Aynaya Bakmaya Cesaretiniz Var Mı?

Abone Ol

Hodri Meydan.

(Artık inandığımız değerler için yaşamıyoruz. Yaşadığımız hayata uygun değerler icat ediyoruz. Vicdanımızı ideolojilerle uyuşturuyor, her gün işlediğimiz günahlara kutsal kılıflar dikiyoruz.)

Kabul edelim.

Biz artık inandığı değerler için yaşayan bir toplum değiliz.
Yaşadığı hayata uygun değerler üreten bir topluma dönüştük.

Mesele sadece bireysel kibir değil.
Mesele, vicdanımızı ideolojilerle uyuşturma becerimiz.

İnsanoğlu çıkarını aklamak için dini de, ideolojiyi de her gün yeniden üretir.
Mesela haftaya başlarız.

Birinci Hafta

Bir ağacın kesilmesi gerekiyorsa “eşref-i mahlûkat” devreye girer.
Doğa insanın emrine amadedir denir.

Ama kesilmesi gerekmiyorsa, kıyamet kopsa bile eldeki fidanın dikilmesini öğütleyen hadis kürsülerde yankılanır.

Ramazan’da Veda Hutbesi’nden “bütün insanlık eşittir” bölümleri gözyaşlarıyla anlatılır.
Ramazan biter bitmez sokakta şu sloganlar yükselir:

“Kahrolsun Ermeniler!”
“Yok olsun Suriyeliler!”

Cuma günü sosyal medyada:
“İşçinin alın teri kurumadan hakkını veriniz.”

Cumartesi günü:
Sigorta istediği için işçi kapının önüne konur.

Pazar günü:
“Mülteciler korkak, cahil!”

Pazartesi günü atölyede 20 Afgan, 10 Suriyeli;
sigortasız, yarı ücretle çalıştırılır.

Ucuz emek, nefretten daha tatlı gelir.

Salı günü “Mavi boncuk takışına, ölürüm Türkiyem” nidalarıyla vatan sevgisi yarıştırılır.
Çarşamba günü aynı Türkiye, bir imza karşılığında parsel parsel satılır.Maden için ırmak kurutulur,orman katledilir.

Sevgi mikrofonla büyür,
menfaat karşısında susar.

Perşembe günü bir kadın katledilir.
Aynı gün bir kadın daha.
Aynı gece bir kadın daha.

Hafta biter.

İkinci Hafta

Sanmayın ki çürüme sadece seccade başında yaşanır.
Bu kez sahneye “izm”ler çıkar.

Pazartesi “emeğin onuru” diye nutuk atan,
Salı günü stajyere “burası senin için okul” diyerek asgari ücretin altında maaş verir ve sömürür…

Emeğin yüceliği, cüzdanın sınırına kadardır.

Çarşamba günü “liyakat” bayrağı açılır.
Perşembe günü aynı zihnin, kendi mahallesinden birini yerleştirmek için telefon trafiği yürüttüğü görülür.

Bakıyorsun koltuklara:

En çok dirsek çürütenler değil,
en doğru masaya oturanlar oradadır.

Bu düzende zekâ değil sadakat ödüllendirilir.

Liyakat, sadece Pazar günü edilen bir temennidir.

Cuma günü “toplumsal cinsiyet eşitliği” sloganları atılır.
Cumartesi günü evdeki kadın emeği görünmez kılınır.

Solcu sömürürken “tarihsel zorunluluk” der.
Sağcı sömürürken “kader” der.
Modern sömürürken “ilerleme” der.

Ama sonuç değişmez:

Yine bir kadın ölür.
Yine bir işçi kovulur.
Yine bir nehir kurur.

Bunu yazdığım için benden nefret etmeyin.

Ben de bu aynanın içindeyim.

Biz buyuz.

Dışarıdan düşman aramaya gerek yok.
Cellat da biziz, kurban da.

Eğer bu toplumu değiştirmek istiyorsak önce o “kutsal” maskeleri yere fırlatmak zorundayız.

Aynadaki bu çirkin aksimizle yüzleşmeden hiçbir şey değişmeyecek.

Asıl soru şu:

Yarın çıkarımızla ilkemiz çatıştığında,
o aynadaki çirkinliğe razı mı olacağız,
yoksa maskeyi gerçekten yere mi fırlatacağız?

Şimdi soruyorum:

Aynaya bakmaya cesaretiniz var mı?

Hodri meydan.