2025 Yılı Değerlendirmesi

2025 yılı uğurlarken,

2025 yılı,

Rakamların değil mutfağın konuştuğu bir yıl oldu.

İnsanlar ekonomik büyüme oranlarına değil,

Pazardan kaç poşetle dönebildiğini hesapladı.

Ekonomi kağıt üzerinde ilerlerken,

Sokakta hayat ağırlaştı.

2025 ‘te Türkiye’de en çok konuşulan,

Üç kelime vardır.

Pahalılık,

Borç,

Geçim idi.

Enflasyon rakamları düşüyor dense de,

Vatandaşın cebindeki yangınlar sönemedi.

Kira,

Gıda,

Ve enerji herkesin ortak derdi oldu.

Orta sınıf giderek eridi.

Bir avuç kişi servetine servet kattı.

İşsizlik artı.

İşsizliğin verdi derin kaygılar,

Toplumsal huzuru bozdu.

Suç oranları arttı.

Gasp, dolandırıcılık, cinayet tavan yaptı.

Kültür yozlaştı,                                                                                                      

Aileler dağıldı.

Kadınlar ve erkekler üstüne,

Bilinçli bir yozlaşma uygulandı.

Üretim baltalandı.

Tarımda sorunlar daha görünür hale geldi.

Mazot pahalı,

Gübre pahalı,

Su az.

Tohum ve fide fiyatları el yakıyor.

Çiftçi üretmekte zorlandı.

Tüketici pahalı yemek zorunda kaldı.

İşin içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Bu tablo bize  gösteriyor ki,

Gıda da dışa bağlılık;

Milli güvenlik meselesidir.

Gıda üretimi stratejiktir.

2025 yılında toplumda bir yorgunluk oluştu.

Siyaset sertleşip,

Dil keskinleştikçe,

İnsanlar tartışmalardan çok,

Nefes almak istiyordu.

Güven duygusu zedelendi.

Yarına dair umut,

 

Kişisel mücadeleye dönüştü.

Gençler için tablo daha da ağırdı.

İş bulma kaygısı,

Yurt dışına gitme hayali,

‘Burada gelecek var mı? Gibi sorular,

Eğitim var ama iş yok,

2025’in sessiz çığlığı oldu.

2026,Türkiye için bir karar yılı olacak.

Ya sorunlar ertelenecek,

Ya da kökünden ele alınacak.

Ekonomide artık günü  kurtaran değil,

Hayatı kurtaran politikalara ihtiyaç var.

Üretim,

Tarım,

Sanayi,

Ve küçük esnaf yeniden,

Ayağa kalkmadan,

Bu düzen yürümez.

Faiz, kur, enflasyon üçgeni tek başına çözüm değil.                                                                

Asıl mesele gelir dağılımı.

Tarım Bitti,

Hala Fark Edilmedi.

2025 yılında bir önceki yıla göre,

Tarımsal üretim %35 gerilemiş.

Tarımın çöktüğünün ilanıdır bu gösterge.

Çiftçi üretmekten vazgeçiyor.

Köyler boşalıyor.

Toprak sahipsiz kalıyor.

Sonra ne oluyor?

Pahalı gıda,

Artan ithalat,

Giden döviz.

Ama hala tarımı stratejik görmeyen,

Sıradan bir başlık gibi ele alan siyaset var.

Oysa tarım yoksa bağımsızlık yoktur.

2025 yılını geride bırakırken,

Siyasetin dili de toplumu yordu.

Siyaset artık çözüm üretemiyor,

Başarılı bir biçimde gerilim üretiyor.

Her sorun ‘biz ve onlar’ kavgasına evriliyor.

Bu dil toplumu kutuplaştırıyor,

Yoksulluğu gizliyor.

Hesap sorulmasını engelliyor.

Çünkü kavga varsa muhasebe yoktur.

Halk artık bağıran değil,

İş yapan siyaset istiyor.

2026’ ya girerken,

En tehlikeli tablo gençlerde.

Gençler bu ülkeyi sevmiyor değil,

 

Ufukta ışık görmüyorlar,

Eğitim var ama iş yok.

Diploma var ama değer yok.

Emek var ama karşılık yok diyorlar.

Bir ülke gençlerini ikna edemiyorsa,

Hiçbir propaganda onu kurtaramaz.

2026 da;

Ya yön değişir,

Ya da bedel artar.

Türkiye için eşik bir yıl.

Bu ülke ya gerçeklerle yüzleşecek,

Ya da sorunlar katlanarak büyüyecek.

Sonuç olarak;

Popülizmle ekonomi yönetilemez.

Algı ile halk doyurulamaz.

Sert söylemle refah yaratılamaz.

Ülkenin ihtiyacı yeni düşmanlar değil,

Yeni bir yönetim aklıdır.

Bu ülke güçlüdür ama,

Sabrı da sonsuz değildir.

İşkembeden vaatler yerine,

Hesap görmek istiyor.

Ekonomik girdilerle,

Yaşamında insani değer istiyor.

Temiz bir toplum,

Hakça paylaşalım,

İnsanca yaşam isteniyor.

Çok mudur bu istekler?

Yazımı sonlandırırken,

İyi dileklerimi iletiyorum.

Mutlu gelecekler temenni ediyorum.

Hoş geldin 2026

Sevgiler…