İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Vusûlsüzlüğümüz Usulsüzlüğümüzdendir

Eklenme : 9.06.2021 00:00:00
Görüntülenme: 715

Yaklaşık on yıldır yazıyorum. Yazılarımda suya sabuna dokunmayı, eleştirmeyi, itiraz etmeyi seviyorum. Konuları bir eğitimci hassasiyetiyle ele almaya çalışıyorum. Ki öncelikle her yazının muhatabı olarak kendimi görüyorum ve kendime söyler gibi yazmaya çalışıyorum. İnsanız ve sık sık uyarılmaya, hatırlamaya, zaman zaman da sarsılmaya ihtiyacımız var. 

Yazılarımda olaylara objektif bakmaya, eleştirilerimde saygı ve hoşgörü sınırları içerisinde kalmaya çalışıyorum. Usulünce inandığımı yazmaktan da asla geri durmuyorum.

Malum geçen hafta, "Ayasofya Sevincimizi Kursağımızda Bırakanlar" başlıklı bir yazı kaleme aldım. Çok büyük oranda olumlu tepkiler almakla birlikte yazımdan rahatsız olanlar ve beni farklı biçimlerde suçlayanlar oldu.

Geçen haftaki yazımın konusu "ayet" değildi. İddia edildiği gibi birilerine yaranmak ve inkarcılara hoş görünmek hiç değildi. Yazıyı kendi ideolojisi penceresinden yorumlayanlar, beni Allah'ın ayetlerini gizlenmekle itham edenler, yazının eziklik psikolojisi ile kaleme alındığını söyleyenler oldu. Birilerinin dinî değerlere saldırılarından hareketle, "Biz de söylemeyelim mi?", "Boynumuzu büküp geçelim mi?" diye soranlar oldu. Bana inkâr ayetleriyle cevap vermeye çalışanlar oldu.

Allah aşkına, bu yazıdan çıkardığınız anlam bu mu? Oldu ki, yazarı meramını iyi anlatamadı. Her önümüze geleni bu ve benzeri şekillerde itham etme, hemen muhatabın imanını sorgulama hakkını kim veriyor bize? Kur'an'ın ayetleri ile benim ne sorunum olabilir?

İslam ile kavgalı olanların hezeyanlarını, inkarlarını, hakaretlerini örnek gösterip usulsüzlüğümüzü ve üslupsuzluğumuzu nasıl görmezden gelebiliriz?

Anlaşılmak adına bir kez daha konuyu açıklamak isterim: Türk milletinin 86 yıllık özlemi olan Ayasofya Camii ibadete açılmış. Buraya atanan bir görevli her gün olmadık açıklamalarla basına malzeme veriyor. Aylar, bu tartışmalar ile geçiyor. Sonra İstanbul'a Eyfel Kulesi'nden daha güzel, şehrin simgesi olabilecek bir yapı (Çamlıca Kulesi) kazandırılmış, 40 yıllık mücadelenin sonunda Taksim Camii yapılarak ibadete açılmış ve en önemlisi 86 yıl sonra İstanbul'un fethini Ayasofya ile birlikte kutlamak üzereyiz. Kendimizi yine bir başka gereksiz tartışmanın içinde buluyoruz.

Bizim gündemimiz bu mu olmalı, diye soruyorum. Cevap, "Allah'ın ayetleri okunmasın mı?" oluyor. Bu yazıdan bu anlamı çıkardıysanız size başka bir soru sorayım: Sultanahmet Camii imamı Allah'ın ayetlerini okumuyor mu?

Eskiler, "İslam'ın şartı beştir, altıncısı haddini bilmektir." derler. Had bilmek ise yerini bilmektir. Hem kendi yerini hem sözün-davranışın yerini bilmek. Nerede nasıl konuşulması gerektiğini, nasıl hareket edilmesini gerektiğini, söz söylenecekse nasıl söylenmesi gerektiğini bilmek... Sözden ve sözün anlamından daha da önemlisi kimin söylediği, nasıl söylediği, ne zaman söylediği değil midir? Haddini ve yerini bilmek birilerine yaranmak mıdır? Haddini bilemek, gizlemek midir

Peygamberimizin üslubu bu muydu? İslam'ın bizden istediği dindarlık bu mu? Başkalarının ne halt ettiğini bırakalım, biz önce bu soruların cevabını arayalım. Birilerini eziklikle, yaranma psikolojisiyle hareket etmekle suçlarken; dönüp bu uyarıyı yapan kim diye bakalım. Hiç kusura bakmayın.

Unvanını kullanarak insanların güvenini istismar eden etkili(!) kişiye, "Diploma duvarda, dürüstlük ayaklar altında mı? diye soran birine ezik diyemezsiniz.

Egolarını idare edemezken başımıza müdür olarak atananlara, "Müdür müdür müdür?" diye sorabilen kişiyi, birilerine yaranmakla suçlayamazsınız.

Uğradığı mobbing sonrası kalp krizi geçirip vefat eden bir öğretmenin ardından "Ne oluyor?" diye soran, hülle yoluyla yapılan atamaların ardından "Terfiy-i Temayüz İlim İrfan ile Olmaz" diye yazan birini korkaklıkla suçlayamazsınız.

Herkesin içerisinde bürokratına hakaret eden vali için "Ben sana vali olamazsın demedim ki.", protokol törenindeki nezaketsizlik yapan bürokrat için "Nezaketi evde mi unuttun?" diyebilen birini şirin görünmeye çalışmakla suçlayamazsınız.

Kurşunlu Camii'ne yapılan saygısızlığa sözde duyarlı herkes kör ve dilsiz iken taa Ankara'dan "Kurşunlu Neden Sahipsiz?" diye soran birini duyarsızlıkla suçlayamazsınız. Şükür ki, "tam duyarlı, hiç sorumsuz" biri değilim.

Beni eziklik, korkaklık ve birilerine yaranma psikolojisiyle hareket etmekle ve aşırı nezaketle suçlayanlara geriye doğru yazılarımı okumalarını tavsiye ederim.

Eskiler ne güzel söylemişler: Vusûlsüzlüğümüz, usulsüzlüğümüzdendir. Bunu göremediğimiz sürece kimseye hiçbir şey anlatamayız. Anlattığımız İslam dini de olsa. Dönüp dönüp aynı ayetleri okuyanlara ve bana ayetlerle hatırlatma yapanlara şu ayeti de okumalarını tavsiye ederim: "Sen onlara sırf Allah'ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi." (Ali İmran-159)

09.06.2021

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

Powered by BilgiSoft