Anadolu Gezi Notları - 2

FELEKABAD’A VEDA, TARAKLI’YA SELAM

Doğan her güneş yeni günde umuttur. Kurt, kuş, böcek, nasibini arar. İnsan da pek farklı değildir. Kimisi tarlaya gitmek için yola koyulur, kimisi de dükkânın kapısını aralamak için. Ben de Felekabad’a veda edip yeni güzellikleri görmek, ruhumda onu yaşamak için yola koyuldum. Güneş gölün üzerinde yansımasıyla ışıl ışıl parlıyordu. Uzun süre gölün kenarındaki kıvrımlı yolda ilerledim. Biriktirdiklerim çoktu. Başka yazılara saklamayı düşünüyordum. Gölün kenarındaki son kıvrımdan Şuhut yoluna girdim.

Hoşça kal Eğirdir!

Bozkırın ortasında vişne bahçelerinin arasında uzayıp giden yol kenarında hayat mücadelesi veren insanların çabası gözüme çarpıyordu. Doğa nimetlerini sunuyor, insan da öğrendikleriyle onu kendi yaşamında anlamlı kılıyordu. Küçük ama şirin Şuhut ardımda kalmıştı. Dalında pek olmayan kirazları ve vişneleri düşündüm. Bu yıl da kısmetimiz bu kadarmış diye mırıldandım. Yol Afyon’a çıktı. Hızlandı. Kütahya, Bilecik, Bozüyük…

Nihayet Gölpazarı ilçesine vardım. Kadim medeniyet kokusu hanlarla, camilerle içime doluyordu. Kahverengiye bezenmiş küçük evler, neşeli ama sakin koşuşturmalar zamanın yaklaştığını hissettiriyordu. Ova geride kaldı, çam ormanlarının arasında kıvrımlı yolda ilerlemeye başladım. Bulutların sürpriz koşuşturmacası etrafı iyiden iyiye serinletti. En tepeye vardığım zaman manzaranın keyfine doyum olmuyordu. Durup dinlenmek, doğayı dinlemek ve o anı kadraja almak istedim. Birkaç damla yağmur damlası misafir oldu. Ne hoş bir sürprizdi böyle! Sıcağın iyiden iyiye çöktüğü, nefes almanın zorlaştığı bir yaz gününde yağmur damlası hem de ardı ardına. Şimdi daha keyifliydim. Yol beni götürüyordu ama Taraklı hala görünmüyordu. Merakım arttı. Hangi dağın ardına saklanmıştı. Hangi vadi kuytusunda beni beklemekteydi acaba?

Yolun sonu kahverengi, küçük bir tabelayla beni karşıladı. Taraklı! İçimde neşe, aklımda merak, burnumda rayihalar, gözümde manzara, kalbimde kadim zamanların medeniyetini görme heyecanı vardı. Yağmur damlaları da yol boyu beni terk etmemişti. Nihayet şehre vardım. Osmanlı İmparatorluğu mirası koca konakların, eski arasta dükkanların, hanların hoş geldiniz cümlelerini temenna ile aldım. Çok keyifliydi. Bu misafirperverlik geçmişten mirastı galiba.

İlk önce Hisar Tepesi’ne çık demişlerdi. Seyreyle o eşsiz manzarayı… Aynen öyle yaptım. Kıvrımlı çok da dik olmayan yokuşu tırmandım. Esinti yüzümü yalayıp geçiyordu. Bu serinlik arasında küçük Hisar Camii etrafını dolandım. Bahçesine geldiğimde Taraklı manzarası hepten önüme serilmişti. Kocaman konaklar, her bir köşeden bana bakıyor gibiydi. Kimisi hala dimdik ayakta kimisi mahzun yıkılmaya yüz tutmuş. Onlara biraz üzüldüm.

Her şeye rağmen çepeçevre yemyeşil dağların arasında boğaza dizilmiş inci gerdan gibiydi. Arastaya vardım. Hoş sohbetler birbirine bağlanıyordu. Sorulan sorular karşılıksız kalmıyor, hep bir yol göstericilik ile tamamlanıyordu. Her kadim şehir bağrında koca bir çınar barındırır. Aslında o çınar zamanın tanığıdır. Taraklı’da da kocaman bir çınara rastladım. Bu şehir beni yanıltmamıştı. Sokakları aşıp Koca Yunus Paşa Camii’nin kapısına vardım. Bir Ulu Camii beni karşılıyordu. Hemen hikayesini merak ettim. Sakarya’nın bu en eski camii ne diyecekti bakalım. Vaktiyle Yavuz Sultan Selim döneminde vezir Yunus Paşa adına yapılmış. (1517) Mısır seferine giden ordu oradan dönerken bir sebepten Koca Yunus Paşa idam edilmiş. Ne hazindir ki kendi adına yapılan camiiyi görememiştir. O günden bugüne birçok alim, ulema yetiştiren bu hoş mabed her gelene ruhundan bir şeyler verir.

Taraklı akşamı olmak üzereydi. Güneş zaten yoktu. Bulutların geceye koşturmacası devam ediyordu. Tarihi İpekyolu üzerindeki Taraklı’da zaman biraz duracak demişlerdi. Aslında sakinliğiyle öyle oldu lakin güzellikleri görme heyecanı ile koşturmaktan zamanı unuttuk. Eski bir han olan sonradan restore edilen zaman tanığı bir mekânda gözlerim kapanmak üzereydi.

Taraklı için: Eski konakları görün, uğut tatlısı yemeden- almadan dönmeyin, Koca Yunus Paşa Camii’ne girin, çarşıda samimi ve gayet makul fiyatla iş yapan esnafla sohbet edin, alışveriş yapın, şirin ve tarihi öğretmenevinde konaklayın.

Taraklı’da şunlar da olsaydı: Eski konakların maalesef önemli bölümü restorasyon bekliyor, şehrin samimiyetini anlamayan insanlar şehrini daha iyi anlamalı, Taraklı’da bir kültür evi olabilir, kadim geleneklerin yaşatıldığı organizasyonlar olsa güzel olurdu.