Bir Mahalleye Adını Veren Şeyh Keramettin’in Türbesi Yok Mu Oluyor?

Sana kabri ve hakkındaki bilgiler yok olmak üzere olan Şeyh Keramettin’den söz etmiş miydim Süheylâ?... Hani pek çok şehrimizde bulunan ve bulundukları yere bir ilim ve irfan ocağı kazandıranlardan biri olan Şeyh Keramettin’den?...

Söz etmemişim demek ki…

Anlatayım o zaman…

Bundan tam 30 yıl önce bugünlerde gelmiştim Muğla’ya. Üniversitedeki görevim gereği geldiğim şehrin kültürüyle de ilgilenmem gerekirdi. Sadece kampüste ve derslikte bir akademisyenlik bize yakışmazdı; şehrin kültürünü dikey olarak da araştırmak gerekti. Şâhidî’den dolayı zaten şehrin manevî atmosferinin farkındaydım. Şâhidî’nin yanın sıra Şeyh Bedrettin, Şeyh Hasan Nuri, Şeyh Muslihittin, Emir Beyazıt, ve Şeyh Kemalettin ile beraber Şeyh Keramettin’in de adını duymuş ve mezarını aramıştım. Bir evin bahçesinde olduğu için de girememiştim.

Gelişimden bir müddet sonra Ali Rıza Hakses’in Muğla Müftüsü iken 1940’ta yazdığı Muğla-Menteşe Büyükleri adlı daktilo nüshası kitabı elde etmiştim. Tabii baştan sona okudum kitabı ve Şeyh Keramettin ile ilgili ilk bilgileri (Kitapta 40. Sırada yer alıyor) de orada gördüm.

Verilen bilgilere göre, Şeyh Keramettin, Sultan İkinci Selim devrinde (1566-1574) şeyhlik yapmış biri. Demek ki bir 16. yüzyıl şahsiyeti. Hakses’in verdiği bilgilere göre Keramettin Efendi Horasan veya Buhara’dan gelmiştir ve Ahmet Baliğî, Molla Mehmet Çelebi ve Muğla Müftüsü Fazıl Efendi’nin çağdaşıdır.

Keramettin Efendi, yaşadığı dönemde Muğla’da tasavvuf geleneğinin öncü isimlerinden birisi olmuştur. Ne yazık ki elde bir kitabı bulunmamakta ve hangi tarikate mensup olduğu da şimdilik bilinmemektedir.

Şeyh Keramettin Efendi’nin ne zaman öldüğü malum değildir. Bugüne kendisinden kalan  tek bilgi, Molla Mehmet Çelebi torunlarından Fatmeşlerin evinin bahçesinde medfun bulunduğudur.

1994’te Şeyh Keramettin hakkında bilgi toplamaya çalışırken mezarının bulunduğu evin önünden geçtim ama dediğim gibi içeri girememiştim.

10-15 sene önce eski milletvekillerinden biri, yerin altındakilerle üstündekileri buluşturma sevdasına düşmüştü. Şeyh Keramettin’in kabri ile ilgili olarak bana ulaştılar. Gittim. Bu defa eve girdim. Keramettin Efendi’nin başında mezar taşı yoktu ama etrafında sonraki dönemlerde ölenlerin mezarları vardı ve bir-ikisinin de mezar taşı vardı. Mezar taşı metinlerini okuyup ilgilenenlere vermiştim ama ne yaptılar bilmiyorum. Keşke bir nüshasını da ben alsaymışım.

Birkaç ay önce gene gittim Şeyh Keramettin Efendi’nin türbesine. Basmacı sokak 52 veya 56 numaralı evin veya evden bölme bir mekanın kapısına vardım ama kapı kapalı olduğu için içeri giremedim. Kapı aralığından zar zor gördüğüm manzara hiç de iç açıcı değildi. Mahalleye adını veren bir Horasan ereninin kabri yok olmak üzereydi. Vaktiyle bir meydan ve Ispartalıların hanı varmış buralarda ve Şeyh Keramettin bir de cami yaptırmış buraya ama garibimin mezarı bile yok olmak üzereydi.

Yerel yöneticiler bu tür değerlerin kaybolmaması için gayret sarf etmeli. Vilayet, belediye ve vakıflar Şeyh Keramettin’in kabrine bir el atsalar da yok olmaktan kurtarsalar çok iyi olur. Elin oğlu yapay ve kurgulama olaylarla kültürel ve tarihî hafıza yaratmaya çalışır, bir elimizdeki değeri görmezden geliriz.

Yaaa işte böyle Süheylâ… Değerler birer birer kaybolurken ben gözümü kapatamazdım.