Aman dikkat bayramın kurbanlığı siz olmayın...

Sıcaklarla aranız nasıl? Benim hiç iyi değil...

Ben pandemiden beri evdeyim. Mutfağı homofise çevirdim. Pişiyorum... Dışarısı çıkılacak gibi değil. Balkon penceresinden Perşembe Pazarı girişindeki Orhan Çakır Parkı’nda oturanları izliyorum.

Muğla Büyükşehir statüsüne geçtiğimizden beri il merkezine “Menteşe” demekte zorlanıyorum. Dikkatli okurlar uyarıyor, “Muğla” diye yazdığımda oluyor. Çoğu zaman “il merkezi” deyip kurtuluyorum.

Belediye Başkanı Gonca Köksal bu konuda girişimde bulunur mu bilmiyorum.

Bu konuda Aydınlılar da muzdarip, ama bize göre daha iyiler. İl merkezine “Efeler” adı verilmiş. “Aydın Efeler” deyip rahatlıyorlar.

Muğlalıya neyi sordular ki bunu sorsunlar?

Bizim il merkezine de “Zeybekler” yakışırdı. Bizde “Muğla Zeybekler” der rahatlar, teselli bulurduk...

Bahattin Gümüş de giderayak Perşembe Pazarı’nın girişinde “havuzunu saksıya çevirdiği” Havuzlu Park’a rahmetli Orhan Çakır’ın adını vermişti. Bu kendi düşüncesi mi “ağabeyinin” düşüncesi mi hala merak ediyorum. Malum ağabeyinden habersiz iş yapmazdı... Ki o parkın dizaynını ağabeyi yapmıştı. Adını da O koymuş olabilir...

Oraya da “Orhan Çakır Parkı” demekte zorlanıyorum.

Orada üç kavak (çınar) ağacı vardı. Orhan Çakır rahmetli dikmişti. İki tane kaldı, birisini Bahattin Gümüş koruyamadı!

Ne Bahattin Gümüş ne de Osman Gürün devri iktidarlarında hiç ağaçlandırma yapmadılar biliyor musunuz... Var olanlarla idare ettiler. Hatta idare edemeyip, Erman Şahin’in diktiği zeytinleri köklediler.

Yazıyı dağıttım mı ne bir türlü Perşembe Pazarı girişindeki emeklilere gelemedim...

Rahmetli Orhan Çakır’ın adı daha uygun bir yere verilmeli. Belediye Başkanı Gonca Köksal bu konuyu da meclisine getirir mi bilemiyorum. Hatta Erman Şahin ile birlikte getirilmeli.

Çok kötü bir huyumuz var. Değerli insanlarımızın adını bir yerlere vermek için ille de ölmelerini bekliyoruz. Çok yanlış ve bu onlara saygısızlık... Hatta haksızlık.

O yüzden Bahattin Gümüş’ün adı da ölmeden bir yere verilebilir. Mesela Perşembe Pazarı’nda Veteriner Hekim Yusuf Kayacık’ın ofisinin yan tarafında bir üçgen yeşil alan var. Oraya “Bahattin Gümüş Parkı” adı verilebilir. Öneriyorum.

Bakalım Bodrum’un genç Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, cenazesinde tanımayanların ve hatta sevmeyenlerinin bile sahip çıktığı sevgili Musa Gökbel’in adını Yarımada’nın neresine yakıştırır...

Bu konuda Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’a da sorumluluk düşüyor.

Görelim bakalım...

En güzeli de Bodrumlu’ya sormak...

Şimdi sevgili Musa ağabeyin yukarıdan gülerek bize baktığını ve “Ya Özcan ne yaptın ettin millet bayram etmeye hazırlanırken, onları birbirine düşürecek bir konu buldun” dediğini duyar gibiyim...

Ne diyordum, Perşembe Pazarı’nın girişinde oturan “emekliler” diyordum. Emekliler mi demiştim? Çok sıcak... Dönüp yukarıya bakamayacağım... Bu sıcakta işi gücü ve hatta harcayacak parası olanların ne işi var o parkta? Emeklidirler...

Bu sene Kurbanlık satışları düşmüş... Özellikle emeklilerde düşüş varmış. Bir arkadaşım “Zaten emekliler kesiyordu.” dedi. “Nereden biliyorsun?” diye sordum, “Bilmiyor musun bizim ülkemizde ibadetler emeklilikte yapılır” diye karşılık verdi.

Kim bilmiyorum, bir 100 Türk Büyüğünden biri “Durumu iyi olanlar keser. Herkes kesmek zorunda değil” demiş.

Bu sene biz de kesemiyoruz. Durumumuz çok mu kötü acaba?

Galiba yine konunun dışına çıktık.

Perşembe Pazarı’nın girişindeki “Sulu Efe Parkı”nda oturan emeklilere bizim balkon penceresinden bakarken hem üzülüyorum hem seviniyorum.  Onlar için mi kendim için mi üzülüyorum, yoksa seviniyor muyum, karışık... Biraz karışık bir durum bu...

“Şimdi orada o çınarların altında olmak var ya...” diyorum. Oradakiler için seviniyorum. O sırada içeride tv açık, spiker “Gölgede sıcaklık ...” diyor. Anlaşılan çınar altı diye “serin” değil, sadece gölge sayesinde havanın sıcaklığı açık alana göre birkaç derece daha düşük... Yani o emekliler o saatte evlerinde olsalar daha iyi olurdu... Demek ki evlerinde de olamıyorlar. Onlar için üzüldüm.

Ya tarlada, inşaatta, açık alanda bir yerlerde çalışanlar, sokaklarımızı, olmayan meydanlarımızı süpürenler? Şimdi onlar nereden geldi aklıma? Onlar için çok daha fazla üzüldüm.

Homofisim mutfakta pişiyorum... Az önce gözüm dışarıdaydı, “Şimdi çınarların altında olmak vardı anası satayım” diyordum... Şimdi burada, içeride şükrediyorum...

Perşembe Pazarı’nın girişindeki parkta üç çınar ağacı vardı. Elbette dikip gidenin de bir bildiği... Dikilirken “Evimin önünde üç ağaç” diye ne sevinmiştim... Nasıl bir hastalığa yakalandıysa ölen çınarın yerine yenisini dikerler diye umutla aylarca beklemiştim. Hatta bir iki de yazmıştım galiba... Oralı olmadılar. Bu sene Yağcılar Hanı girişindeki çınar ağacı da kökünden çürüyüp devrildi de, oradaki esnaf baskın mı geldi ne yerine hemen yenisi dikildi...

Neyse...

Eskiden Muğla, pardon Menteşe bu kadar sıcak olmazdı. Çünkü şehir betonla kaplanmamıştı...

Cumhuriyet Meydanı’ndan Akyol Kahvelerine kadar evler en fazla iki katlı ve bahçelerinde mutlaka ağaç vardı. Önce bahçeleri sonra ağaçları kaybettik... Dumlupınar İlkokulunun bahçesi konumundaki kadim “Koruluğu” Milli Eğitim Müdürlüğü yok etti... Vallahi gıkımız bile çıkmadı...

Akyol’da Akyol Camisi yanında koruluk değil, ama altında mahallenin çocuklarının futbol oynadığı ulu çam ağaçları vardı... Mehmet Ağaların konağı ve bahçesi... Orada oturanlar bir sabah kalktıklarında ne konak ne de çamlar kalmıştı...! Yok edilmeleri için bir gece yetmişti! Yine gıkımız çıkmadı... O günden bugüne orada caminin yanında bir tek çam ağacı kaldı, cinayetin tanığı gibi...

Evet Muğla geçmişte bu kadar sıcak olmazdı. Serin bile olurdu... Cumhuriyet Meydanı’nda, ana caddelerde ve aşağılarda sellenme de olmazdı. Çünkü Asardan ve Hisar Dağı’ndan aşağı arnavut kaldırımı sokaklar yağmur sularını yutardı... O arnavut kaldırımı sokaklar yazında serin olurdu. Sıcağı yansıtacak beton yoktu...

Bahattin Gümüş ile Osman Gürün’ün Muğlalılara “Kent Meydanı” diye yutturdukları beton yığını ile “çatısız” katlı otopark ve ahşap çatısız, nem olmasın diye ziftle kaplı çatılar Muğla’nın ısınmasına ne kadar katkı yapıyor dersiniz? Epey yapıyordur.

Bu çatısız çatılara yazın kireç badanası (ayranı) yakışır. Menteşe Belediyesi 5 Haziran Dünya Çevre Günü Kentsel SİT evlerine 30 ton kireç dağıtmış. Keşke bir tonunu bari bu çatısız çatılı evlere dağıtsalarmış...

Arada bir mutfak camından parka bakıp, sonra bilgisayarın başına geçip bu yazımı yazarken bir haber kanalı da açık.

Atina’da hava sıcaklığı 50 dereceyi bulmuş.

Yunanistan, AB ülkeleri içinde en sıcak ülkeymiş. Bu aşırı sıcaklar İklim Değişikliğine bağlanıyormuş. Atina Belediyesi ise sıcaklığın bu denli artmasında etrafı dağlarla çevrili Atina’da ağaçsızlığın da etkili olduğu kanaatine varmış ve şimdi 20 bin ağaç dikmeye hazırlanıyorlarmış...

Farkında değiliz ama şehirler rantın ellerinde betonlaşarak intihar ediyor...

Buna hala dur demek mümkün.

Mutfak balkon penceresinden umutla dışarıya bakıyorum.

Haber kanalının spikeri hafta sonunda hava (Bu yazı Perşembe günü yazıldı) sıcaklığının 4-5 derece düşeceğini söylüyor.

Bakarsınız yağmur da yağar.

Her Kurban Bayramı’nda yağmaz mı? Bizlerde kurban kanları yıkansın diye yağdığına inanmaz mıyız?

Aksilik bu sene fazla kurban kesen de yok.

O zaman “Yağmur da yok” mu diyeceğiz?

Allah bilir...

Evet bu gün Arife...

Yarın Kurban Bayramı...

9 günlük bayram tatili için Perşembe’den, Cuma’dan yollara düşenler oldu. Onlara ve gelmekte olanlara “Aman dikkat bayramın kurbanlığı siz olmayın” diyoruz.

Aman ormanlık alanların yol kenarlarında park etmeyin, mangal yakmaya kalkmayın. Sigara izmaritlerinize, içini boşalttığınız cam şişelerinize sahip çıkın.

Perşembe gününe kadar yazmıyorum.

Bayramınız bayram olsun, Allah tekrarını nasip etsin.

Bu sene Kurban kesemiyorsanız yaşadığınız yerde bir yere, yoksa karayolu kenarında bir yere çok su istemeyen bir ağaç dikin.

Şimdi “İkisi aynı şey mi?” diyenleri duyar gibiyim.

Değil tabii... Can vermenin, yaşatmanın, yani ağaç dikmenin sevabı daha fazla olsa gerek... Hele bir de ceviz, badem, nar, incir gibi bir ağaç dikerseniz sevaba bakın siz...

-----------------

GÜNÜN SÖZÜ; Kalp düşünebilseydi eğer, atmaktan vazgeçerdi.--Fernando Pessoa