Bir Ahmet Fatih Ceylan Vardı

Abone Ol

20 yıldır arkadaşlık ettiğimiz, arkadaşlıktan öte kardeş olduğumuz bir Ahmet Fatih Ceylan vardı. Geçen yıl 19 Nisan günü emaneti sahibine teslim etti; biz de onu 20 Nisan günü toprağa teslim ettik…

Onu kaybettiğimiz günlerde elim klavyeye gidip iki satır yazmaya gücüm ve takatim kalmamıştı. Hâlâ aynı duygularla yaşıyorum, aynı zorlukları iliklerimde hissederek bu zor yazıyı kazıyorum…

Rahmetli Ahmet Fatih Ceylan, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde çalışmak üzere şehrimize 2005 yılında gelmişti. Geldiği günlerde tanışamadık ama “Ahmet Fatih” adında birisinin üniversitede memuriyete başladığını duyunca, “Bu arkadaş mutlaka Elazığlıdır.” diye geçirdim içimden. Çünkü bu isim Harput’ta türbesi olan Fatih/Fethi Ahmet Baba ile ilgili olmalıydı. Elazığ’da çocukları bu türbeye bağlayan aileler, çocuklara Fatih/Fethi Ahmet veya Ahmet Fatih/Fethi adını verirlerdi. Sivaslıların çocuklarına Ahmet Turan, Diyarbakır ve Elazığlıların, Zülküf/Zülfü, Gazianteplilerin Ökkeş, Afyonkarahisarlıların Ali İhsan, Emirdağlıların Ceylan ve Fakı ismini vermeleri gibi, Elazığlıların da çocuklarına bu ismi vermesi yaygındı. Bu isimlerin hepsi bir dinî şahsiyete dayanıyordu.

Sonra Ahmet Fatih Ceylan ile tanıştık… Birkaç sohbetten sonra “ezel âşinası” olduğumuzu anladık…

Rahmetli lise tahsili yıllarında, İzmir’de 13 Mart 2006 günü kaybettiğimiz rahmetli Emrehan Küey’in rahle-i tedrisinden geçmiş. Rahmetli Küey’in Bornova’da Akademi Kitabevi vardı. Rahmetli Fatih, çaldırdığı bir okul kütüphanesi kitabını alıp yerine koymak için Bornova’da dolaşırken yolu Akademi Kitabevine düşmüş. Kitabın adını söyleyip “Şu kitap var mı?” deyince, rahmetli Küey’in dikkatini çekmiş ve aralarında entelektüel bir ilişki başlamış. Bu ilişki daha sonra kardeşlik ilişkisine dönüşmüş.

Rahmetli Fatih sonra ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği’ni kazanıp Ankara’ya gitmiş… Orada da rahmetli Emrehan Küey’in yönlendirdiği kardeş muhitinde bulunarak irfan ve tasavvuf zenginliğine ulaşmış…

Sonra hayata atılmalar…

Emrehan Küey merhumunda yaşadığı Manisa’da şirketler, iş yerleri, ortaklıklar, akîm kalan teşebbüsler… Ama hep gönül birliği ile geçen yıllar…

Sonra Muğla yılları… 2005’te başlayıp 19 Nisan 2025 gününe kadar geçen 20 yıl…

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde daire başkanlığı ve enstitü sekreterlikleri görevlerinde bulundu. Görev yaptığı her birimde, yönetmelik çerçevesini zorlayarak nitelikli işler üretmenin yollarını aradı. Birime ufuk kazandırmak için çok uğraştı. Ekip insanı idi; hep iyi insanlarla güzel işler başardı…

***

Sevgili Fatih, bilgi üretmenin önemini bilen birisi olduğu için İşletme alanında yüksek Lisans yaptı ve Doktoraya da başladı ama bürokratik iş yoğunluğundan bir türlü doktorasını tamamlayamadı. “Mühendis kafalı” biri olduğundan, çözüm üretmenin ilk adımı olan “analitik düşünme”yi mükemmel bir şekilde başarırdı.

Sadece “mühendis kafalı” değil, “sosyal zekâsı” da güçlü bir insandı. Bu yüzden Türk irfanının en ücra köşelerinde kalmış konularında bile, elde ettiği bilgi kırıntısı ile meselenin arka planını sorgulama becerisi gösterirdi. Ben bazı kavram, olay ve kişilerin değerlendirilmesinde mutlaka ona danışır, mühendis analitiği ve “sosyal zeka” gücüyle çözümler üretmesini isterdim. Böyle bir tip aynı zamanda, günümüzün moda tabiri ile söyleyelim, “inovatif” bir yapıya da sahipti. Tekno-kültür konusunda olduğu kadar, güncel siyasî, kültürel ve ekonomik konularda düşünür ve konuşurdu. Bir ara köşe yazıları yayımlamak istedi ama kurumsal tedirginlikler yüzünden yapamadı…

Yapamayınca susacak bir insan değildi ve susmadı da…

Sosyal medya profillerinde haftada birkaç paylaşım yaptı. Benim “dijital deneme” dediğim bu tür paylaşımlarda, insan, varlık, hayatın anlamı, tevhid inancı, tasavvuf konularında paylaşımlar yaptı… Yazdıkları nitelikli bir kitle tarafından takip edildi; sohbetlere konu oldu… Önceki yıl paylaşımlarını toplamıştı. Kontrol edecektik yayımlayacaktı… Ecel bizden hızlı davrandı…

Pek çok konuda fikrini sorardım… Hâlâ bir şey soracak olsam elim telefona gider, hüzünle bırakırım telefonu…

Sevgili Fatih’in kazaya uğramasından 3 saat önce, 10 Nisan 2025, saat 17:30 civarı sosyal medya paylaşımını okursak, onunla ilgili ne demek istediğimi anlarsınız:

Nadir olan ve bulunan umumiyetle daha kıymetlidir, biliriz.

Her şeyin özü, o şeyden daha kıymetlidir. Bunu da biliriz.

Hem o özü elde etmek çaba gerektirir, hem de öz, daha işe yararlıdır.

Hayatın da görünen, girift, karmaşık olan çoklu hadiseleri arkasında her şeyi tâyin eden kaideleri de, aslında özdür, sade ve sarihtir.

Biz sırrımızı, özümüzü, sadece, en çok sevdiklerimize ve güvendiklerimize açarız ve gösteririz.

Hayat da varlık da böyledir.

Kim sevgiyle, güvenle bakar ve görürse, perdeleri ona açar, sırrını ona aşikâr eder.

Sevmek, güvenilir olmak ve güvenmek yolları açar, işleri kolaylaştırır, dertlere de derman olur.

Kabuktan öze, şekilden mânâya, tenden câna, zamandan zamansızlığa seferimiz var efendim.

Ve's-selâm!

Sevgili Fatih bey kardeşim, ruhun şad, mekanın cennet olsun...