50 Yaşın Öğrettikleri-2

Dünyayı keşfetmeye, farkındalığını artırabilmeye dair inatçı bir merak ve dünyaya dair vazifesini yerine getirebilmek için içten bir çaba… Hayatı anlamlı kılan şeyin bu ikisi olduğunu anladım.

Herkesin elinden tutmaya, herkesin yardımına koşmaya çalışsak da herkesle arkadaş-dost olamayacağımızı, her gönül yangınına su taşımaya gücümüzün yetmeyeceğini öğrendim.

Anlatılan dert, sana basit/önemsiz gibi görünse de anlatan için hayati bir mesele olabildiğini, bir hayat-memat meselesi olabildiğini gördüm. Dinlemeyi, hafife almamayı, küçümsememeyi, geçiştirmemeyi, yapılabilecek bir şey varsa ertelemeden yapmak gerektiğini öğrendim.

Yeri geldiğinde acı da olsa gelişi dünden belli olan fırtınayı dosta haber vermek gerektiğini öğrendim.

Eşekten düşenin halinden eşekten düşenin anladığını, eşekten düşmeyenin anlattıklarının düşünceden duyguya dönüşmediğini, karşıda bir etki oluşturmadığını öğrendim.

Köşeye çekilmenin sorumluluktan kaçmak olmadığını, pes etmek olmadığını öğrendim. Hareketsiz olmanın, eylemsiz olmak anlamına gelmediğini, tam aksine daha güçlü bir aksiyon için gerekli olduğunu öğrendim.

Sizi değersizleştirmek ve etkinliğinizi kırmak için kızağa çekmeye çalışanların, farkında olmadan sizi şarja bağladığını gördüm.

Endişesi, korkusu, gizlediği niyeti, ortaya çıkmasından korktuğu eylemleri olanın; kendini rahatlatmak için etrafındakilere baskı kurduğunu, çalışanlarını yıldırmaya ve sindirmeye çalıştığını, bu yolla onları kendisine bağlayarak güvende olmaya çalıştığını gördüm.

Kendisini güvene almak ya da egosunu tatmin etmek için yıldırma ve sindirmenin dozunu artıranların, böyle yaptıkça güvensizliğinin daha da arttığını gördüm.