GEÇEN HAFTAKİ YAZININDEVAMI
"İktisat VekiliMahmut Celâl Beyefendiye;
Yıllardan beri büyükve maddi iktisat işleri içinde bizzat uğraştınız. Görgü ve tecrübeleriniziçoğalttınız. Bu defa iktisat Vekâletini daha yüksek ve ameli vasıflarla deruhteetmiş bulunuyorsunuz. Bundan çok memnun ve müsterihim. Gerek zatı devletinizve gerek zatı devletinizi büyük isabetle seçen Başvekil Paşa Hazretlerineteşekkür ederim.
Ruhin dünyada olduğugibi, memleketimizde de en başta bulunan mühim işimiz iktisadı işidir. Bu işteen yüksek muvaffakiyeti temine çalışmak hayatidir, zaruridir. Bunun için bu işebütün devlet teşkilatının, bütün yurttaşların ve hepimizin ciddi duygularlaalakalı olmamız tabiidir. Milli iktisat yolunda emin olarak ve emniyet vererekkat'i ve radikal adımlar atarken, esas programımızın ilham ettiği amelitedbirleri tercih etmek en doğru yoldur. İçtimai heyetimizin bütün iş bölümlerisahiplerini aynı faydalı alaka ile bu yolda el ele vermiş, omuz omuza dayanmış,bir hedefe yürüyen samimi yolcuları yapmak, devletin iktisat işindeyorgunluğunu azaltmak ve muvaffakiyet zamanını kısaltmak için tek çaredir.
Muvaffakiyetten eminolarak, radikal surette çalışınız, efendim.
Reis Cumhur GaziMustafa Kemâl"
Üstelik Celâl Bey'egelen bu varın, 14 Eylül 1932 tarihli Ulus gazetesinde yayımlanınca, İsmet Paşa çıldırmıştı.
Kılıç Ali, NuriConker ve Ruşen Eşref Ünaydın'ın da bulunduğu bir Çankaya toplantısındaetekteki bütün taşlar yere döküldü.
Atatürk, İsmetPaşa'ya Celâl Bayar'ın bakanlığından memnun olup olmadığını sormuştu. İnönüöfkeyle gıcırdayan dişlerinin sesini gizlemeye çalışarak cevapladı:
- Terbiyeli insandır.Kendini sevdiğimi bilirsiniz. Yalnız...
- Ne yalnızı?
- Teşekkür telgrafınaverdiğiniz yanıt görülmemiş bir şeydi!
- Nasıl?
İsmet Paşa içindekopan öfkeyi ancak kelimelerin serzenişiyle dile getirdi:
- Telgraf bir bakanadeğil, bir Başbakana çekilmiş gibi. Bu söylenenler karşısında, izin veriniz deBaşbakanlığı kendisine terk edeyim!
Bu alınganlığaAtatürk yüksek sesle güldü. İşi şakaya dökerek:
"Şimdi sırasıdeğil, ilerde, onun da sırası gelir" diyerek, içindeki duyguyu açıkça dilegetirmekten geri durmadı.
İsmet Bozdağ'ınanlatımına göre, orada bulunanlar, şaka tonunda söylenen bu sözlere Atatürk'leberaber keyifle güldüler. Ama İsmet Paşa'nın gülüşü, diğerlerinden farklı hemde oldukça acıydı.
İsmet İnönü'nün CelâlBayar'dan kaynaklanan sıkıntısı; bu gülücüklerden yıllar sonra, Atatürk'ünkendisine:
"Artık seninleçalışmamız mümkün değil!" diyerek görevden alıp, Başbakanlığa Celâl Bey'igetirmesiyle, daha derinleşip, çözümü imkânsız bir kin yumağı haline geldi.
Birinin ak dediğine,öbürü hiç tereddütsüz kara dedi.
Siyasal hırs, hiççıkmamak üzere ikisinin de beynine işlemişti. Özellikle Atatürk'ün ölümündensonra, Türkiye'nin en büyük ıstırabı; önceleri aynı partide yer almış bu ikiliderin, ülke çıkarı için bile bir araya gelemeyip, inatla çekişmesinden kaynaklanıyordu.
Gazi'nin sağlığındaCelâl Bayar'ın yol göstermesiyle, Türkiye'nin hedefi, Batı medeniyetine veliberal ekonomiye yönelmişti.
Ülkenin dümeni. MilliŞef, Tek Lider unvanlarıyla İsmet Paşa'nın eline geçince, rota birden kuzeyeçevrildi.
Siyasal hırsındürtüklediği kişisel savaşınım içine bu defa ideolojik ayırımlar girdi.
Bayar, bireyi öneçıkaran, hizmet edilmesi gerekli bir halk kitlesinin önemini baz alırken,İnönü: halkı hiçe sayan, derebeyi kılıklı bir devletçilik anlayışını ortayakoymanın sevdasına kapıldı.
Üstelik Bayar'ınlaiklik ilkesini dine saygı olarak yorumlamasına karşın, İsmet Paşa'nıngözünde, dinsel görüntülü her şey. Hiç ayırımsız, "irtica" damgasınıyemişti.
Böylece Devlet,vatandaşların birimiyle kaynaşmasını sağlayan, onlara mutlak itaat ve dayanışmaruhunu veren manevi duygulara sırtını dönünce, toplumun kendine dönük gönüllüsaygısını yitirdi. Açıkta kalan otoritesini, ancak baskı yoluyla sürdürmeçabasına girişti.
Bu da. Onu halkarasında sevimsizleştirip, "Zorba Devlet", "Yıkın Devlet"durumuna düşürdü.
Sonuçla, Bayar'ınelindeki kişisel düşünce özgürlüğüne, bireysel teşebbüs desteğine dayalıdemokratik düzen kozu oldukça güçlendi.
DEVAMI GELECEK.