110 yıl önce Çanakkale Boğazı’nda " Var olmak veya yok olmak" savaşı vermiştik.
Çanakkale Savaşı’nda iyi bir eğitimden geçmiş ve geçmekte olan iki neslimizi yitirdik.
Bu açığımızı 60 yılda kapatamadık.
Tarihten ders alınır ise, tarih tekrarlamaz.
Çanakkale Savaşı 19 Şubat 1915 sabahı başladı.
Neler olmuştu da 19 Şubat 1915 gününe gelmiştik?
19 Şubat sabahı, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan savaş gemileri Çanakkale Boğazı’na dayanmışken, gerilerindeki ABD gemileri de onlara lojistik destek veriyordu.
Dünya kapımıza dayanmıştı.
Osmanlı Devleti, Avrupa ile petrol coğrafyası arasında bulunuyordu.
Bereketli Hilal’in sahibiydi.
Petrol, 20. asırdaki sanayinin vazgeçilmeziydi.
Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkeler, petrole ulaşmak için Osmanlı Devleti’ni içeriden çökertmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Osmanlı Devleti sınırları içinde çokça misyoner okulları açıyorlar, gizli kulüpler kuruyorlardı.
"Zehir bal ile satıldığı için", Avrupalılar, art niyetlerini sihirli kelimelerle süsleyip gizliyorlar, sinsice çalışıyorlardı.
Bu tuzağa birçok insanımız da düşüyordu.
13 Nisan 1908 günü İstanbul’da "31 Mart Faciası" adıyla anılan bir miting yapılıyordu.
"Şeriat isteriz" diye Batı’nın güdümündeki bazı insanlar ayaklandırılıyordu.
Hâlbuki, Sultan ve Halife ile Patrikler görev başında idiler ve insanlar rahatlıkla inançlarını yaşıyorlardı.
Avrupa ve işbirlikçileri, Osmanlı Devleti’ni içeriden karıştırıyordu.
Bunun üzerine İstanbul’daki ayaklanmayı bastırmak için, Selanik’ten Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu İstanbul’a geldi.
Yanlarında çokça Bulgar ve Rum çetesi de vardı.
Çok kanlı olaylar oldu.
Orduda Alman yanlıları ve İngiliz yanlıları olarak iki güçlü grup oluşmuştu.
Enver Bey, 1908 yılından beri Berlin askeri ataşesi olduğu için Almanya hayranı olmuştu.
Bu nedenle, Enver ve arkadaşları Almanya yanlısı grupta yer almışlardı.
Dünya büyük bir hesaplaşmaya gidiyordu.
İngiltere, sipariş verdiğimiz ve parasını peşin ödediğimiz iki (Osman ve Reşadiye) savaş gemimizi vermemişti.
Bu durum bizi, Balkan Savaşı’nda zor durumda bırakmıştı.
15 Kasım 1912 günü İngiliz donanmasından kaçan Goeben ve Breslau adında iki Alman savaş gemisi Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’a sığındı.
Bu Alman gemilerine, Yavuz ve Midilli adları verilerek Türk bayrağı çekildi.
İngilizlerin vermediği gemilerimizin yerine Almanya’dan iki savaş gemisi gelmişti.
Bu da, bizi mutlu etmişti.
Alman savaş gemilerinin personeli değiştirilmedi ve gemiler Alman askerlerinin komutasında kaldı.
23 Ocak 1913 günü Enver Paşa ve Talat Paşa bir darbe ile yönetimi değiştirdiler.
Sadrazam Mehmet Kamil Paşa istifa etti, yerine Hareket Ordusu Komutanlığı yapan Mahmut Şevket Paşa sadrazam oldu.
Enver Paşa da Harbiye Nazırı olmuştu.
Enver Paşa Almanya yanlısıydı.
Almanlar da Enver Paşa’nın zaafını biliyorlardı.
Yavuz ve Midilli gemilerinin komutanı Souchon, Osmanlı Donanma Komutanlığı’na getirildi.
Souchon komutasındaki Osmanlı donanması, tatbikat yapma bahanesiyle sabahın erken saatlerinde İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e çıktı.
Yavuz ve Midilli savaş gemileri, 29 Ekim 1914 günü Sivastopol, Odesa gibi Rus sahil şehirlerini topa tuttu.
Almanların oyunu ve ihaneti ile I. Dünya Savaşı’na bulaşmıştık.
"Dostuna yakın ol, düşmanına ise daha yakın ol" prensibiyle hareket ediyordu Almanya.
Bu saldırıyı bahane eden Avrupa devletleri, İngiltere’nin liderliğindeki donanma ile 19 Şubat 1915 günü Çanakkale önlerine geldiler.
Başkent İstanbul’u ve ülkeyi, Çanakkale Boğazı’nda 5. Ordu koruyordu.
5. Ordu Komutanı da Alman Feldmareşal Liman Von Sanders Paşa idi.
19 Şubat 1915 sabahı Çanakkale önlerinde kıyamet koptu.
İngiliz ve Fransız donanması bir ay boyunca cephelerimizi bombaladıktan sonra, 18 Mart 1915 sabahı Çanakkale Boğazı’nı geçmek üzere saldırıya geçti.
Boğazı savunmakla görevli kolordunun başında Arapgirli Cevat Paşa vardı.
Boğaza, bir gece önce büyük gizlilikle 25 mayın döşenmişti.
Fransız ve İngiliz donanması mayın tarlasının içine daldı ve kıyamet koptu.
Avrupalılar en güvendikleri gemilerini yitirmişlerdi.
Geri çekilmek zorunda kaldılar.
Bu savaş tarihimize "18 Mart Deniz Zaferi" olarak geçti.
Cevat Paşa da "18 Mart Deniz Kahramanı" madalyası ile onurlandırıldı.
Boğazı geçemeyen Avrupalılar, sonra şanslarını Anafartalar kara savaşlarında denediler.
Bu kez de karşılarında çelik gibi iradesiyle Mustafa Kemal ve 57. Alayı buldular.
Savaş 1918 yılına kadar sürdü.
Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekilmişti.
Osmanlı Devleti, 1908 ile 1918 yılları arasında Almanya’nın hain politikaları ve onlara kananlar yüzünden yok olmuştu.
Almanya yanlısı Enver, Talat ve Cemal Paşalar da 1 Kasım 1918 günü bir Alman denizaltısı ile İstanbul’dan Odesa’ya kaçtılar.
Çok acılar çekildi.
Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde 19 Mayıs 1919 tarihinde başlayan zorlu bir mücadele ile Türkiye Cumhuriyeti’ni kurabildik.
Bu bir mucize idi.
Avrupa hâlâ üzerimizdeki emellerinden vazgeçmiş değil.
Oyun tüm acımasızlığıyla hâlâ devam ediyor.
I. Dünya Savaşı’nda yaşadıklarımızı tekrar yaşamamak için, Avrupa ile olan ilişkilerimize çok dikkat etmeliyiz.
Batı, içimizden derledikleri kişileri kullanır, sonra da selpak gibi bir kenara atar.
Batı, 1960’lı yılların başında Avrupa Birliği’ni (AB) kurdu.
Bizi aralarına aldılar mı?
Hayır.
Çünkü Batı için, biz ötekiyiz.
Batı dilini akıcı şekilde konuşsanız, Batılı gibi yaşasanız bile, siz Türksünüz ve Müslümansınız.
Türk gibi görünüp de Türk olmayanlara tabii ki bir sözüm yok...
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferimiz kutlu olsun.
Allah, yüce Türk milletini 1918 yılında düştüğümüz duruma bir daha düşürmesin.
Bunun da iki şartı var:
Güçlü ve beraber olmak.