Babam

12 Eylül 1980 de üniversite öğrencisiydim. O gün akşam okuduğum şehre gitmek için otobüs bileti almıştım.

Gece saat 2 gibi Muğla Milletvekili Ahmet Buldanlı Babamı aradı. Darbe olduğunu, kimin yaptığını bilemediğini söyledi. Bir saat sonra askeri bir tim evimize geldi. Babamı alıp götürdüler. Yol kapımıza ise iki asker konuldu, eve giriş çıkışlar yasaklandı. Ne olduğunu anlayamıyorduk.

Öğleden sonra 3 gibi Babam aradı. Adalet Partisi’nin (AP) bina anahtarlarını almak ve tutanak tutmak için alındığını söyledi. Akşam üzeri de eve döndü.

Kapımızdaki nöbetçi askerler bir ay nöbet tuttular. Ele güne karşı sanki suçluymuşuz gibi mahcup oluyorduk. Alay komutanından askerleri alması için çok ricada bulunduk.

Bunları niye anlatıyorum?

11 Eylül 1980 de Babamın Adalet Partisi’nde bir görevi yoktu. Ama halkın algısı hep Babamın AP’nin Başkanı olduğu şeklindeydi.

Babam milliyetçi demokrat bir insandı. Son anına kadar çizgisini cesaretle savundu. Cenazesi ve sonrasındaki taziye ziyaretleri gösterdi ki çizgisi nedeniyle büyük saygı görüyordu.

İnsan olarak çok şeyler yaşadı. Benimle en özel konuları bile paylaşırdı. Kırılacak korkumla, hiçbir düşüncesine karşı çıkmadım... Çoğu zaman gelir, kendisine yakın çizgim nedeniyle hayır dua ederdi.

Evlat acısı gördü. Annemi üç yıl önce pandemi de korona nedeniyle kaybettikten sonra, hayatının farklı bir dönemine geçti. Ancak bulduğu formülleri hayatına geçiremedi. Evin erkeği ölünce eşi hayatını idame ettirebiliyor. Evin kadını ölünce kocası  büyük boşluk yaşıyor.

Rahmetli Ağabeyimin vasiyeti ve Babamın çok istemesi ile Hamle’yi aldım. Hamle’yi çok seviyordum ama hayatımın belli bir daire içinde hapsolması da beni endişelendiriyordu. İstekleri gerçekleşti. Rahmetli babam çok mutlu oldu.

Beni etkileyen ve düşüncelerine önem verdiğim bir insandı.

Hayatını dolu dolu yaşadı. Mevlam ebedi hayatta Cennetine alsın diyorum. Yokluğunu daima hissedeceğim.

Not: Elim bir türlü klavyeye gitmedi. 15 günde bu yazıyı zor yazabildim.