İstanbul'da 5 - 9 Mayıs günleri arasında açık olacak olan savunma ve uzay sanayii ile ilgili Saha-Expo fuarı açıldı.
Bu fuarda Türk savunma sanayinin nerelere geldiğini gördük.
Ben 1964 yılında Johnson mektubu ile 1974 yılındaki ambargoları yaşamış bir insanım.
1964 yılında İzmit'te Asteğmen idim.
1974 yılında da serbest mühendis olarak çalışıyor idim.
Libya lideri rahmetli Kaddafi, uçaklarımıza kalkış ve iniş sırasında kullanılan lastikleri 1974 yılında vermese idi, Kıbrıs çıkarmasını başarı ile yapmamız mümkün olmaz idi.
O günlerde neler hissettiğimi, hırsımdan ağladığımı hiç unutamıyorum…
2026 Mayıs ayında açılan Ankara savunma fuarında "Yıldırımhan" süpersonik füzeyi görünce önce ben sonra da dünya şoka girdi.
6 bin km. menzili olan Yıldırımhan Süpersonik Füzesi "Bana bulaşmak isteyen var ise, bir daha düşünsün" diye adeta dünyaya haykırıyor.
Atatürk, "Dünya'da Barış, Yurtta Barış" sözü ile barıştan yana olan Türkiye Cumhuriyetinin tavrını ortaya koymuştur.
Ben de, hem oğluma hem de torunuma Barış adlarını koydum.
Atalarımız "En büyük Adalet Barıştır" demişlerdir.
Ancak insanlık devamlı silahlanıyor.
Peki bu akıl dışı gelişmeler nereden ve kimlerden kaynaklanıyor?
Yahudilerin Tevrat ve Talmut adında iki kutsal (!) kitapları bulunuyor.
Yahudiler bu iki kitabın emirlerini dikkate alarak hareket ediyor ve yaşıyorlar.
Bu kitaplar Yahudilerin Efendi, kendilerinin dışındaki insanların ise, köle olduğunu iddia ediyor.
Bu kitaplar, köle kabul edilen insanların elindeki mallar için " Bu mallar siz Yahudilerden çalınmış mallardır. Bu malları ve toprakları geri almak sizin görevinizdir " diyor.
Yahudiler bizim, kutsal ve peygamber olarak kabul ettiğimiz Hz Meryem ile Hz İsa'yı ağzımıza alamayacağımız kelimeler ile suçlarlar.
Yahudiler, Hz Muhammed'i de Peygamber olarak kabul etmezler.
Doğal olarak da İslam’ı dinden saymazlar.
Yahudiler, Hristiyanlığı da sapıklık olarak görürler.
Yahudiler, MS 70 yılında kovuldukları Kudüs'e 1948 yılında İngilizlerin yardımı ile geri döndüler.
Aradan 80 yıl geçip, Kudüs ve çevresine yerleşince bu kez " Rab, Nil ile Fırat nehirleri arasındaki toprakları bize vaat etti " demeye başladılar.
Vaat edilmiş toprakların sınırları içinde bizim Güney- Doğu Anadolu, Çukurova ve Kapadokya bölgelerimiz var.
Yahudiler, önce Gazze şeridini, sonra Lübnan’ın güneyini ele geçirmek için girişimler bulundular.
Bölgede soykırım uyguladılar.
Çoluk çocuk demeden 80 bin kişiye varan insani öldürdüler, evlerini yıktılar.
Yahudiler. Nil ile Fırat arasını ele geçirmek için, ABD, Almanya ve Fransa'dan yardım almaya başladılar.
Barış isteyen Dünya halkları, Yahudi vahşetinin karşısında tepkilerini göstermeye başladılar.
Buna karşı Israil, Türk korkusunu abartarak Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi küçük devletleri kendi yanına çekmeye çalışıyor.
Türkiye, Yıldırımhan Süpersonik Füzesi ile adeta “Ayağınızı denk alın, karşınızda eski Türkiye yok" diyor.
Türkiye Cumhuriyeti "Biz savaş istemiyoruz.
Bize topraklarımız yeter. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. " da diyor.
Türkiye Cumhuriyeti " Siz, uluslararası kurallara ve anlaşmaları uyuduğunuz müddetçe bizden size zarar gelmez " diye de ilave ediyor.
Ama topraklarımızda gözü olanlar, istek ve hedeflerinden hiç vaz geçmiyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti "Yurtta Barış, Dünya'da Barış " diyor, ama doyumsuz İsrail'i ikna edemiyor.
İçimizde bazı insanlar, Yıldırımhan Süpersonik Füzesi ve savunma sanayinde ulaştığımız nokta için " Cumhuriyet bunun için kurulmadı " diyorlar.
Biz de "Peki Cumhuriyet ne için kuruldu? " diye soruyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti emperyalist ve Siyonistlere boynumuzu uzatmak için kurulmadı her halde.
Biz güçlü olmalıyız ki, kimse bize bulaşmaya cesaret edemesin.
En vazgeçilmez özgürlük, var olma, yaşama özgürlüğüdür.
Atatürk’ün " Yurtta Barış Dünya'da Barış " prensibi, savunma sanayiinde güçlü olunca var edilebiliyor.
Bizim barıştan başka bir dileğimiz yok.
Ama, Yahudiler ve Siyonistler ancak güçten anlıyorlar.
Savunma sanayinde emeği geçenlere, saygı ve teşekkürlerimi sunuyorum.