Avrupa Birleşik Devletleri

Avrupa!

Şimdilerde dünyada birçok insanın yaşamak için hayalini kurduğu kıta. Sebebi ise bir amaç için bir araya gelmesi ve kendi standartlarını oluşturması. Bu birlik ve refah görüntüsü kolay oluşmadı. Hafızamızı geriye götürelim.

Avrupa iki dünya savaşına merkezi olarak tanıklık etmiştir. Bunun sebebi kıta üzerinde bulunan ülkelerin hedefleri doğrultusunda verdikleri amansız mücadeledir. Sadece Almanya ve Fransa 1870-1945 arasında üç kez savaşmıştır. Bu kanlı savaşların hem maddi yıkımı hem can kaybı fazla olmuştur. Yaşanan sürecin kıyıcılığı tarihsel olarak inanç ve soy birliği sağlayan ülkelerin şapkayı önüne koymasını sağlamış ve sonunda birlik olmaya karar vermişlerdir. İşte 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) ile başlayan ve günümüzde Avrupa Birliği olarak adlandırılan hikayeye böyle ulaştılar.

Süreç nasıl başladı?

Altı ülke (Belçika, Batı Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya, Hollanda) ile başlayan yolculuk yaklaşık 50 yıllık süre içinde olgunlaştı. Kademe kademe ilerleyen süreçte daha çok ülke birliğe katıldı. Ekonomik iş birliği anlaşmaları imzalandı, siyasi fikir birliği oluştu. Shengen vizesi ile ülkeler arası geçiş süreci kolaylaştı ve 2002 yılında dolaşıma sokulan Euro ile resmi ortak para birimleri oldu. Bugün 27 üye ülkeden oluşan dev bir düzen haline geldi.

Niçin Avrupa Birleşik Devletleri diyorum?

Oluşumların ortak yönleri ve ortak hedefleri olmak zorundadır. Yoksa o bir oluşum meydana getirmez. Getirse bile uzun soluklu yaşayamaz. Avrupa kıtası siyasi ve sosyal genel olarak aynı dünya görüşüne sahip insan topluluklarından oluşuyor. Hristiyanlık çeşitli görüş ve mezheplere ayrılsa da kıtanın en büyük dini inanışı olarak karşımıza çıkıyor. Kıta üzerinde tarih boyunca büyük savaşlar yaşanmıştır. Sürekli savaşarak birbirini tüketmek yerine barış içinde ve daha refah düzeyi yüksek birlikteliği oluşturmak istemişler. Gözden kaçmaması gereken bir durum da kıtanın sömürgeci devlet anlayışları birlikte hareket ederlerse süreci daha iyi ve güçlü götüreceklerine inanmışlardır. İşte böyle dinde, fikirde, hedefte birliktelik Avrupa Birleşik Devletleri kavramının içini dolduruyor.

Bundan sonra Avrupa’yı neler bekliyor?

Asıl cevabını arayan soru budur. Yazının amacıdır. Bir hikayesi yazılan ve şimdiye kadar belli bir güç oluşumuyla istediklerini elde eden Avrupa Birleşik Devletleri yeni dünya düzenine hazır mı çok merak ediyorum. Filistin meselesinde cılız devlet tepkileriyle sınıfı geçemeyen Avrupa bir karar alırken genelde ABD ne diyor ona da bakar. Verilen kararlar genelde ABD ile uyumludur. Çünkü aralarında adı konulmuş bir anlayış birlikteliği vardır. Ukrayna- Rusya savaşında da taraf olurken ABD ile aynı konumda yer almıştır. Ukrayna’ya koşulsuz destek veren AB, Rusya’ya muhalif bir AB; ABD merkezinden uzak değildir. Bu durum Rusya’nın dikkatini çekmektedir. Savaşın başlamasıyla beraber sözlü olarak kontrolü sağlanmış bir gerilim görünmektedir. Dönem dönem AB’nin verdiği silah desteği ve ekonomik destek dikkat çekmekte olup Putin bu duruma karşı çıkarak Rusya’nın nükleer kullanmaktan çekinmeyeceğini söylemektedir. Gerilim yükselse de taraflar şimdilik itidalli davranıyor. Tüm bunlara rağmen biz biliyoruz ki perdenin arkasında silahlanma yarışıyla beraber koşar adım büyük bir savaşa giden ruh hali var. Uzun süredir yapılan hazırlıklar göze batıyor. Tam da böyle bir ortamda Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic’in söyledikleri dikkatimi çekti. “Rusya ve Batı arasında uzlaşma sağlanamayacak. Dünyada üç dört ay gibi kısa süre içinde büyük bir çatışma yaşanacak.” İşte aynen böyle söyledi. Cümlelerin ağırlığı gülle gibi çarpıyor. Çünkü dünya çeşitli çatışma alanlarında diken üstünde. Ayrıca yeni dünya düzeni kurulacak. Bunun için planlar yapılıyor. Tüm bu durumları göz önünde bulundurursak açıklamalar vasat bir çıkarım değil. Aksine tarihsel gerçeklik. Dünya kırılma anlarında hep büyük savaşlara tanıklık etti. Vucic son birkaç yılda buna benzer söylemlerde bulundu. Şimdiye kadar olmadı ama şunu da ifade edeyim olmayacağı anlamına gelmez. İşaretler somut ve belirgin.

Son söz…

Avrupa kendi hikayesini tüketmeye devam ediyor. Materyalist dünya sistemi kendini taşıyamıyor. Son Filistin meselesinde söyleyecek pek sözü olmadığını aksine sisteme entegre olduğunu gördük. Üretim ve sömürge ile beraber belki biraz daha yol yürüyebilir. Şunu da belirtelim. Yaşlı kıta Putin’in nükleer tehditlerini ve Vucic’in söylediklerini yabana atmamalıdır. Zira hikâye çok daha erken bitebilir.