Bir 10 Kasım Hüznü

Ne kadar uzak o kadar yakın duygular içerisindeyim. Çocukluğumda yaşadığım sonbahar hüzünleri yükleniyor duygularıma. An’dan öte kopukluklar yaşıyorum. Gözleri yaşlı, kalbi buruk, mahzun bir çocuk yüreği bırakmıyor peşimi. Sonbaharı zamanın aynasından seyre dalıyorum. Sararmış kuru yaprakların eşlik ettiği renkler dünyasında bir turuncu önümü kesiyor bir de kırmızı. Bu renkler içinde en çok sarı zemin üzerine yapıyorum betimlerimi.

Yaş aldıkça o çocuk yüreğimin hüznü sadece sonbahara ait zamanlarda yeniden yeniden çıkıp geliyor karşıma. Oysa çocuk yüreğimin kahramanı çoktan yerini başkalaştırdı. Kahramanım bugüne taşıdıklarıyla benim için bambaşka bir yerde. Onun bana kattığı ilk adım hep büyük düşünmem, hep uzak hedeflere bakarak hayatta ilerlemem. Aklın bugün tutulma yaşadığı zamanları aşıp yıllar öncesinden yaptığı hesaplamalarda bana ve bize bugünleri işaret etmesi.

Ben kahramanımı okudukça daha farklı yönleriyle tanıyorum. Onun bana doğrudan bıraktıkları benim kimliğimi teşkil eden temel özde bilinçlenmemi sağlıyor. Tarihten, sanata, bilime, kültüre bakışımda Türk bakışının mayaladığı direnci, asaleti yaşatıyor bana. Günümüzün ve her zamanın en önemli konularına yani çevreye, kadına, adalete, barışa, akla ve bilime, kültüre ve özellikle “insan”a bakışımda onun varlığıyla bu dünyayı onurlandırdığı zamanlardaki sözleri, tavrı, yaklaşımı “muasır” zamanların ötesine taşıyor bizleri.

Cumhuriyetimizin 102. yılında onu ve onun bizim için hedeflediği yerin neresindeyiz diye sorguluyorum kendimi. Yaptığım sorgulama sonrası yaşadığım hayal kırıklıkları karşısında üzülüyorum. Ama dünyada yaşananları düşündüğümde cumhuriyetimizin yüz ikinci yılında hala inancımızı ve umutlarımızı devam ettirebiliriz diye düşünüyorum. İçimdeki çocuk ona olan sevgisiyle çıkıyor karşıma. Çocuklukta atılan maya ne kadar kıymetli diyorum kendi kendime. Hiç vazgeçmiyor. Mavi gözlere duyduğu sevda ile yüreğindeki coşku hiç bitmiyor. Mücadeleye devam diyorum.

Atamızın hayat hikâyesini hep Selanik’teki o pembe boyalı evden başlatırız ya. Sonra tarlalarda kız kardeşiyle karga kovalaması gelir. Sonra Manastır İdadisi! Asker oluşu ve Trablusgarb’tan  Şam’a, Çanakkale’ye uzanan büyük bir mücadelenin izleri. Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşadığımız yıkım. Onunla başlayan yeni bir başlangıcın Samsun’da başlayıp bütün Anadolu’yu hatta ileride dünyayı kucaklayan ve Cumhuriyet’le devam eden hikâyesi. Hikâyeler güzel de ya onunla başlayan cumhuriyet hareketinin gerek ilkeleriyle gerek devrimleriyle başlayan daha çok düşünce yönüyle tamamlanacak hareket noktası.

Bütün başlangıçlar Atatürk’ün idealleri ve dayanak noktaları üzerinden beslenmeli. Hikâye güzel ama hikâyenin bir o kadar yakın bir o kadar uzak perspektifinde bizim daha büyük düşünmemizi sağlayacak ve daha uzak hedeflere yönelmemizi sağlayacak çıkış noktası nerede? Bir yerlerden başlamalıyız? Ama nereden? “Biz” olmamızı sağlayacak ve onun bizi her daim birleştirdiği yerlerden başlamak gerek.

Atatürk'ü anlamak ve anlatmak en önemli meselemiz olmalı. Bunu eğitimle yaparız deyip kurtulmayız. Eğitim hedeflerimiz arasında Atatürk ve Atatürkçülük sadece birkaç yerde konu olmanın çok ötesinde olmalı. Yüreklerimizdeki çocuk Atatürk sevgisini ilelebet korumaya ve yaşatmaya devam edecek. Buna kimse mani olmaz. Ama düşünce, ufuk noktasında okumak, araştırmak, onun Türk’e bakışındaki hareket noktasından yola çıkıp sonuçları üzerinden bir sistemi yaşatmak gerekir.

İlimse ilim, akılsa akıl, yürekse yürek, mücadeleyse mücadele sözde kalmamalı, özünü yakalamalı. Sevdadan ötesi var. Aşktan ötesi var. An’ın oyuncusu insan bir an evvel uyanışa geçmeli. Onun idealleriyle ancak asıl gitmemiz gereken yerde olabiliriz. 

Ne kadar uzak o kadar yakın duygular içerisindeyim. Çocukluğumda yaşadığım sonbahar hüzünleri yükleniyor duygularıma. An’dan öte kopukluklar yaşıyorum. Gözleri yaşlı, kalbi buruk, mahzun bir çocuk yüreği bırakmıyor peşimi. Bir 10 Kasım hüznü yaşıyorum yüreğimde. Yüreğimde ayrılığın sızısı. Ama bir o kadar onun üzerimden hiç eksilmeyecek mavi gözlerinin ışığında geleceğe bakmanın heyecanı. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sayıların sonsuzluğunda bir yerlerde buluyorum, yüreğimdeki çocuğa, çocuklara emanet ediyorum. Biliyorum, her 10 Kasım’da o yürekler ne kadar sızlasa da onun idealleriyle Cumhuriyetimiz de ilelebet yaşamaya devam edecek.