büyüyen gelecek, ve bir anlık karanlığın binlerce aydınlığı sınadığı zamanlar…

Bu satırlar, sadece bir hatırlama değil; bir yüzleşme, bir çağrı ve en çok da insana yeniden dönme arayışıdır.

Ayla hoca derse girmiş. Her zamanki gibi heyecanlı. Aradan yıllar geçtiği halde aynı heyecanı yaşıyor. Çocukların onu heyecanla karşılayan hatta kuşatan pırıl pırıl gözlerini gördüğünde yüzlerindeki gülümsemeyi yüreğinde hissettiğinde her şey değişiyor. Her şeyi dışarıda bırakıyor.

İsimler sıralanıyor dudaklarından akıp gidiyor. Zeynep, Şuranur, Göktürk, F Sancak, Bayram, Belinay, Yusuf, Kerem ve niceleri. Her biri küçük bir dünya keşfedilmeyi bekleyen.

Onun dokunduğu her isim hayatında iz bırakan Gönül ikliminde güzellikler deren bir hayat hikayesi oluyor. Bu çocukların isimleri de ileriki de ödevlerde hayat bulacak belki de bu çocuklar karşısına Türkiye'nin geleceğine aydınlık verecek neferler olacak. Belki bu isimler gelecekte Türkiye'yi kuşatacak güçlendirecek isimler olacak. Bu isimler geleceğin türkiye'sine kanat gerecek isimleri yetiştirecek. Onların hikayeleri içimizdeki nice isimsiz kahramanların hikayeleri olacak.

Öyle mi oldu peki Ayla öğretmen o gün derse girdiğinde hayat bu Umut ışığının yarattığı dünyada değildi kapkaranlık bir dünyaya evriliyordu. İşin kötü tarafı bu karanlık dünyanın saldırı eli yine Ayla öğretmenin dersine girmese de evlatlarından biri olacaktı.

Dünyadaki en büyük saldırılar hiç beklemediğiniz yerden gelenlerdir. Yani hiç ummadığımız yerden evlatlarımızı kullanarak evlatlarımızın eliyle kurşunlanarak.

Ayla öğretmenin bunu düşünme şansı bile olmadı. Bir anlık bir karar vermeliydi. Kötülüğün şer eli sınıfını bastığında ve evlatlarına kurşun yağdırmaya başladığında Yusuf Kerem Göktürk şura Nur Sevgi diyemeden can havliyle evlatlarının üstüne atıldı.

Bir ananın içgüdüsüyle onları kurtarmak için vücudunu siper etti. Şehadet şerbetini içerken Ayla öğretmen mesleğinin peygamberlerin mesleği olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Ya Yusuf Kerem Göktürk şura Nur Bayram Belinay ismini sayamadığımız sayamayacağımız hatta saymaya dilimizin varamayacağı çocuklarımız gün ışıklarımız Gök ekinlerimiz Bahar dallarımiz ya onlar ya onların aileleri onların geleceğine dair beslenen hayaller. Onların ailelerinin onlara yetiştirmek bugünlere getirmek için verdiği emekler...

O silahı tutan el o da bir kurban değil mi herkesin şu an saldırdığı bir anının Bir babanın evladı değil miydi o da. Bir katil çocuk bir çocuk katil hiçbir birine uymayan iki isim.

Ve çocukların gençlerin eline hiç yakışmayacak silahlar, o çocukların o gençlerin ruhlarına hiç yakışmayan kin hırs nefret ve yok etme duygusu.

Dünyanın bu kadar yalnızlaştığı kendi içine gömüldüğü bir dönemde biz bütün dünyayı kana boyayan geleceğimizi çocuklar gençler yoluyla karartan bu sisteme nasıl bakacağız nasıl bir değerlendirme yapacağız.

Sorununcozum noktasını kökünden halledebilecek miyiz? Herkes konuşuyor. Yok aile yok sistem yok iktidar yok düzen. Dünya nereye gidiyor diyenler bu dünyanın bu zamana kadar geldiği noktada sorunun odak noktasını görmezden geliyor.

Her şey önce insandan başlar. İnsanla başlamayan cümleler insanlığın kaderini yok eder. Bir sayılarla uğraşırken insanı unutuyoruz.

Emperyalist düzenin çarkları adalet eşitlik insanlık ahlak gözünü kan bürümüş gözünü hırs bürümüş bir dünya düzeninde gözyaşı medeniyetinin ruhuna el Fatiha dedirtecek adımlar atmaktan vazgeçmiyor.

Biz yine çocuklarımıza dönelim. O gözlerinin içerisinde sevgi aradığımız yalnızlığın boşluğunda kaybolup gitmiş çocuklarımıza dönelim. Hayat ışığı bulmaları için hayatın içinde olmaları lazım. Hayatı birebir yaşamaları lazım. Kendilerine ait sesi bulabilmek için Özgür bırakılmaları lazım.

Özgürlük dediğimiz sınırsız bir özgürlük değil insanla başlayan insanla biten sınırı insanla belirlenen bir özgürlük.

Kendi elimizde kaldırdık ya andımızı. Ne diyordu andımızda. Büyüklerimi sevmek küçüklerimi korumak.

Anne baba olmak kolay biyolojik olarak her çift anne baba olabilir ama gerçek anlamda insan yetiştiren anne baba olmak o insanın sorumluluğunu anne baba olmak hiç kolay değil.

O sorumluluk aşkla olmazsa evlat aşkıyla bir yerde çözülür gider evlatlarımız boşu boş mayınlar gibi oradan oraya savrulurken biz evladımızın hangi dünyanın içinde olduğunu fark edemezsek onların annesi babası olduğunu unutursak ya da onlar bizim anne baba olduğumuzu fark edemezse sorun yumağı büyüdükçe büyür.

Ve o yumak o kadar karmakarışık bir hale gelir ki bir türlü çözemeyiz kördüğüm üstüne kördüğüm atarız.

Çocuğumuzun sesini duymalıyız çocuğumuzu dinlemeliyiz çocuğumuzu bir karakter olarak kabul edip eğilimlerini en iyi şekilde yönlendirmeliyiz 5 duyu organı ne için var o beş duyu organı Rabbimin bize bahşettiği hemhal olma dediğimiz sosyetik bir dille empati dediğimiz kendimizi benliğimizin egosundan kurtarıp karşımızdakini bir evlat gibi görüp o evladın ruhuyla özdeşleşip ona göre adım atmamız gerek.

Günümüz çocukları farkında değilsiniz çok yaralılar. Sağırlar ve körler dünyasında kaybolup gidiyorlar Bir dokunmana ihtiyaç duyuyorlar onlara bir dokunan çıksa bir el veren çıksa içinde bulundukları karanlıklardan sıyrılıp gidecekler.

Mevlana Yunus neredeler nerede onların Anadolu'yu kucaklayan ruh iklimi? Kendi özümüzü kaybettiğimiz her an bu topraklarda yetiştirdiğimiz çocuklar bizim çocuklarımız olmaktan çıkar. Özellikle buna dikkat etmemiz gerekir.

Okullarin güvenliği çok önemli. Okulların güvenliğini bir an önce sistemleştirip duzene sokmamız gerek. Ama bundan önce Gönül ikliminin güvenliğinin sağlamamız gerek.

Vaktini bekleyen tohumların boy verip toprağı aşıp geleceğin gölgesini oluşturacak fidanların yetişmesi için önce ahlakın sevginin saygının erdemin insana ait bütün güzel hasretlerin tek tek o toprakla tamamlanması gerek.

Bugün evlatlarımızı teslim ettiğimiz öğretmenlerimiz Ayla hocalarımız mesleklerin itibarını saygınlığını geri kazanmadıkça öğretmenin bir iradesi olduğu kabul edilip bir lider olarak gençlerin hayatında yer edinmesine izin verilmedikçe sorunlarımız büyüyecek. Çığ olup hepimizin üstünden geçecek.

Tek duam çocuklarımız gençlerimiz üzerinden oynanacak oyunlar karşısında sağduyulu olup sen ben onlar demeden bir olup biz olup önlemler almamız.

Bu kanayan yaraya bir an evvel şifa bulmamız gerek. Yoksa yürek yangınlarımız artmaya kanayan yaralarımız çoğalmaya devam eder.

Rabbim bu milleti evlatlarınin acılarıyla bir daha sınamasin. Ayla öğretmenimiz ve kaybettiğimiz çocuklarımız için lütfen öldürüldü demeyin şehit oldu deyin.

Bazen bir sınıf,

bir ülkenin aynası olur…

Ve bazen bir öğretmen,

bir milletin vicdanı.

Bir isimle başlar her şey;

Zeynep diye seslenirsin,

Yusuf diye dönüp bakarsın,

Göktürk diye umutlanırsın…

Sonra anlarsın ki

her isim bir emanettir.

Ve o emanetleri koruyamadığımız her an,

sadece bir çocuğu değil,

bir geleceği kaybederiz.

Şimdi susma zamanı değil.

Şimdi hatırlama, anlama ve ayağa kalkma zamanı.

Çünkü bu hikâye,

bir sınıfın değil,

bir milletin hikâyesidir.