<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>| Hamle Gazetesi - Muğla Haber</title>
    <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr</link>
    <description>Muğla’nın dijital hafızası Hamle ile şehrin nabzını tutun. En hızlı Muğla son dakika haberleri, anlık hava durumu ve güncel namaz vakitleri... Aradığınız tüm Muğla Son Dakika haberleri, en doğru adreste.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2026 Hamle Gazetesi - Muğla Haber ve Son Dakika Gelişmeleri. Tüm Hakları Saklıdır. Muğla'nın Haber Merkezi.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 05 Sep 2026 14:14:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yeni uzman]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/mugla-egitim-ve-arastirma-hastanesine-yeni-uzman</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/mugla-egitim-ve-arastirma-hastanesine-yeni-uzman" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Tuğba Dübektaş Canbek, yan dal yeterlilik sınavını tamamlayarak Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin üçüncü onkoloji uzmanı oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’nda görev yapan Dr. Tuğba Dübektaş Canbek, yan dal uzmanlık eğitimini tamamladı. Canbek, bilim dalının üçüncü Tıbbi Onkoloji Yan Dal Uzmanı oldu.</p>

<p>Dr. Tuğba Dübektaş Canbek, 28 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilen Tıbbi Onkoloji Yan Dal Uzmanlık Yeterlilik Sınavı’nı başarıyla tamamlayarak Tıbbi Onkoloji Uzmanı unvanını almaya hak kazandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Muğla Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’ne Yeni Uzman (2)" class="detail-photo img-fluid" height="657" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/09/my/1-9/mugla-egitim-ve-arastirma-hastanesine-yeni-uzman-2.jpg" width="998" /></p>

<h2><strong>Uzmanlık yeterlilik sınavı gerçekleştirildi</strong></h2>

<p>Yoğun akademik ve uygulamalı eğitim sürecinin ardından düzenlenen sınava, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Tanrıverdi başkanlık etti.</p>

<p>Sınav jürisinde Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Ali Alkan ile Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sabri Barutca, Prof. Dr. Esin Oktay ve Dr. Öğr. Üyesi Merve Turan yer aldı.</p>

<h2><strong>Bilim dalının üçüncü yan dal uzmanı oldu</strong></h2>

<p>Yeterlilik sınavını tamamlayan Dr. Tuğba Dübektaş Canbek, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalının yetiştirdiği üçüncü yan dal uzmanı olarak görevine devam edecek.</p>

<p>Hastane yönetimi ve mesai arkadaşları, Canbek’in eğitim sürecine katkı sağlayan öğretim üyeleri ile sınavda görev alan jüri üyelerine teşekkür ederek Dr. Tuğba Dübektaş Canbek’i tebrik etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Muğla Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/mugla-egitim-ve-arastirma-hastanesine-yeni-uzman</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 21:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/09/my/1-9/mugla-egitim-ve-arastirma-hastanesine-yeni-uzman-1.jpg" type="image/jpeg" length="97658"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Eren Can Aydın Üroloji Kliniği’nin 5’inci uzmanı oldu]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/dr-eren-can-aydin-uroloji-kliniginin-5inci-uzmani-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/dr-eren-can-aydin-uroloji-kliniginin-5inci-uzmani-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamlayan Araştırma Görevlisi Dr. Eren Can Aydın, uzmanlık sınavını başarıyla geçerek Üroloji Kliniği’nin 5’inci uzmanı oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimi alan Araştırma Görevlisi Dr. Eren Can Aydın, ihtisas süresinin sonunda girdiği uzmanlık sınavını başarıyla tamamladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Dr. Eren Can Aydın Üroloji Kliniği’nin 5’Inci Uzmanı Oldu (2)" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/30-8/dr-eren-can-aydin-uroloji-kliniginin-5inci-uzmani-oldu-2.jpg" width="1600" /></p>

<p>28 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilen sınavın ardından Aydın, üroloji uzmanı unvanını almaya hak kazandı. Aydın, aynı zamanda Üroloji Kliniği’nin yetiştirdiği 5’inci uzman hekim oldu.</p>

<p>Uzmanlık sınavı jürisinde Üroloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hasan Deliktaş, Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Önder Özcan, Radyoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Neşat Çullu ile Üroloji Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. İlker Akarken ve Dr. Öğr. Üyesi Engin Dereköylü yer aldı.</p>

<p><img alt="Dr. Eren Can Aydın Üroloji Kliniği’nin 5’Inci Uzmanı Oldu (1)" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/30-8/dr-eren-can-aydin-uroloji-kliniginin-5inci-uzmani-oldu-1.jpg" width="1600" /></p>

<h2><strong>Hastanenin 337’nci uzman hekimi oldu</strong></h2>

<p>Dr. Eren Can Aydın, Prof. Dr. Hasan Deliktaş danışmanlığında hazırladığı “Prematür Ejakülasyon Tanılı Bireylerde İnterosepsiyonun İncelenmesi” başlıklı tezini de başarıyla tamamladı.</p>

<p>Aydın’ın, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden uzman hekim unvanı almaya hak kazanan 337’nci araştırma görevlisi hekim olduğu bildirildi.</p>

<p>Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından yapılan açıklamada, Op. Dr. Eren Can Aydın tebrik edilerek meslek hayatında başarı dileklerinde bulunuldu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Metin Karakoç</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Muğla Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/dr-eren-can-aydin-uroloji-kliniginin-5inci-uzmani-oldu</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/30-8/dr-eren-can-aydin-uroloji-kliniginin-5inci-uzmani-oldu-3.jpg" type="image/jpeg" length="32959"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflamak isteyenlerin yeni gözdesi sandaloz sakızı ne işe yarıyor?]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/zayiflamak-isteyenlerin-yeni-gozdesi-sandaloz-sakizi-ne-ise-yariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/zayiflamak-isteyenlerin-yeni-gozdesi-sandaloz-sakizi-ne-ise-yariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde iştah kontrolü ve zayıflamaya yardımcı olduğu iddiasıyla ilgi gören sandaloz sakızı merak konusu oldu. Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, kullanımının tek başına kilo verdirmediğini vurgulayarak fazla tüketimin baş dönmesi, kusma ve mide-bağırsak sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde özellikle zayıflamak ve iştahını kontrol altına almak isteyenlerin adını sıkça duymaya başladığı sandaloz sakızı dikkat çekiyor. Peki, yüzyıllardır kullanılan bu doğal reçine gerçekten kilo vermeye yardımcı oluyor mu, nasıl tüketilmeli ve kimlerin uzak durması gerekiyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, sandaloz sakızına ilişkin bilimsel çalışmaların halen sınırlı olduğunu belirterek, olası faydalarının tıbbi tedavi yerine destekleyici bir yaklaşım olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Sandaloz sakızı, sandaloz ağacının gövdesi veya dallarındaki çiziklerden sızan reçinenin hava ile temas ederek katılaşması sonucu elde ediliyor. Sakız ya da toz şeklinde kullanılan reçinenin geleneksel kullanımının yüzyıllar öncesine dayandığı belirtiliyor.</p>

<p><img alt="Zayıflamak Isteyenlerin Yeni Gözdesi Sandaloz Sakızı Ne Işe Yarıyor (4)" class="detail-photo img-fluid" height="750" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/30-8/zayiflamak-isteyenlerin-yeni-gozdesi-sandaloz-sakizi-ne-ise-yariyor-4.jpg" width="1000" /></p>

<h2><strong>İştahı nasıl etkiliyor?</strong></h2>

<p>Arslan, sandaloz sakızının midede çözündüğünde oluşturduğu kıvamın sindirim sürecini yavaşlatabileceğini belirterek, bunun tokluk hissini ve iştah kontrolünü destekleyebileceğini ifade etti.</p>

<p>Arslan, “Midede çözündüğünde oluşturduğu kıvam sayesinde sindirimin daha yavaş ve kontrollü ilerlemesini sağlar. Bu etkisiyle kan şekerindeki ani yükselmelerin oluşumunu önlemeye yardımcı olur ve iştah kontrolünü destekler” dedi.</p>

<p>Sandaloz sakızının prebiyotik etkisi sayesinde bağırsak florasını destekleyebileceğini ve bağırsak hareketlerini artırabileceğini söyleyen Arslan, aromatik yapısının ağız kokusunun azaltılmasına da yardımcı olabileceğini kaydetti.</p>

<p><img alt="Zayıflamak Isteyenlerin Yeni Gözdesi Sandaloz Sakızı Ne Işe Yarıyor (3)" class="detail-photo img-fluid" height="750" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/30-8/zayiflamak-isteyenlerin-yeni-gozdesi-sandaloz-sakizi-ne-ise-yariyor-3.jpg" width="1000" /></p>

<h2><strong>Zayıflatıyor mu?</strong></h2>

<p>Sandaloz sakızının en çok merak edilen yönünün kilo verme üzerindeki etkisi olduğunu belirten Arslan, termojenik etkisinin enerji harcamasını artırabileceğini ve yağ depolarının enerji olarak kullanımına destek olabileceğini söyledi.</p>

<p>Ancak Arslan, herhangi bir besinin tek başına kilo kaybı sağlamadığının özellikle altını çizdi. Sandaloz sakızının zayıflama amacıyla “mucize ürün” gibi değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><img alt="Zayıflamak Isteyenlerin Yeni Gözdesi Sandaloz Sakızı Ne Işe Yarıyor (2)" class="detail-photo img-fluid" height="698" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/30-8/zayiflamak-isteyenlerin-yeni-gozdesi-sandaloz-sakizi-ne-ise-yariyor-2.jpg" width="999" /></p>

<h2><strong>Fazlası fayda yerine zarar getirebilir</strong></h2>

<p>Sandaloz sakızının bilinçsiz kullanımının bazı sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çeken Arslan, fazla tüketimin baş dönmesi, kusma ve mide-bağırsak problemlerine neden olabileceğini belirtti.</p>

<p>Arslan, geleneksel kullanımda sabah aç karnına nohut büyüklüğünde bir miktarın çiğnendiğini ve ardından su tüketildiğini ifade ederken, alerji riskine karşı ilk kullanımda çok düşük miktar tercih edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Özellikle hamilelerin, emziren kadınların, kronik hastalığı bulunanların ve düzenli ilaç kullananların sandaloz sakızını kullanmadan önce mutlaka hekime danışması gerektiğini belirten Arslan, “Sandaloz sakızını tıbbi bir tedavi yöntemi olarak değil, destekleyici bir yaklaşım olarak görmek gerekir” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/zayiflamak-isteyenlerin-yeni-gozdesi-sandaloz-sakizi-ne-ise-yariyor</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/30-8/zayiflamak-isteyenlerin-yeni-gozdesi-sandaloz-sakizi-ne-ise-yariyor-3.jpg" type="image/jpeg" length="14174"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bodrum’da uzmanından sıcak hava uyarısı: Kalp hastaları dikkat]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/bodrumda-uzmanindan-sicak-hava-uyarisi-kalp-hastalari-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/bodrumda-uzmanindan-sicak-hava-uyarisi-kalp-hastalari-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz sıcaklarının Eylül ayında da etkisini sürdürmesi beklenirken, Acıbadem Bodrum Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Buğra Karaaslan, yüksek sıcaklıkların tansiyon düşüklüğü ve sıvı kaybına yol açarak kalbi zorlayabileceğini belirtti. Karaaslan, özellikle kalp-damar ve tansiyon hastalarını uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla’nın Bodrum ilçesinde Kardiyoloji Uzmanı Buğra Karaaslan, Eylül ayında da sürmesi beklenen yüksek hava sıcaklıklarının kalp ve damar hastaları açısından risk oluşturabileceğini söyledi.</p>

<p>Acıbadem Bodrum Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Buğra Karaaslan, sıcak havanın damarların genişlemesine ve tansiyonun düşmesine neden olabileceğini, sıvı kaybının ise kalbin iş yükünü artırabileceğini ifade etti.</p>

<p>Özellikle kalp-damar hastaları, yüksek tansiyon sorunu bulunanlar ve tansiyon ilacı kullanan kişilerin sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini belirten Karaaslan, “Sıcak hava damarları genişleterek tansiyon düşüklüğüne yol açabiliyor, sıvı kaybı ise kalbi daha fazla zorluyor” dedi.</p>

<h2><strong>“11.00 ile 17.00 arasında dışarı çıkmayın”</strong></h2>

<p>Yüksek sıcaklıkların kalp ve damar sistemi üzerinde önemli etkileri bulunduğuna dikkati çeken Karaaslan, “Yaz aylarında özellikle kalp-damar hastaları sıcaklardan daha fazla etkileniyor. Sıcaklık nedeniyle damarlar genişliyor ve buna bağlı olarak tansiyon düşebiliyor. Kalp ve tansiyon hastalarının günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 17.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkmamalarını, aşırı efor ve stresten uzak durmalarını öneriyoruz” diye konuştu.</p>

<h2><strong>Sıvı tüketiminde doktor uyarısı</strong></h2>

<p>Kalp hastalarının sıvı tüketimi konusunda bilinçli hareket etmesi gerektiğini kaydeden Karaaslan, koroner arter hastaları, yüksek tansiyonu bulunanlar ve tansiyon ilacı kullananların sıcak havalardan ciddi şekilde etkilenebileceğini söyledi.</p>

<p>Bol sıvı tüketiminin önemine değinen Karaaslan, “Kalp yetersizliği gibi sıvı kısıtlaması gereken hastalarda tüketilecek miktar mutlaka doktor önerisine göre belirlenmelidir. Hastaların ilaçlarını düzenli kullanmaları ve kardiyoloji kontrollerini ihmal etmemeleri gerekir” dedi.</p>

<h2><strong>“Güneşten tamamen kaçınmak doğru değil”</strong></h2>

<p>Güneşten tamamen uzak durmanın da doğru olmadığını ifade eden Karaaslan, D vitamini sentezi için yaklaşık 20 dakika güneşlenmenin faydalı olabileceğini söyledi.</p>

<p>Karaaslan, güneş ışınlarının en dik geldiği saatlerde uzun süre güneş altında kalınmaması gerektiğini belirterek, denize girdikten sonra kısa süre güneşlenip gölgeye geçilmesinin daha uygun olacağını ifade etti.</p>

<p><img alt="Sağlık (1)" class="detail-photo img-fluid" height="721" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/30-8/saglik-1.jpg" width="998" /></p>

<h2><strong>Stres ve uykusuzluk kalbi etkiliyor</strong></h2>

<p>Tatil dönüşünde başlayan yoğun iş temposunun kalp sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Karaaslan, “Yoğun stres ve uykusuzluk kortizol düzeylerini artırarak kalp-damar hastalıkları riskini yükseltebilir. Yaz tatilinde kazandığımız sağlıklı alışkanlıkları şehir hayatına döndükten sonra da sürdürmeliyiz” dedi.</p>

<p>Haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş, haftada iki gün kas güçlendirici egzersiz ve günde en az 7 saat uykunun kalp sağlığı açısından önemli olduğunu belirten Karaaslan, stresin de kontrol altında tutulması gerektiğini söyledi.</p>

<h2><strong>Beslenme de kalp sağlığında önemli</strong></h2>

<p>Fast food ağırlıklı beslenmenin kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini belirten Karaaslan, mümkün olduğunca evde hazırlanmış, karbonhidrat oranı düşük ve protein açısından dengeli beslenmenin tercih edilmesini önerdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karaaslan, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve sağlıklı beslenmenin birlikte uygulanmasının kalp-damar hastalıkları riskinin azaltılmasına önemli katkı sağladığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bodrum Haberleri, Muğla Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/bodrumda-uzmanindan-sicak-hava-uyarisi-kalp-hastalari-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/30-8/saglik-2.jpg" type="image/jpeg" length="94673"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeterince Uyuyup Yorgun Uyanıyorsanız Nedeni Bu Olabilir]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yeterince-uyuyup-yorgun-uyaniyorsaniz-nedeni-bu-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/yeterince-uyuyup-yorgun-uyaniyorsaniz-nedeni-bu-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabahları yorgun ve dinlenmemiş uyanmak yalnızca uyku süresiyle ilgili olmayabilir. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Ulusoy Demir; uyku apnesi, tiroit hastalıkları, kansızlık, vitamin eksiklikleri, stres ve yanlış yaşam alışkanlıklarının sabah yorgunluğuna yol açabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeterli süre uyumasına rağmen güne yorgun başlayanların, uyku kalitesini ve vücudun biyolojik ritmini etkileyen faktörlere dikkat etmesi gerekiyor. Medical Park Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Ulusoy Demir, dinlendirici bir uyku için yatakta geçirilen sürenin yanı sıra uykunun kesintisiz, düzenli ve kaliteli olmasının da büyük önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Düzensiz uyku saatleri, gece ekran kullanımı, geç saatlerde yemek yemek, fazla kafein ve alkol tüketiminin uyku kalitesini bozabileceğini belirten Demir, sabah yorgunluğunun bazı sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğine de dikkat çekti.</p>

<h2><strong>Yeterli süre uyumak tek başına yetmiyor</strong></h2>

<p>Uyku kalitesinin vücudun biyolojik olarak yenilenmesiyle yakından ilişkili olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Demir, şunları söyledi:</p>

<p>“Yeterli bir süre uyunsa dahi uykunun mimarisini oluşturan derin uyku ve REM evreleri kesintiye uğradığında vücut ihtiyaç duyduğu hücresel onarımı ve zihinsel dinlenmeyi tamamlayamaz. Uykunun sürekliliğini bozan mikro uyanmalara, sirkadiyen ritim uyumsuzluklarına ve vücudun gece boyunca dinlenme moduna geçmesini engelleyen çevresel ve zihinsel faktörlere dikkat edilmelidir. Sabah dinç uyanabilmenin temel belirleyicisi, yatakta geçirilen toplam saatten ziyade uykunun ne kadar kesintisiz, düzenli ve derin bir kalitede sürdürülebildiğidir.”</p>

<h2><strong>Sabah yorgunluğunun altında uyku apnesi olabilir</strong></h2>

<p>Uyku apnesinin sabah yorgun ve dinlenmemiş uyanmanın en sık karşılaşılan tıbbi nedenleri arasında bulunduğunu kaydeden Demir, uyku sırasında solunumun tekrarlayan şekilde durmasının kandaki oksijen seviyesini düşürdüğünü söyledi.</p>

<p>Demir, “Beyin, bu durumda uykuyu bölerek vücudu uyandırır. Kişi gece uyandığının farkına varmasa bile uyku bütünlüğü bozulduğu için derin uykuya geçemez ve sabah sanki hiç uyumamış gibi bitkin uyanır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyku apnesinin belirtilerini de sıralayan Demir, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Gürültülü ve şiddetli horlama, uykuda nefesin kesildiğinin yakınlar tarafından gözlenmesi, gece boğulma hissiyle veya ağız kuruluğuyla uyanma ve gece sık idrara çıkma başlıca gece belirtileridir. Sabah baş ağrılarıyla uyanma, gün içinde aşırı uyku hali, odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve çabuk sinirlenme gibi bulgular da uyku apnesini düşündürür.”</p>

<h2><strong>Kansızlık ve tiroit hastalıklarına dikkat</strong></h2>

<p>Demir eksikliği, kansızlık, B12 vitamini eksikliği ve tiroit hastalıklarının da sabah yorgunluğuna neden olabileceğini belirten Demir, bu rahatsızlıkların vücudun enerji üretimini ve oksijenlenmesini olumsuz etkileyebileceğini söyledi.</p>

<p>Uzm. Dr. Demir, “Bu hastalıklar dokulara taşınan oksijen miktarını azaltabilir, kan yapımını ve sinir iletimini olumsuz etkileyebilir, bazal metabolizma hızını yavaşlatıp genel enerji kullanımını düşürebilir. Bu nedenle kişiler yeterli süre uyusa dahi sabahları ağır bir bitkinlik, zihinsel bulanıklık, kas-eklem ağrıları ve uyanmakta güçlük çekme şikâyetleri yaşayabilir” diye konuştu.</p>

<h2><strong>Stres kaliteli uykuyu engelleyebilir</strong></h2>

<p>Stres, yoğun çalışma temposu ve zihinsel yorgunluğun uyku sürecini doğrudan etkileyebileceğini belirten Demir, yoğun geçen günlerin ardından kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının yüksek seviyede kalabildiğini aktardı.</p>

<p>Demir, “Bu durumda vücudun gece boyunca ihtiyaç duyduğu dinlenme ve onarım moduna geçmesi zorlaşabilir. Zihin ve beden sürekli tetikte olduğunda uykuya dalmak güçleşebilir, derin uyku ve REM evrelerinin süresi kısalabilir” dedi.</p>

<p><img alt="Yeterince Uyuyup Yorgun Uyanıyorsanız Nedeni Bu Olabilir-1" class="detail-photo img-fluid" height="679" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/36-8/yeterince-uyuyup-yorgun-uyaniyorsaniz-nedeni-bu-olabilir-1.jpg" width="999" /></p>

<h2><strong>Gece ekran kullanımı uyku kalitesini düşürüyor</strong></h2>

<p>Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan mavi ışığın melatonin hormonunun üretimini baskılayabildiğine dikkat çeken Demir, gece geç saatlere kadar ekran kullanımının uykuya geçişi zorlaştırabileceğini söyledi.</p>

<p>Demir, “Ekran kullanımı zihni sürekli uyararak bedenin gevşemesini ve uykuyu başlatmasını zorlaştırabilir. Melatonin baskılanması ve zihinsel uyarılma sonucunda derin uykuya geçiş güçleşebilir, uykunun yenileyici etkisi azalabilir. Kişi gece boyunca yeterli süre yatakta kalsa bile sabahları düşük enerji ve dinlenememişlik hissi yaşayabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>Geç saatte yemek, alkol ve kafeine dikkat</strong></h2>

<p>Gece geç saatlerde tüketilen ağır yemeklerin sindirim sisteminin gece boyunca çalışmasına yol açtığını belirten Demir, bu durumun vücudun dinlenme moduna geçmesini engelleyebileceğini bildirdi.</p>

<p>Kafeinin vücutta uzun süre kalarak uykunun gelmesini ve derinleşmesini zorlaştırabileceğini vurgulayan Demir, alkolün ise ilk etapta uykuya dalmayı kolaylaştırıyor gibi görünmesine rağmen uykunun kalitesini düşürdüğünü, dinlendirici uyku evrelerine geçişi engellediğini ve kısa süreli uyanmalara yol açabildiğini söyledi.</p>

<h2><strong>Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeyin</strong></h2>

<p>Sabah yorgunluğuna baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı veya çarpıntının eşlik etmesi halinde dikkatli olunması gerektiğini belirten Demir, “Bu şikâyetler, durumun basit bir yorgunluktan ziyade tıbbi bir hastalığa işaret edebileceğini düşündürür. Uyku apnesi, demir eksikliği anemisi, tiroit bozuklukları, kalp hastalıkları veya yüksek tansiyon gibi sistemik hastalıklar belirtilerin altında yatabilir. Bu nedenle en kısa sürede bir hekime başvurulmalıdır” dedi.</p>

<h2><strong>Yorgunluk 2-3 haftadan uzun sürüyorsa doktora başvurun</strong></h2>

<p>Yaşam tarzında gerekli değişiklikler yapılmasına rağmen sabah yorgunluğunun 2-3 haftadan uzun sürmesi durumunda doktora başvurulması gerektiğini vurgulayan Demir, şöyle konuştu:</p>

<p>“Yorgunluğa gündüz aşırı uyku hali, uykuda nefes kesilmesi, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, istemsiz kilo kaybı, kas-eklem ağrıları veya belirgin odaklanma güçlüğü eşlik ediyorsa en kısa sürede tetkik yapılması gerekir. Günlük yaşamı ve işleri aksatacak seviyeye ulaşan veya aniden başlayıp giderek artan yorgunluklarda da altta yatabilecek hastalıkların belirlenmesi önemlidir.”</p>

<h2><strong>Daha dinç uyanmak için neler yapılmalı?</strong></h2>

<p>Daha kaliteli bir uyku ve enerjik bir başlangıç için önerilerde bulunan Uzm. Dr. Elif Ulusoy Demir, şu tavsiyeleri sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Hafta sonları dahil her gün aynı saatte yatıp aynı saatte uyanılmalı.</li>
 <li>Uyandıktan sonraki ilk 30 dakika içerisinde doğal gün ışığına çıkılmalı.</li>
 <li>Yatmadan en az 1-2 saat önce ekran kullanımı azaltılmalı.</li>
 <li>Uykudan en az 3 saat önce yemek ve kafein tüketimi sınırlandırılmalı.</li>
 <li>Gün içerisinde düzenli fiziksel aktivite yapılmalı.</li>
 <li>Stres yönetimine önem verilmeli.</li>
</ul>

<p>Demir, bu düzenlemelerin uyku kalitesini artırarak güne daha dinç ve enerjik başlamaya yardımcı olabileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yeterince-uyuyup-yorgun-uyaniyorsaniz-nedeni-bu-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/36-8/yeterince-uyuyup-yorgun-uyaniyorsaniz-nedeni-bu-olabilir.png" type="image/jpeg" length="28091"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından tuz uyarısı: Tansiyonunuz normal olsa bile dikkat]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/uzmanindan-tuz-uyarisi-tansiyonunuz-normal-olsa-bile-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/uzmanindan-tuz-uyarisi-tansiyonunuz-normal-olsa-bile-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzman Diyetisyen Sena Nur Doğan, fazla tuz tüketiminin yalnızca tansiyonu değil, kalp-damar, böbrek ve kemik sağlığını da etkileyebileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Günlük beslenmenin vazgeçilmezlerinden biri olan tuz, vücudun sıvı dengesinin korunması, sinir iletimi ve kasların çalışması gibi önemli görevlerde rol oynuyor. Ancak gereğinden fazla tüketildiğinde başta kalp-damar ve böbrekler olmak üzere farklı sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Medicana International Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sena Nur Doğan, fazla tuz tüketiminin yalnızca hipertansiyonu bulunan kişilerin dikkat etmesi gereken bir konu olmadığını belirtti. Doğan, tansiyonu normal olan kişilerin de uzun yıllar yüksek miktarda tuz tüketmesinin sağlık açısından risk oluşturabileceğini ifade etti.</p>

<h2><strong>Günlük tüketim 5 gramı geçmemeli</strong></h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerin günlük tuz tüketimini 5 gramın altında tutmasını öneriyor. Bu miktar yaklaşık bir silme çay kaşığına denk geliyor ve gün boyunca tüketilen tüm gıdalardan alınan toplam tuzu kapsıyor.</p>

<p>Uzmanlara göre günlük tuz alımının önemli bir kısmı yalnızca yemeklere eklenen tuzdan kaynaklanmıyor. Ekmek, peynir, zeytin, şarküteri ürünleri, hazır çorbalar, konserveler, turşular, soslar, cips ve kraker gibi işlenmiş ürünler de yüksek miktarda sodyum içerebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tüketicilerin gıda etiketlerini kontrol etmesi ve yüksek sodyum içeren işlenmiş ürünleri sınırlandırması öneriliyor.</p>

<h2><strong>Fazla tuz kemik sağlığını da etkileyebilir</strong></h2>

<p>Yüksek miktarda sodyum tüketiminin uzun vadede damar sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Doğan, fazla tuzun idrarla kalsiyum atılımını da artırabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Özellikle yeterli kalsiyum almayan, D vitamini eksikliği bulunan veya menopoz sonrası dönemdeki kişiler açısından bu durumun kemik sağlığı yönünden dikkate alınması gerektiği belirtildi.</p>

<p>Uzman, kemik kaybının tek nedeninin tuz tüketimi olmadığını; hormonal değişiklikler, genetik faktörler, fiziksel aktivite ve genel beslenme düzeninin de etkili olduğunu vurguladı.</p>

<h2><strong>Sabah şişliklerinin nedeni tuz olabilir</strong></h2>

<p>Sabahları ellerde, yüzde veya ayaklarda görülen şişliklerin nedenlerinden biri de yüksek sodyum tüketimi olabilir. Fazla sodyum, vücudun su tutmasına ve buna bağlı olarak ödem ile şişlik hissinin artmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Ancak tekrarlayan veya belirgin şişliklerin yalnızca tuz tüketimine bağlanmaması gerektiği belirtildi. Bu tür şikâyetleri bulunan kişilerin altta yatan nedenin belirlenmesi için sağlık kuruluşuna başvurması önem taşıyor.</p>

<h2><strong>Sadece tuzluğu sofradan kaldırmak yeterli değil</strong></h2>

<p>Günlük tuz tüketimini azaltmak isteyenlerin yalnızca yemeklere sonradan tuz eklemeyi bırakmasının yeterli olmayabileceğini belirten Doğan, özellikle paketli ve işlenmiş gıdaların azaltılmasını önerdi.</p>

<p>Yemekleri lezzetlendirmek için tuz yerine kekik, biberiye, fesleğen, kimyon, sumak, sarımsak, limon suyu ve sirke gibi alternatiflerin kullanılabileceği ifade edildi.</p>

<p>Tuz miktarı azaltıldığında yemeklerin başlangıçta daha tatsız gelebileceğini belirten uzman, damak tadının zaman içerisinde daha düşük tuz seviyesine alışabileceğini ve bu nedenle değişikliğin kademeli yapılmasının daha sürdürülebilir olduğunu söyledi.</p>

<p>Doğan, sağlıklı beslenmenin yalnızca kalori kontrolünden ibaret olmadığını belirterek, günlük beslenmede sodyum alımının da dengeli şekilde yönetilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/uzmanindan-tuz-uyarisi-tansiyonunuz-normal-olsa-bile-dikkat</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/ge/adsiz-tasarim-2026-08-20t203738048.png" type="image/jpeg" length="24087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gece Uykusu Bölünenler İçin Kritik Uyarı: Bedeniniz Gizli Bir Kriz Yaşıyor!]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/gece-uykusu-bolunenler-icin-kritik-uyari-bedeniniz-gizli-bir-kriz-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/gece-uykusu-bolunenler-icin-kritik-uyari-bedeniniz-gizli-bir-kriz-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gece yarısı aniden açılan gözler ve uykunun bölünmesi sadece basit bir dinlenme sorunu değil. İnsan bedeni, hücresel düzeyde yaşadığı krizleri uyku sırasında verdiği sinyallerle dışa vuruyor. İşte geceleri uykuyu bölen etkenlerin perde arkası.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bireylerin sabaha karşı ya da gecenin tam ortasında hiçbir dış etken olmadan aniden uyanması, tıp dünyasında biyolojik bir alarm olarak değerlendiriliyor. Yorgunluk veya günlük stres denilerek üzeri örtülen bu durumun temelinde aslında organların yardım çığlığı yatıyor. İnsan bedeni, kendini yenileme evresinde karşılaştığı engelleri aşamadığında hayatta kalma refleksini devreye sokarak kişiyi uykusundan koparıyor. Kronik hale gelen bu sinsi uykusuzluk dalgasının arka planında beslenme hatalarından vitamin eksikliklerine kadar birçok farklı faktör gizleniyor.</p>

<h2>BİYOLOJİK SAATİN GİZEMLİ İŞLEYİŞİ</h2>

<p>Bedenin kusursuz işleyen bir saati bulunuyor. Her organın kendini temizleme süresi farklılık gösteriyor. Geceleri hep aynı saatte uyanan bireylerin aslında vücutlarında belirli bir sistemin tıkandığı gözlemleniyor. Beyin, derin uyku evresinde bir organın işlevini yerine getiremediğini saptadığında derhal kişiyi uyandırıyor. Yaşanan bu durum, bir uyku bozukluğu olmaktan ziyade bedenin hayati fonksiyonlarını koruma çabası olarak öne çıkıyor.</p>

<h2>KAN ŞEKERİNDE YAŞANAN ANİ DÜŞÜŞLER</h2>

<p>Gecenin 02.00 ile 04.00 saatleri arasında yaşanan kalp çarpıntılı uyanmaların baş faili genellikle kan şekeri dalgalanmaları oluyor. Geç saatlerde tüketilen ağır karbonhidratlar, insülin seviyesini aniden yükselttikten sonra kan şekerinin hızla düşmesine neden oluyor. Beden bu tabloyu bir kriz olarak algılayıp böbrek üstü bezlerinden kortizol salgılıyor. Tehlike anında salgılanan bu hormonlar bedeni panik halinde uyandırıyor. Sabahları yorgun kalkmanın temel nedeni olan bu döngüyü kırmak için akşam saatlerinde protein ağırlıklı beslenmek büyük önem taşıyor.</p>

<h2>KARACİĞERİN ZORLU TEMİZLİK MESAİSİ</h2>

<p>İnsan bedeni saat 01.00 ile 03.00 arasını karaciğerin toksinlerden arınma süreci olarak kullanıyor. Günlük hayatta tüketilen ağır yağlı gıdalar, bu saatlerde karaciğerin hücresel bazda zorlanmasına yol açıyor. Organın kendini temizlerken harcadığı yoğun enerji, uykunun en derin noktasında aniden kesilmesine sebebiyet veriyor.</p>

<h2>YÜKSEK KORTİZOLÜN UYKUYA ETKİSİ</h2>

<p>Gün boyu yaşanan psikolojik baskılar, gece karanlığında bilinçaltında işlemeyi sürdürüyor. Normal şartlarda uyku sırasında düşmesi beklenen stres hormonu, kronik kaygı yaşayan bireylerde yüksek kalarak sinir sistemini tetikte tutuyor. Bedenin kendini güvende hissetmemesi, en ufak bir seste uykunun bölünmesine yol açıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>HÜCRESEL KRİZ: VİTAMİN EKSİKLİĞİ</h2>

<p>Derin uykuya geçişi engelleyen faktörler arasında magnezyum eksikliği ilk sıralarda yer alıyor. Sinir sistemini yatıştıran magnezyumun yetersizliği kas kramplarına neden olurken, D vitamini eksikliği melatonin üretimini baltalıyor. Bu iki önemli bileşenin vücutta azalması, bireylerin sabahları zihinsel bir sisle uyanmasına ortam hazırlıyor. Kan testleriyle bu eksikliklerin giderilmesi, uykunun kalitesini artırmak için atılacak en güçlü adım olarak görülüyor.</p>

<h2>BAĞIRSAK FLORASI ÇIKMAZI</h2>

<p>Mutluluk hormonunun ana üretim merkezi olan bağırsaklardaki flora bozuklukları, uyku kalitesini doğrudan etkiliyor. Hazımsızlık problemleri, mikrobiyota dengesizliği, bireyler fark etmese dahi uykuyu sekteye uğratıyor. Kesintisiz bir uyku döngüsü için sindirim sisteminin güçlü tutulması şart koşuluyor.</p>

<h2>SAFRA KESESİNDEKİ GİZLİ TIKANIKLIK</h2>

<p>Gece 23.00 ile 01.00 saatleri arasındaki uyanmalar safra kesesinin aşırı yüklenmesiyle ilişkilendiriliyor. Akşam yemeklerinde tüketilen ağır yiyecekler safra üretimini zorluyor, midede baskı yaratıyor. Uyumadan önce tüketilen limonlu su gibi doğal çözümlerin sindirimi rahatlatarak bu uyanmaları engellediği biliniyor.</p>

<h2>SUSUZLUK ALARMI</h2>

<p>Gün içinde yeterli miktarda su içmemek, gece yarısı bedenin kurumasına neden oluyor. Beyin bu hücresel kuraklığı tehdit olarak algılayıp sıvı alımı için bedeni uyandırıyor. Günlük koşturmacanın sinir sisteminde yarattığı tahribat da dinlenme moduna geçişi imkansız kılıyor. Sıvı dengesinin sağlanması, gece yarısı krizlerinin önüne geçilmesinde kilit rol oynuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/gece-uykusu-bolunenler-icin-kritik-uyari-bedeniniz-gizli-bir-kriz-yasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/uyku-gece-uyanma.jpg" type="image/jpeg" length="75517"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tatlı Krizlerinin Arkasındaki Gizli Gerçek: Vücudunuz Aslında Neye Aç?]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/tatli-krizlerinin-arkasindaki-gizli-gercek-vucudunuz-aslinda-neye-ac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/tatli-krizlerinin-arkasindaki-gizli-gercek-vucudunuz-aslinda-neye-ac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gün içinde aniden bastıran tatlı yeme isteği genellikle bir irade zayıflığı sanılıyor. Ancak tıp dünyası, vücudun durdurulamaz şeker arayışının içeride tükenen hayati vitamin ve minerallerin sessiz bir çığlığı niteliğinde olduğuna dikkat çekiyor. Hücresel açlığı bitirecek ve krizleri tamamen kesecek o eksikliklerin listesi oldukça şaşırtıcı detaylar barındırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu kişi gün içinde karşı konulamaz bir şekilde gelen çikolata veya hamur işi yeme isteğini psikolojik bir kaçamak olarak değerlendiriyor. Uzmanlar ise bu durdurulamaz aşermelerin arka planında hücresel boyutta yaşanan ciddi bir kıtlık yattığına işaret ediyor. Vücut, enerji üretebilmek adına ihtiyaç duyduğu mikro besinleri yeteri kadar alamadığında, beyni en hızlı enerji kaynağı olan glukoza yönlendiriyor. Geçici tatlı atıştırmalıklarla bastırılmaya çalışılan bu durum, kan şekerinde hızlı dalgalanmalara yol açarak tehlikeli bir biyokimyasal döngüyü beraberinde getiriyor. Sürekli olarak şekerli gıdalara yönelme eğilimi, psikolojik bir sorundan ziyade tamamen bedensel bir alarm durumunu ifade ediyor.</p>

<h2>İNSÜLİN DENGESİNİN GİZLİ ANAHTARI KROM</h2>

<p>Şeker krizlerinin temelinde yatan en yaygın sorunların başında krom eksikliği geliyor. Bu önemli mineral, tüketilen besinlerdeki şekerin hücre içine girip enerjiye dönüşmesinde insülin hormonuyla birlikte çalışıyor. Krom seviyesi düştüğünde hücre kapıları açılamıyor ve kandaki şeker birikmeye başlıyor. Hücrelerin içeride açlık sinyali vermesiyle birlikte beyin sürekli daha fazla glukoz talep ediyor. Özellikle yemek sonrasında aniden bastıran tatlı yeme isteği, krom depolarının boşaldığının en somut kanıtı olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar; brokoli, hindi eti ve tam tahıllı gıdaların düzenli tüketiminin bu eksikliği doğal yollardan giderebileceğini vurguluyor.</p>

<h2>GECE BASTIRAN ÇİKOLATA İSTEĞİNİN ASIL NEDENİ</h2>

<p>Geceleri ortaya çıkan ve yalnızca çikolata tüketimiyle yatışan krizlerin birincil sorumlusu magnezyum eksikliği olarak öne çıkıyor. Vücudun enerji üretim zincirinde görev alan üç yüzden fazla enzimin çalışması magnezyuma bağlı işliyor. Ham kakaonun doğadaki en güçlü magnezyum kaynaklarından biri olması, vücudun bu eksikliği doğrudan çikolata talep ederek kapatmaya çalışmasını açıklıyor. Ancak işlenmiş ve yapay şekerli ürünler tüketmek, mevcut magnezyumu daha da hızlı tüketerek sorunu kronik hale getiriyor. Göz seğirmesi ve bacak krampları gibi belirtilerin eşlik ettiği tatlı krizlerinde magnezyum seviyelerinin mutlaka kontrol edilmesi gerekiyor. Çiğ badem ve kabak çekirdeği tüketimi bu döngüyü kırmak için en sağlıklı yöntemler arasında yer alıyor.</p>

<h2>TAT DUYUSUNU KÖRELTEN ÇİNKO TEHLİKESİ</h2>

<p>Bağışıklık sisteminin temel taşlarından olan çinko, dil üzerindeki tat alma reseptörlerinin işleyişinde de belirleyici bir rol üstleniyor. Bu mineralin eksikliğinde tat alma duyusunda mikroskobik zayıflamalar görülüyor ve besinlerin tadı tam olarak algılanamıyor. Beyin ise tat doyumuna ulaşmak amacıyla çok daha yoğun uyarıcı etkiye sahip yapay şekerli gıdalara yöneliyor. Çinko yetersizliği çeken bireylerin doğal meyve şekerini yetersiz bulup doğrudan yapay tatlandırıcılara ilgi duyması bu nedenden kaynaklanıyor. Pankreastaki insülin dengesini de doğrudan yöneten çinkonun eksikliği, ani açlık ataklarına zemin hazırlıyor. Deniz ürünleri ve kırmızı et tüketimi, hücresel doyumu sağlayarak yapay şekere duyulan ihtiyacı ortadan kaldırıyor.</p>

<h2>ENERJİ ÜRETİMİNDE B VİTAMİNİ ÇÖKÜŞÜ</h2>

<p>Vücuda alınan yağ ve karbonhidratların enerjiye dönüşüm sürecini yöneten B kompleksi vitaminleri, hücresel canlılığın temelini oluşturuyor. Beslenme düzeninde B vitamini eksikliği bulunan vatandaşlar, tükettikleri gıdaları gerçek bir enerjiye dönüştüremedikleri için sürekli yorgunluk hissiyle mücadele ediyor. Kronikleşen bu halsizlik tablosu karşısında beyin, en hızlı ve en zahmetsiz enerji kaynağı olan rafine şekeri talep ediyor. Tam tahıllar ve baklagiller tüketerek B vitamini depolarını doldurmak, vücudun doğal yollardan kendi enerjisini üretmesine olanak tanıyor.</p>

<h2>SİNİR SİSTEMİNİN YARDIM ÇIĞLIĞI VE B12</h2>

<p>Nörolojik sinyallerin doğru iletilmesinde hayati öneme sahip olan B12 vitamini, eksikliği durumunda kaygı ve huzursuzluğa neden oluyor. Beyin, oluşan bu duygusal gerilimi hafifletmek için mutluluk hormonu serotonini tetikleyen tatlı gıdaların tüketilmesini istiyor. Hayvansal gıdaları yetersiz tüketenlerde sıkça rastlanan bu sinsi açlık atakları, aslında fiziksel bir ihtiyaçtan çok sinir sisteminin kendini yatıştırma çabası olarak tanımlanıyor. Zihinsel dinginliği korumak ve sahte mutluluk hissi veren şeker ataklarını durdurmak için B12 değerlerinin normal seviyelerde tutulması şart koşuluyor.</p>

<h2>GÜNEŞ VİTAMİNİNİN TOKLUK HORMONU İLE İLİŞKİSİ</h2>

<p>D vitamini eksikliği, vücuttaki tokluk hissini veren leptin hormonunun işleyişini doğrudan sekteye uğratıyor. Bu durum, birey ne kadar yerse yesin beynine doyma sinyalinin ulaşmamasına yol açıyor. Yaşanan sürekli tatminsizlik hissi, ödül merkezini hızla uyaran şekerli gıdalara karşı ciddi bir zaaf yaratıyor. Özellikle kış aylarında azalan güneş ışığına bağlı olarak düşen D vitamini seviyeleri, tatlı krizlerini tetikliyor. Bilinçli bir şekilde alınacak takviyeler, iştah mekanizmasını yeniden düzenleyerek gereksiz aşermelerin önüne geçiyor.</p>

<h2>ANİ ŞEKER DÜŞÜŞLERİNİN SEBEBİ KALSİYUM</h2>

<p>Kemik sağlığının yanı sıra hücreler arası iletişimi sağlayan kalsiyum, kan şekerinin dengede tutulmasında da kritik görevler üstleniyor. Kalsiyum miktarındaki azalmalar, insülin salınımını bozarak kan şekerinin aniden düşmesine neden oluyor. Hipoglisemi atakları olarak bilinen bu durum, acil bir şeker arayışına ortam hazırlıyor. Yoğurt, peynir ve badem gibi kalsiyum kaynaklarının düzenli tüketilmesi, gün boyu stabil bir kan şekeri düzeyi sağlıyor.</p>

<h2>KANSIZLIĞIN YARATTIĞI TATLI TUZAĞI</h2>

<p>Demir eksikliği anemisi, dokulara giden oksijen miktarının ciddi oranda azalmasına ve hücrelerin enerji üretemez hale gelmesine neden oluyor. Vücut bu enerji açığını en kestirme yoldan kapatabilmek için saf şekere karşı muazzam bir açlık geliştiriyor. Kansızlık sorunu yaşayanların sürekli halsiz uyanıp gün içinde çikolataya yönelmesi, oksijensiz kalan dokuların enerji arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Pekmez, ıspanak ve kırmızı et gibi demir zengini gıdaların C vitamini ile desteklenerek tüketilmesi, kandaki oksijeni artırarak bu tehlikeli döngüyü kırıyor.</p>

<h2>VİTAMİN DEPOLARINI BOŞALTAN RAFİNE ŞEKER TEHLİKESİ</h2>

<p>Tatlı krizine girildikçe tüketilen yapay şeker, vücuttaki mevcut vitamin ve mineral depolarının daha da hızlı tükenmesine yol açıyor. Rafine şekerin metabolize edilebilmesi için vücut elinde kalan son magnezyum, krom ve B vitaminlerini de kullanmak zorunda kalıyor. Tüketilen her tatlı gıda, bir sonraki gün yaşanacak daha büyük bir krizin biyolojik temelini atıyor. Paketli ürünlerden uzaklaşarak temiz beslenme modeline geçmek, bu bağımlılıktan kalıcı olarak kurtulmanın en etkili yolu olarak gösteriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>KRİZLERİ DOĞAL YOLLARDAN BİTİREN YÖNTEMLER</h2>

<p>Aniden gelen şeker yeme isteğini sağlıklı yollarla bastırmak için ılık suyun içine bir miktar tarçın ekleyerek tüketmek oldukça hızlı sonuç veriyor. Tarçın, insülini taklit ederek kan şekerini saniyeler içinde dengeliyor ve açlık hissini ortadan kaldırıyor. Ara öğünlerde tercih edilecek bir kase yoğurt veya bir avuç çiğ badem, içerdiği mineraller sayesinde aşermeleri yatıştırıyor. Düzenli su tüketimine dikkat etmek de beynin susuzluk sinyallerini tatlı isteğiyle karıştırmasını engelliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/tatli-krizlerinin-arkasindaki-gizli-gercek-vucudunuz-aslinda-neye-ac</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/tatli-krizi.jpg" type="image/jpeg" length="36709"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak Hava Ruh Sağlığını da Etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/sicak-hava-ruh-sagligini-da-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/sicak-hava-ruh-sagligini-da-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klinik Psikolog Dilara Boyraz Giriş, aşırı sıcakların dikkat dağınıklığı, zihinsel yorgunluk, tahammül eşiğinde düşüş ve uyku kalitesinde bozulmaya yol açabileceğini belirterek yaz aylarında ruh sağlığını koruyacak önlemlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları yalnızca fiziksel sağlığı değil, ruh sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Acıbadem Adana Hastanesi Klinik Psikolog Dilara Boyraz Giriş, sıcak hava dalgalarının zihinsel performans ve duygu durumunda belirgin değişikliklere neden olabileceğini söyledi.</p>

<h2><strong>“Aşırı Sıcaklık Uyarılmışlık Düzeyini Artırıyor”</strong></h2>

<p>Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların sıcaklık ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiye dikkat çektiğini belirten Giriş, “Ruh sağlığını uzun yıllar aile ilişkileri, yaşam olayları ve bireysel özellikler üzerinden değerlendirdik. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar gösteriyor ki iklim değişikliği ile birlikte yaşanan sıcaklık artışları da ruh sağlığımız üzerinde oldukça etkili” dedi.</p>

<p>Aşırı sıcaklığın insanların uyarılmışlık düzeyini artırdığını ifade eden Giriş, bunun dikkat dağınıklığı, kendini kontrol etme becerisinde azalma ve negatif düşüncelerde artış şeklinde kendini gösterebildiğini söyledi.</p>

<p>Giriş, özellikle sıcak hava dalgalarında insanların kendilerini daha çabuk yorulmuş, odaklanmakta zorlanan ve günlük işlerini sürdürmekte güçlük çeken bir ruh halinde bulabileceğini belirtti.</p>

<h2><strong>“Kendinizi Daha Gergin ve Sabırsız Hissedebilirsiniz”</strong></h2>

<p>Sıcak günlerde yaşanan ruh hali değişikliklerinin kişisel bir zayıflık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Giriş, “Sıcak havalarda kendinizi daha gergin, daha sabırsız ya da daha isteksiz hissedebilirsiniz. Bu durum çoğu zaman beynin ve bedenin sıcaklığa verdiği doğal fizyolojik yanıtın bir parçasıdır” diye konuştu.</p>

<p>Bu dönemlerde kişilerin hem kendilerine hem de çevresindekilere karşı daha anlayışlı davranmasının önemli olduğunu söyledi.</p>

<h2><strong>Uyku ve Sıvı Tüketimine Dikkat</strong></h2>

<p>Yüksek sıcaklıkların uyku düzenini bozabileceğini belirten Giriş, gece boyunca yeterince dinlenememenin ertesi gün dikkat, hafıza ve duygu düzenleme becerilerini olumsuz etkileyebileceğini kaydetti.</p>

<p>Yetersiz sıvı tüketiminin de zihinsel performansı düşürebileceğini ifade eden Giriş, stresin daha yoğun hissedilmesine neden olabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Sıcak Havalarda Ruh Sağlığı Nasıl Korunur?</strong></h2>

<p>Yaz aylarında alınabilecek basit önlemlerin hem beden hem de zihin sağlığını destekleyebileceğini belirten Giriş, yeterli su tüketilmesi, dengeli beslenilmesi, mümkün olduğunca serin ortamlarda bulunulması ve düzenli uykuya dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Günün en sıcak saatlerinde ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmasını öneren Giriş, nefes egzersizleri, meditasyon, serin saatlerde yapılan kısa yürüyüşler ve sosyal ilişkilerin sürdürülmesinin de stres yönetimine katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p>

<p>Giriş, sıcak hava dalgalarının yalnızca bedeni değil ruh sağlığını da etkileyebileceğini bilmenin önemli olduğunu belirterek, kişinin kendisini daha yorgun veya tahammülsüz hissettiği günlerde sıcaklığın etkisini göz önünde bulundurmasının yaşam kalitesini korumaya yardımcı olabileceğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/sicak-hava-ruh-sagligini-da-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 19:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/8-8/sicak-hava-ruh-sagligini-da-etkiliyor-1.jpg" type="image/jpeg" length="91154"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yücelen Hastanesi’nden İlk 6 Ay İçin Önemli Çağrı]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yucelen-hastanesinden-ilk-6-ay-icin-onemli-cagri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/yucelen-hastanesinden-ilk-6-ay-icin-onemli-cagri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yücelen Hastanesi, Dünya Emzirme Haftası kapsamında anne sütünün bebeklerin sağlıklı gelişimi, bağışıklık sistemi ve anne-bebek bağı açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası dolayısıyla açıklama yapan Yücelen Hastanesi Anne Sütü ve Emzirme Programı Sorumlu Hemşiresi Nagihan Duralı, anne sütünün bebekler için en değerli ve doğal besin kaynağı olduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yücelen Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanları da bebeklerin yaşamlarının ilk altı ayında yalnızca anne sütüyle beslenmesinin önemine dikkat çekti. Uzmanlar, anne sütünün bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, enfeksiyonlara karşı koruma sağladığını ve anne ile bebek arasındaki duygusal bağı desteklediğini ifade etti.</p>

<h2><strong>“Emzirme ilk saat içinde başlamalı”</strong></h2>

<p>Emzirmenin doğumdan sonraki ilk saat içerisinde başlatılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Nagihan Duralı, anne sütünün bebeğin ihtiyaç duyduğu tüm besin öğelerini doğal ve ideal oranlarda içerdiğini söyledi.</p>

<p>Duralı, “Anne sütü, bebeğin ihtiyaç duyduğu tüm besin öğelerini doğal ve ideal oranlarda içerir. Annelerimizin bu süreçte doğru bilgi ve profesyonel destek alması hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>

<p>Yücelen Hastanesi yetkilileri ise Dünya Emzirme Haftası dolayısıyla anne ve anne adaylarının yanında olduklarını belirterek, anne sütünün her bebeğin en doğal hakkı olduğuna dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MET</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Muğla Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yucelen-hastanesinden-ilk-6-ay-icin-onemli-cagri</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/6-8/yucelen-hastanesinden-ilk-6-ay-icin-onemli-cagri.jpeg" type="image/jpeg" length="70311"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak Havalarda Sağlığı Korumak İçin Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/sicak-havalarda-sagligi-korumak-icin-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/sicak-havalarda-sagligi-korumak-icin-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yücelen Hastanesi Başhekimi Dr. Sumur Gazezoğlu, Ağustos ayında artan sıcaklık ve nemin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalar ve açık havada çalışanlar için önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Yaz mevsiminin en sıcak dönemlerinden biri olan Ağustos ayında yükselen sıcaklık ve nem oranı, günlük yaşamın yanı sıra insan sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Yücelen Hastanesi Başhekimi Dr. Sumur Gazezoğlu, sıcak havalarda alınabilecek basit önlemlerin önemli sağlık sorunlarının önüne geçebileceğini belirtti.</p>

<p>Özellikle çocukların, ileri yaştaki bireylerin, kronik hastalığı bulunanların ve açık havada çalışan vatandaşların daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Gazezoğlu, sıcak havalarda yeterli sıvı tüketiminin hayati önem taşıdığını söyledi.</p>

<h2><strong>Susamayı beklemeden su tüketilmeli</strong></h2>

<p>Sıcaklıkların artmasıyla birlikte terleme yoluyla sıvı kaybının da yükseldiğini ifade eden Gazezoğlu, “Vatandaşlarımızın susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su tüketmelerini öneriyoruz. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve açık havada çalışan kişilerin sıvı tüketimi konusunda daha dikkatli olması gerekiyor.” dedi.</p>

<h2><strong>Güneşin yoğun olduğu saatlerden kaçınılmalı</strong></h2>

<p>Güneş ışınlarının en etkili olduğu saatlerde doğrudan güneşe maruz kalınmaması gerektiğini belirten Gazezoğlu, açık havada bulunmak zorunda kalanların gölgede kalmaya, açık renkli ve uygun kıyafetler giymeye, şapka kullanmaya ve güneş koruyucu sürmeye özen göstermesi gerektiğini söyledi.</p>

<h2><strong>Hafif ve dengeli beslenme önerisi</strong></h2>

<p>Sıcak havalarda beslenme düzeninin de önem taşıdığına dikkati çeken Gazezoğlu, ağır ve yağlı yiyecekler yerine daha hafif ve dengeli öğünlerin tercih edilmesini önerdi.</p>

<p>Sebze ve meyve tüketimine ağırlık verilmesi gerektiğini belirten Gazezoğlu, sıcaklık nedeniyle daha hızlı bozulabilen gıdaların uygun koşullarda muhafaza edilmesi gerektiğini vurguladı. Güvenilirliğinden şüphe edilen yiyeceklerin ise tüketilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<h2><strong>Spor için serin saatler tercih edilmeli</strong></h2>

<p>Açık havada spor yapacak kişilerin günün daha serin saatlerini tercih etmesi gerektiğini belirten Gazezoğlu, aşırı sıcaklarda yoğun egzersizden kaçınılması uyarısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baş dönmesi, aşırı halsizlik, bulantı ve sersemlik gibi belirtilerin ortaya çıkması halinde aktiviteye hemen ara verilmesi gerektiğini söyleyen Gazezoğlu, şikâyetlerin devam etmesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmasını önerdi.</p>

<h2><strong>Çocuklar ve yaşlılar yakından izlenmeli</strong></h2>

<p>Sıcak havaların çocuklar ve ileri yaştaki bireyler üzerinde daha fazla risk oluşturduğunu belirten Gazezoğlu, bu kişilerin uzun süre güneş altında bırakılmaması ve sıvı tüketimlerinin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Kronik hastalığı bulunanların da sağlık durumlarını dikkatle izlemesi gerektiğini ifade eden Gazezoğlu, düzenli ilaç kullanan kişilerin doktor tavsiyesi olmadan ilaçlarını bırakmaması veya doz değişikliği yapmaması gerektiğini vurguladı.</p>

<h2><strong>“Basit önlemler sağlık sorunlarını önleyebilir”</strong></h2>

<p>Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verdiklerini belirten Dr. Sumur Gazezoğlu, “Sağlığın korunması, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesi kadar önemli. Günlük yaşamda alınabilecek basit önlemler, sıcak havaların neden olabileceği birçok sağlık sorununun önüne geçebilir. Özellikle çocuklarımızı, yaşlılarımızı ve kronik hastalığı bulunan vatandaşlarımızı sıcak havalarda daha yakından takip etmeliyiz.” dedi.</p>

<p>Yücelen Hastaneler Grubu’nun, Ağustos ayı boyunca vatandaşların sıcak havalara karşı bilinçli hareket etmesi ve ihtiyaç halinde uzman sağlık desteğine başvurması amacıyla farkındalık çalışmalarını sürdüreceği belirtildi.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Metin Karakoç</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Muğla Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/sicak-havalarda-sagligi-korumak-icin-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/5-8/sicak-havalarda-sagligi-korumak-icin-kritik-uyarilar.jpg" type="image/jpeg" length="90609"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cilt lekelerinde güneş tek neden değil: Uzmandan önemli uyarılar]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/cilt-lekelerinde-gunes-tek-neden-degil-uzmandan-onemli-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/cilt-lekelerinde-gunes-tek-neden-degil-uzmandan-onemli-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı Dr. Hatice Parlak Subaşı, yüz ve ellerde oluşan kahverengi lekelerin güneşin yanı sıra hormonal değişiklikler, gebelik, yaşlanma ve genetik yatkınlıktan kaynaklanabileceğini belirterek, geçmeyen lekelerin uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüzde veya ellerde ortaya çıkan kahverengi lekelerin sık karşılaşılan cilt sorunları arasında yer aldığını belirten Acıbadem Eskişehir Dermatoloji Uzmanı Dr. Hatice Parlak Subaşı, her lekenin aynı nedenle oluşmadığını ve tedavinin doğru tanıya göre planlanması gerektiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güneş ışınlarının cilt lekelerinin en önemli nedenlerinden biri olduğunu ancak tek etken olmadığını vurgulayan Subaşı, “Sıklıkla kahverengi lekelerde ilk olarak güneşin etkisi olduğu düşünülür. Ancak güneş ışınlarının yanı sıra hormonal değişiklikler, gebelik, yaşlanma, genetik yatkınlık ve bazı cilt hastalıklarının da leke oluşumuna neden olabilir. Bu nedenle her leke aynı değildir. Doğru tedavi için öncelikle lekenin neden oluştuğunun belirlenmesi gerekir” dedi.</p>

<h2><strong>Tedavi lekenin türüne göre belirleniyor</strong></h2>

<p>Ciltteki lekelerin, deriye rengini veren melanin pigmentinin bazı bölgelerde normalden fazla üretilmesi sonucu oluştuğunu aktaran Subaşı, lekelerin görünümü ve yerleşim bölgesinin nedenleri konusunda önemli ipuçları verdiğini belirtti.</p>

<p>Subaşı, “Her cilt lekesi farklı özellikler gösterir. Yüzde simetrik olarak görülen kahverengi lekeler ekseriya melazma dediğimiz hormonal kaynaklı lekelerdir. El sırtı ve yüzde zamanla ortaya çıkan lekeler daha çok güneş hasarına bağlı yaşlılık lekeleridir. Sivilce, yanık veya yara sonrasında oluşan koyu renk değişiklikleri ise postinflamatuvar hiperpigmentasyon olarak adlandırılır. Görüldüğü gibi her lekenin nedeni farklı olduğu için tedavi yaklaşımı da farklıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>Kişiye özel tedavi planı uygulanıyor</strong></h2>

<p>Leke tedavisine başlamadan önce ayrıntılı bir dermatolojik değerlendirme yapılması gerektiğini kaydeden Subaşı, lekenin tipi, ciltteki derinliği, yaygınlığı ve oluşum nedeninin incelendiğini söyledi.</p>

<p>Tedavi yöntemlerinin hastadan hastaya değişebileceğine dikkat çeken Subaşı, “Tedavide öncelikle lekenin tipi, derinliği, yaygınlığı ve oluşum nedeni değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılır. Leke açıcı kremler, kimyasal peeling, PRP ve mezoterapi uygulamaları ile uygun hastalarda çeşitli lazer sistemleri tedavide başarıyla kullanılabilmektedir” dedi.</p>

<h2><strong>Tek seansta sonuç beklenmemeli</strong></h2>

<p>Leke açıcı kremlerin çoğu zaman tedavinin ilk basamağını oluşturduğunu belirten Subaşı, ürünlerin düzenli ve doktor kontrolünde kullanılmasının önemine işaret etti.</p>

<p>Cildin tedavi sırasında tahriş edilmemesi gerektiğini vurgulayan Subaşı, mezoterapi uygulamalarının bazı hastalarda tedaviyi destekleyebildiğini, lazer yöntemlerinin ise özellikle güneş ve yaşlılık lekelerinde etkili sonuçlar sağlayabildiğini ifade etti.</p>

<p>Lazer ışığının ciltte fazla miktarda bulunan melanin pigmentini hedef alarak parçaladığını aktaran Subaşı, tedavinin zaman ve düzenli takip gerektirdiğini belirtti.</p>

<h2><strong>Güneşten korunmayan ciltte lekeler tekrarlayabilir</strong></h2>

<p>Leke tedavisinde tek seansta kesin sonuç beklenmemesi gerektiğini vurgulayan Subaşı, “Hiçbir yöntem tek seansta sürpriz sonuç sağlamaz. Leke tedavisi sabır gerektiren, düzenli takip ve uygun cilt bakımıyla desteklenmesi gereken bir süreçtir. Tedavi ne kadar başarılı olursa olsun, güneşten korunma ihmal edilirse lekelerin tekrar etme riski yüksektir” diye konuştu.</p>

<p>Yıl boyunca en az SPF 50 koruma faktörüne sahip geniş spektrumlu güneş koruyucuların kullanılması gerektiğini belirten Subaşı, koruyucuların bulutlu havalarda da ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Şapka kullanılması, yoğun güneş ışığına maruz kalmaktan kaçınılması ve fiziksel koruyucu önlemler alınmasının da tedavinin başarısını artırdığını dile getirdi.</p>

<p><img alt="Cilt Lekelerinde Güneş Tek Neden Değil Uzmandan Önemli Uyarılar" class="detail-photo img-fluid" height="600" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/1-8/cilt-lekelerinde-gunes-tek-neden-degil-uzmandan-onemli-uyarilar.jpg" width="460" /></p>

<h2><strong>Yeni ve koyulaşan lekeler ihmal edilmemeli</strong></h2>

<p>Ciltte yeni ortaya çıkan, giderek koyulaşan veya uzun süredir geçmeyen lekelerin mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından incelenmesi gerektiğini belirten Subaşı, “Eğer cildinizde yeni ortaya çıkan, giderek koyulaşan veya uzun süredir geçmeyen lekeler varsa öncelikle bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeniz gerekir. Doğru tanı, kişiye özel tedavi planı ve düzenli takip ile lekelerde belirgin düzelme sağlamak mümkündür” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/cilt-lekelerinde-gunes-tek-neden-degil-uzmandan-onemli-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/1-8/cilt-lekelerinde-gunes-tek-neden-degil-uzmandan-onemli-uyarilar-1.png" type="image/jpeg" length="56302"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mide kanserinde erken tanı uyarısı: Belirtiler geç ortaya çıkabiliyor]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/mide-kanserinde-erken-tani-uyarisi-belirtiler-gec-ortaya-cikabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/mide-kanserinde-erken-tani-uyarisi-belirtiler-gec-ortaya-cikabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Nimet Yılmaz, mide kanserinin erken evrede çoğu zaman belirti vermediğine dikkat çekerek, özellikle 45 yaş üzerindeki kişilerin rutin sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nimet Yılmaz, mide kanserinin belirtileri, risk faktörleri, tanı ve tedavi yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Mide kanserinin, mide hücrelerinin kontrolsüz biçimde çoğalması sonucu ortaya çıkan ciddi bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Mide kanseri, mide hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan ciddi bir hastalıktır. Genellikle erken evrede belirti vermez, ancak ilerleyen dönemde iştahsızlık, kilo kaybı, mide ağrısı ve kanama ile kendini gösterir” dedi.</p>

<p>Mide kanserinin dünya genelinde en sık görülen beşinci, kansere bağlı yaşam kayıplarında ise dördüncü sırada yer aldığını kaydeden Yılmaz, hastalığın erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık iki kat daha fazla görüldüğünü ifade etti.</p>

<h2><strong>Beslenme ve sigara kullanımı riski artırıyor</strong></h2>

<p>Mide kanseri vakalarının büyük bölümünün rastlantısal olarak ortaya çıktığını, vakaların yüzde 5 ila 10’unda ise ailesel veya genetik ilişki bulunduğunu belirten Doç. Dr. Yılmaz, risk faktörlerini şöyle anlattı:</p>

<p>“Risk faktörleri arasında beslenme alışkanlıkları, fazla tuz tüketimi (Tuzla korunmuş gıdalar), salamura, tütsülenmiş veya işlenmiş et tüketimi, A ve C vitaminleri bakımından fakir diyet sayılmaktadır. Özellikle hijyenik olmayan su ve gıda yoluyla bulaşan Helikobakter Pylori adı verilen bakteriden kaynaklanan enfeksiyon mide kanseri için iyi bilinen risk faktörüdür. Kişide kronik atrofik gastrit, pernisiyöz anemi ve obezite varlığı ile radyasyona maruz kalmak ve sigara içmenin de mide kanseri riskini arttırdığı düşünülmektedir. Öte yandan, çeşitli çalışmalar yüksek miktarda lif, meyve ve sebze tüketmenin mide kanseri riskini azaltabileceğini göstermiştir.”</p>

<p><strong>Erken belirtiler başka hastalıklarla karıştırılabiliyor</strong></p>

<p>Hastalığın erken dönemindeki belirtilerin genellikle hafif seyrettiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, hazımsızlık, iştahsızlık, üst karın bölgesinde ağrı ve yemek sonrasında şişkinlik görülebileceğini söyledi.</p>

<p>Bu belirtilerin daha az ciddi mide rahatsızlıklarıyla karıştırılabildiğine dikkat çeken Yılmaz, hastalık ilerledikçe bulantı, kusma, yutma güçlüğü, demir eksikliği anemisi, kronik yorgunluk, dışkıda kan veya siyah renkli dışkılama gibi daha ciddi bulguların ortaya çıkabileceğini kaydetti.</p>

<p>Doç. Dr. Yılmaz, “Bu belirtilerin spesifik olmaması nedeniyle, mide kanseri sıklıkla ileri bir evrede teşhis edilir; bu da rutin sağlık taramalarının önemini göstermektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>Tanı endoskopi ve biyopsiyle konuluyor</strong></h2>

<p>Mide kanserinin tanısında üst endoskopi yönteminin kullanıldığını aktaran Doç. Dr. Yılmaz, işlem sırasında midenin görüntülendiğini ve şüpheli alanlardan biyopsi örneği alındığını belirtti.</p>

<p>Ailesinde mide kanseri öyküsü bulunan kişilerin daha erken yaşlarda endoskopik taramalara başlaması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “Ailede mide kanseri öyküsü var ise erken yaşta üst endoskopi ile taramaya başlanmalıdır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Tedavi hastaya ve tümörün evresine göre planlanıyor</strong></h2>

<p>Mide kanseri tedavisinin hastaya özel ve kanıta dayalı şekilde planlanması gerektiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, tedavide endoskopik rezeksiyon, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi yöntemlerinin kullanılabildiğini söyledi.</p>

<p>Tedavi seçiminin tümörün büyüklüğü, yerleşim yeri, hastalığın evresi ve hastanın genel durumuna göre belirlendiğini kaydeden Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Tedavide kullanılan yöntemler arasında endoskopik rezeksiyon, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik tedaviler yer almaktadır. Bu yöntemler, tümörün boyutu, yerleşim yeri, evresi ve hasta ile ilgili faktörlere bağlı olarak birleştirilir. Endoskopik yöntemler henüz yeni başlangıçlı, çok yüzeysel yerleşmiş tümörler için saklı tutulmaktadır. Erken evrede tümörlü bölgenin cerrahi ile çıkarılması yüksek başarı sağlarken, ileri evrelerde kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler (Akıllı ilaçlar) ve immünoterapi önerilmektedir.”</p>

<p>Tanı ve tedavi sürecinin farklı uzmanlık alanlarının katılımıyla yürütülmesinin başarı oranını artırdığını ifade eden Yılmaz, hasta güvenliğinin ön planda tutulması ve tedavide gecikmelerin önlenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2><strong>45 yaş üzerindekilere rutin kontrol çağrısı</strong></h2>

<p>Doç. Dr. Yılmaz, mide kanseri riskinin azaltılması için özellikle 45 yaş üzerindeki bireylerin rutin sağlık taramalarını aksatmaması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Helikobakter Pylori enfeksiyonunun tedavi edilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, taze sebze ve meyve tüketiminin artırılması ve sigaradan uzak durulması gerektiğini kaydeden Yılmaz, erken tanının tedavi başarısında önemli rol oynadığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/mide-kanserinde-erken-tani-uyarisi-belirtiler-gec-ortaya-cikabiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 16:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/1-8/mide-kanserinde-erken-tani-uyarisi-belirtiler-gec-ortaya-cikabiliyor-1.jpg" type="image/jpeg" length="41923"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İl Sağlık Müdürü Akça, Marmaris’te sağlık tesislerini inceledi]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/il-saglik-muduru-akca-marmariste-saglik-tesislerini-inceledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/il-saglik-muduru-akca-marmariste-saglik-tesislerini-inceledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, Marmaris’teki sağlık kuruluşlarını ziyaret ederek fiziki koşullar, hizmet kapasitesi ve sağlık hizmetlerinin işleyişini yerinde değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, Marmaris ilçesinde hizmet veren sağlık kuruluşlarında incelemelerde bulundu.</p>

<p>Ziyaret programı kapsamında Marmaris Sağlıklı Hayat Merkezi, Marmaris 5 No’lu Hisarönü Aile Sağlığı Merkezi, Marmaris 6 No’lu Bozburun Aile Sağlığı Merkezi ile Marmaris 4 No’lu Bozburun Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ziyaret edildi.</p>

<p>Sağlık kuruluşlarının fiziki yapıları, hizmet sunum süreçleri ve yürütülen çalışmalar hakkında bilgi alan Akça, vatandaşlara sunulan sağlık hizmetlerinin etkinliği ve kalitesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><img alt="İl Sağlık Müdürü Akça, Marmaris’te Sağlık Tesislerini Inceledi (3)" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/1-8/il-saglik-muduru-akca-marmariste-saglik-tesislerini-inceledi-3.jpeg" width="1600" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Sağlık çalışanlarının görüşlerini dinledi</strong></h2>

<p>Ziyaretlerinde sağlık çalışanlarıyla bir araya gelen İl Sağlık Müdürü Akça, birinci basamak, koruyucu ve acil sağlık hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin süreçleri inceledi.</p>

<p>Hizmet sunumu sırasında karşılaşılan ihtiyaçlar, devam eden çalışmalar ve planlanan iyileştirmeler ele alınırken, sağlık çalışanlarının görüş ve önerileri de dinlendi.</p>

<p>Kurumların fiziki şartları, hizmet kapasitesi ve ekipler arasındaki koordinasyon hakkında incelemelerde bulunan Akça, sağlık hizmetlerinin daha etkin yürütülmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda yetkililerle görüş alışverişinde bulundu.</p>

<p><img alt="İl Sağlık Müdürü Akça, Marmaris’te Sağlık Tesislerini Inceledi (2)" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/1-8/il-saglik-muduru-akca-marmariste-saglik-tesislerini-inceledi-2.jpeg" width="1600" /></p>

<p>Ziyaretlerde, vatandaş odaklı, erişilebilir ve kaliteli sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir biçimde sunulmasının önemine vurgu yapıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Metin Karakoç</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Muğla Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/il-saglik-muduru-akca-marmariste-saglik-tesislerini-inceledi</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/08/my/1-8/il-saglik-muduru-akca-marmariste-saglik-tesislerini-inceledi-4.jpeg" type="image/jpeg" length="54407"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın Omurga Sağlığını Korumak İçin Bu Hatalardan Kaçının]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yazin-omurga-sagligini-korumak-icin-bu-hatalardan-kacinin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/yazin-omurga-sagligini-korumak-icin-bu-hatalardan-kacinin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında omurga sağlığı uzun yolculuklar, ağır valizler ve yanlış fiziksel aktiviteler nedeniyle risk altına girebilir. Uzman önerileriyle bel ve boyun ağrılarından korunmanın yollarını keşfedin.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatili nedeniyle yapılan uzun araç yolculukları, omurga üzerinde beklenenden daha fazla yük oluşturabiliyor. Saatlerce aynı pozisyonda oturmak, omurlar arasındaki diskler üzerindeki baskıyı artırırken, yolculuk sonunda ağır valizlerin yanlış teknikle kaldırılması da bel ve boyun fıtığı riskini yükseltiyor. Doç. Dr. İsmail Bozkurt'a göre özellikle masa başında çalışanlar, fazla kilolu bireyler ve daha önce bel veya boyun ağrısı yaşayan kişiler bu dönemde daha dikkatli olmalı. Uzun yolculuklarda düzenli mola vermek, kısa yürüyüşler yapmak ve bel desteği kullanmak omurgaya binen yükü azaltan en etkili yöntemler arasında yer alıyor. Ayrıca ağır eşyaları kaldırırken dizleri bükerek yükü bacak kaslarına dağıtmak, bel bölgesinin zorlanmasını önemli ölçüde engelliyor.</p>

<p><img alt="Yazın Omurga Sağlığını Korumak İçin Bu Hatalardan Kaçının (1)" class="detail-photo img-fluid" height="682" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/aziz-2/3007/yazin-omurga-sagligini-korumak-icin-bu-hatalardan-kacinin-1.jpg" width="1213" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Telefon Boynu Sendromu Yaz Tatilinde Daha Sık Görülebiliyor</strong></h2>

<p>Tatil döneminde telefon ve tablet kullanımının artması, "telefon boynu sendromu" olarak bilinen rahatsızlığın daha sık görülmesine neden olabiliyor. Başın uzun süre öne eğik tutulması, boyun omurlarına uygulanan yükü katlayarak artırıyor. Bu durum başlangıçta kas ağrısı ve spazmlarla kendini gösterirken, zamanla boyun düzleşmesi, erken kireçlenme ve boyun fıtığı gibi daha ciddi sorunlara zemin hazırlayabiliyor. Uzmanlar, ekran kullanım süresinin sınırlandırılmasını ve telefon ya da tabletin mümkün olduğunca göz hizasında tutulmasını öneriyor. Özellikle tatilde uzun saatler boyunca sosyal medya veya video izlemek yerine düzenli aralıklarla boyun egzersizleri yapmak, kasların gevşemesine yardımcı oluyor.</p>

<p><img alt="Yazın Omurga Sağlığını Korumak İçin Bu Hatalardan Kaçının (3)" class="detail-photo img-fluid" height="682" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/aziz-2/3007/yazin-omurga-sagligini-korumak-icin-bu-hatalardan-kacinin-3.jpg" width="1213" /></p>

<h2><strong>Bel ve Boyun Ağrılarında Her Durum Ameliyat Gerektirmiyor</strong></h2>

<p>Toplumda yaygın olan "her fıtık ameliyat edilir" düşüncesinin doğru olmadığını belirten Doç. Dr. Bozkurt, bel ve boyun ağrılarının büyük bölümünün cerrahi müdahaleye gerek kalmadan tedavi edilebildiğini ifade etti. Dinlenmekle azalan ve birkaç gün içinde geçen ağrılar çoğunlukla kas zorlanmasına bağlı gelişiyor. Ancak ağrının kola veya bacağa yayılması, uyuşma, karıncalanma, güç kaybı ya da idrar ve dışkı kontrolünün kaybedilmesi gibi belirtiler ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden Beyin ve Sinir Cerrahisi uzmanına başvurulması gerekiyor. Cerrahi tedavi ise ilerleyici kas güçsüzlüğü, sinir hasarı riski veya günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyen dirençli ağrılarda değerlendiriliyor. Günümüzde uygulanan minimal invaziv (kapalı) omurga cerrahisi yöntemleri sayesinde çevre dokular daha iyi korunurken, hastalar çoğu zaman aynı gün ayağa kalkabiliyor ve kısa sürede normal yaşamlarına dönebiliyor.</p>

<p><img alt="Yazın Omurga Sağlığını Korumak İçin Bu Hatalardan Kaçının (2)" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/aziz-2/3007/yazin-omurga-sagligini-korumak-icin-bu-hatalardan-kacinin-2.jpg" width="1280" /></p>

<h2><strong>Omurga Sağlığını Korumak İçin Düzenli Hareket ve Doğru Egzersiz Önemli</strong></h2>

<p>Omurga sağlığını korumanın en etkili yollarından biri düzenli hareket etmek olarak öne çıkıyor. Doç. Dr. Bozkurt, özellikle yüzmenin omurga dostu egzersizler arasında ilk sıralarda yer aldığını belirtiyor. Suyun kaldırma kuvveti sayesinde omurgaya fazla yük binmeden kaslar çalışırken, sırtüstü ve serbest yüzme stilleri daha güvenli seçenekler olarak öneriliyor. Buna karşılık kurbağalama ve kelebek stilinin bel ve boyun rahatsızlığı bulunan kişilerde şikâyetleri artırabileceği ifade ediliyor. Ayrıca sığ sulara balıklama atlamanın ciddi omurga yaralanmalarına neden olabileceği uyarısı yapılıyor. Yaz aylarında klima veya rüzgâr karşısında terli şekilde uzun süre kalmamak, ağır yükleri tek seferde taşımamak ve masa başında çalışanların ekranlarını göz hizasında konumlandırarak her saat başı kısa yürüyüşler yapması da omurga sağlığını koruyan alışkanlıklar arasında bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yazin-omurga-sagligini-korumak-icin-bu-hatalardan-kacinin</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/aziz-2/3007/yazin-omurga-sagligini-korumak-icin-bu-hatalardan-kacinin-2.jpg" type="image/jpeg" length="28112"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Muğla’da İlk Kez Uygulandı: 4 Santimlik Taş Temizlendi]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/muglada-ilk-kez-uygulandi-4-santimlik-tas-temizlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/muglada-ilk-kez-uygulandi-4-santimlik-tas-temizlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde böbreğinde yaklaşık 4 santimetrelik taş bulunan hasta, kentte ilk kez uygulanan ECIRS yöntemiyle tek seansta sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ileri düzey böbrek taşı cerrahisinde önemli bir operasyona imza attı. Böbreğinde yaklaşık 4 santimetre büyüklüğünde taş bulunan bir hasta, Muğla’da ilk kez uygulanan Endoskopik Kombine İntrarenal Cerrahi (ECIRS) yöntemiyle tedavi edildi.</p>

<p>Üroloji Anabilim Dalı tarafından gerçekleştirilen operasyonda hastaya aynı anda hem ciltten hem de doğal idrar yolundan girilerek kapalı böbrek taşı cerrahisi uygulandı. Dünyada ve Türkiye’de sınırlı sayıdaki merkezde uygulanabilen minimal invaziv yöntem sayesinde böbrekteki taşın tek seansta tamamen temizlendiği bildirildi.</p>

<h2><strong>İki farklı yoldan eş zamanlı müdahale</strong></h2>

<p>Operasyon, Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Deliktaş’ın koordinasyonunda, Dr. Öğretim Üyesi Uğur Aydın ve Dr. Öğretim Üyesi Engin Dereköylü tarafından gerçekleştirildi.</p>

<p>Hastanın anestezi süreci ise Doç. Dr. Eylem Yaşar ile Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği ekibi tarafından yürütüldü.</p>

<p><img alt="Muğla’da İlk Kez Uygulandı 4 Santimlik Taş Temizlendi (1)" class="detail-photo img-fluid" height="750" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/my/29-7/muglada-ilk-kez-uygulandi-4-santimlik-tas-temizlendi-1.jpg" width="1000" /></p>

<h2><strong>“Büyük ve kompleks taşlarda başarıyı artırıyor”</strong></h2>

<p>Operasyona ilişkin açıklama yapan Prof. Dr. Hasan Deliktaş, ECIRS yönteminin üst üriner sistem taşlarının tedavisinde iki cerrahın eş zamanlı ve koordineli çalışmasını gerektiren ileri düzey bir cerrahi teknik olduğunu söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yöntemin özellikle büyük ve kompleks böbrek taşlarının tedavisinde yüksek başarı oranı sunduğunu belirten Deliktaş, şunları kaydetti:</p>

<p>“ECIRS sayesinde hastalar daha kısa sürede iyileşiyor, komplikasyon riski azalıyor ve tedavi başarısı önemli ölçüde artıyor. Kliniğimiz, teknolojik altyapısını cerrahi deneyim ve ekip çalışmasıyla birleştirerek bu yöntemi başarıyla uygulamaktadır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mukaddes Yelin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Muğla Haberleri, Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/muglada-ilk-kez-uygulandi-4-santimlik-tas-temizlendi</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/my/29-7/muglada-ilk-kez-uygulandi-4-santimlik-tas-temizlendi-2.jpg" type="image/jpeg" length="14859"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuzun Bağışıklığını Güçlendiren 7 Adım!]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/cocugunuzun-bagisikligini-guclendiren-7-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/cocugunuzun-bagisikligini-guclendiren-7-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alev Cansu Certel, dengeli beslenme, düzenli uyku, fiziksel aktivite, hijyen ve zamanında yapılan aşıların çocukları hastalıklara karşı koruduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon hastalıklarının arttığı dönemlerde çocukların bağışıklık sisteminin desteklenmesi büyük önem taşıyor. Çocukluk döneminde kazanılan sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalıklara karşı direnci artırdığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alev Cansu Certel, ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>

<p>Büyük Anadolu Samsun Hastanesi’nde görev yapan Certel, güçlü bir bağışıklık sistemi için dengeli beslenme, düzenli uyku, fiziksel aktivite ve hijyen kurallarının bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söyledi.</p>

<h2><strong>Bağışıklığın Temeli Dengeli Beslenme</strong></h2>

<p>Bağışıklık sisteminin tek bir besin ya da vitaminle güçlendirilemeyeceğini vurgulayan Certel, çocukların beslenme programında farklı besin gruplarına düzenli olarak yer verilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Certel, “Çocukların beslenmesinde taze sebze ve meyveler, tam tahıllar, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık, et ve baklagiller bulunmalıdır. C vitamini, D vitamini, çinko ve demir açısından zengin besinler bağışıklığı desteklerken, aşırı şekerli ve işlenmiş gıdaların tüketimi sınırlandırılmalıdır” dedi.</p>

<h2><strong>Düzenli Uyku ve Hareket Bağışıklığı Destekliyor</strong></h2>

<p>Kaliteli uykunun bağışıklık sistemi için vazgeçilmez olduğuna dikkat çeken Certel, uyku sırasında vücudun kendini yenilediğini ve bağışıklık hücrelerinin daha etkin çalıştığını belirtti.</p>

<p>Çocukların yaşlarına uygun fiziksel aktiviteler yapmasının, açık havada zaman geçirmesinin ve yeterli miktarda su tüketmesinin de vücudun savunma mekanizmasına katkı sağladığını kaydetti.</p>

<p><img alt="Çocuğunuzun Bağışıklığını Güçlendiren 7 Adım" class="detail-photo img-fluid" height="650" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/my/25-7/cocugunuzun-bagisikligini-guclendiren-7-adim.jpg" width="500" /></p>

<h2><strong>Gereksiz Antibiyotik Kullanımından Kaçınılmalı</strong></h2>

<p>Çocuklara erken yaşta hijyen alışkanlığı kazandırılmasının enfeksiyonlardan korunmada önemli rol oynadığını belirten Certel, ellerin düzenli olarak yıkanması ve kişisel hijyene dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılmasının önemini vurgulayan Certel, ulusal aşı takvimine uyulması ve düzenli sağlık kontrollerinin yapılmasının da çocukları birçok hastalığa karşı koruduğunu ifade etti.</p>

<h2><strong>Ruhsal Sağlık da Bağışıklığı Etkiliyor</strong></h2>

<p>Çocukların fiziksel sağlığının yanı sıra ruhsal durumlarının da bağışıklık sistemi üzerinde etkili olduğunu belirten Certel, sevgi dolu, güvenli ve stresten uzak bir aile ortamının çocukların gelişimini olumlu yönde desteklediğini söyledi.</p>

<p>Certel, “Güçlü bir bağışıklık sistemi için dengeli beslenme, düzenli uyku, hareketli yaşam, hijyen kurallarına uyum, yeterli su tüketimi, zamanında yapılan aşılar ve sağlıklı bir aile ortamı büyük önem taşıyor. Bu alışkanlıkların erken yaşta kazandırılması, çocukların daha sağlıklı bir geleceğe adım atmasına katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/cocugunuzun-bagisikligini-guclendiren-7-adim</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 22:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/my/25-7/cocugunuzun-bagisikligini-guclendiren-7-adim.png" type="image/jpeg" length="50502"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz Aylarında Bu Hata Sistit Riskini Artırıyor!]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yaz-aylarinda-bu-hata-sistit-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/yaz-aylarinda-bu-hata-sistit-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sıcak hava, yetersiz sıvı tüketimi, deniz ve kumla temas ile hijyen sorunları, özellikle kadınlarda sistit vakalarının artmasına yol açabiliyor. Üroloji Uzmanı Op. Dr. Egemen İşgören, tekrarlayan enfeksiyonların altında yatan nedenlerin mutlaka araştırılması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklık, yetersiz sıvı tüketimi, deniz ve kumla temas ile hijyen koşullarındaki zorluklar, idrar yolu enfeksiyonlarının daha sık görülmesine neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda yaygın olarak görülen sistit, doğru tedavi edilmediğinde böbreklere kadar ilerleyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p>

<p>Memorial Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Egemen İşgören, yaz aylarında artış gösteren sistit vakalarına karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>

<h2><strong>Her 10 Kadından Yaklaşık 6’sında Görülüyor</strong></h2>

<p>Sistitin idrar yolu enfeksiyonları arasında en sık rastlanan rahatsızlıklardan biri olduğunu belirten İşgören, hastalığın her 10 kadından yaklaşık 6’sında görülebildiğini söyledi.</p>

<p>İşgören, “Doğru bir tedavi programıyla şikâyetlerden kurtulmak mümkündür. Ancak tedavi edilmezse enfeksiyon böbreklere yayılabilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle tekrarlayan sistitlerde altta yatan sebepler mutlaka araştırılmalı ve tedaviye devam edilmelidir” dedi.</p>

<p>Sistitin genellikle idrar yaparken ağrı ve yanma, sık idrara çıkma, alt karın bölgesinde rahatsızlık ve bazı durumlarda idrarda kan görülmesi gibi belirtilerle ortaya çıktığını ifade eden İşgören, kadınların anatomik yapıları nedeniyle hastalığa erkeklerden daha yatkın olduğunu kaydetti.</p>

<h2><strong>Bilinçsiz İlaç Kullanımı Enfeksiyonun Tekrarlamasına Yol Açıyor</strong></h2>

<p>Sistitin mikrobik ve mikrobik olmayan türleri bulunduğunu aktaran İşgören, mikrobik sistitin ani başlayan akut enfeksiyonlar veya uzun süre devam eden tekrarlayan enfeksiyonlar şeklinde görülebildiğini belirtti.</p>

<p>Uygun antibiyotiğin yeterli süre kullanılmamasının ve hekime danışılmadan ilaç alınmasının tekrarlayan sistitin en önemli nedenleri arasında bulunduğunu vurgulayan İşgören, “Hastaların şikâyetler başlar başlamaz bilinçsiz şekilde ilaç kullanması, enfeksiyonun tekrarlamasına neden olabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tekrarlayan sistitin altında idrar yollarında taş veya tümör, mesanenin çalışma bozuklukları, idrar kaçağı, prostat büyümesi, mesane sarkması, idrar yollarında darlık ve işeme bozuklukları gibi farklı sağlık sorunlarının bulunabileceğini belirten İşgören, kronik kabızlık, menopoz, bazı doğum kontrol ilaçları ve vajinal enfeksiyonların da risk oluşturabileceğini söyledi.</p>

<h2><strong>Ağrılı Mesane Sendromunda Antibiyotik Etkili Olmuyor</strong></h2>

<p>Mikrobik olmayan sistitin “Ağrılı Mesane Sendromu” olarak adlandırıldığını ifade eden İşgören, bu hastalıkta mesane çeperinin kalınlaştığını ve mesanenin çalışma kapasitesinin azaldığını belirtti.</p>

<p>Hastalarda sık idrara çıkma, gece tuvalete kalkma ve idrar hissedildiğinde göbek altında ağrı görülebildiğini kaydeden İşgören, ağrının idrar yaptıktan sonra hafiflediğini söyledi.</p>

<p>İşgören, “Bu hastalığın nedeni bakteriler olmadığı için antibiyotikler fayda sağlamaz. Uzun süreli ve tekrarlayan şikâyetlerde uzman değerlendirmesi gerekir” dedi.</p>

<h2><strong>İdrar Kültürü Yapılmadan Antibiyotik Kullanılmamalı</strong></h2>

<p>Tekrarlayan enfeksiyonlarda taş hastalığı, tümör, prostat hastalıkları, idrar yollarında tıkanıklık ve mesanenin çalışmasını etkileyen sinir sistemi sorunlarının araştırılması gerektiğini belirten İşgören, enfeksiyona neden olan asıl sorunun tedavi edilmemesi halinde sistitin yeniden ortaya çıkabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şikâyetler başladığında idrar kültürü yapılması gerektiğini vurgulayan İşgören, antibiyotik tedavisine kültür örneği alındıktan sonra başlanmasının önem taşıdığını ifade etti.</p>

<h2><strong>Bol Su Tüketilmeli, İdrar Bekletilmemeli</strong></h2>

<p>Sistitten korunmak için özellikle su olmak üzere bol miktarda sıvı tüketilmesi gerektiğini belirten İşgören, idrar yapma ihtiyacının ertelenmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Tuvalet temizliğinin önden arkaya doğru yapılmasının bakterilerin idrar yollarına ulaşmasını engellemeye yardımcı olduğunu ifade eden İşgören, enfeksiyona yatkın kişilerin banyo yerine duşu tercih edebileceğini kaydetti.</p>

<p>Genital bölgenin sert sabunlarla veya tahriş edici ürünlerle temizlenmemesi gerektiğini belirten İşgören, cinsel ilişkinin ardından mesanenin boşaltılmasını ve su tüketilmesini önerdi.</p>

<p>İşgören, “Genital bölgede deodorant spreyleri veya hijyen ürünleri kullanmaktan kaçınılmalıdır. Yaz aylarında bu basit önlemlere dikkat edilerek sistit riski önemli ölçüde azaltılabilir. Şikâyetler tekrarlıyorsa gecikmeden bir üroloji uzmanına başvurulmalıdır” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yaz-aylarinda-bu-hata-sistit-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/my/25-7/yaz-aylarinda-sistit-riski-artiyor.jpg" type="image/jpeg" length="81782"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüksek Tansiyon Böbrekleri Sessizce Tehdit Ediyor]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yuksek-tansiyon-bobrekleri-sessizce-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/yuksek-tansiyon-bobrekleri-sessizce-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik, yüksek tansiyon ve diyabetin böbrek sağlığını tehdit eden başlıca riskler arasında yer aldığını belirterek, erken teşhis ve düzenli kontrollerin böbrek yetmezliğini önlemede büyük önem taşıdığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Böbrek hastalıkları toplumda giderek daha sık görülürken, yüksek tansiyon ve diyabet başta olmak üzere birçok risk faktörü böbrek sağlığını tehdit ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Medicana Bursa Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik, erken teşhis, düzenli sağlık kontrolleri ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının böbrek fonksiyonlarını korumada önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<h2><strong>Böbrekler Tüm Vücudu Etkiliyor</strong></h2>

<p>Böbreklerin yalnızca idrar üreten organlar olmadığını vurgulayan Çelik, organların vücuttaki su ve tuz dengesini sağladığını, kan basıncını düzenleyen hormonları kontrol ettiğini ve toksik maddeleri uzaklaştırdığını söyledi.</p>

<p>Çelik, “Böbreklerimiz birçok hayati görevi yerine getirir. Bu nedenle böbrek sağlığındaki bozulma tüm vücudu etkileyebilir” dedi.</p>

<h2><strong>Yüksek Tansiyon ve Böbrek Hastalığı Birbirini Tetikliyor</strong></h2>

<p>Yüksek tansiyon ile böbrek hastalıkları arasında çift yönlü bir ilişki bulunduğunu belirten Çelik, kontrolsüz hipertansiyonun zamanla böbreklerdeki ince damar yapısını bozabileceğini ifade etti.</p>

<p>Böbrek fonksiyonlarının azalması halinde vücuttaki su ve tuzun yeterince uzaklaştırılamadığını kaydeden Çelik, bu durumun kan basıncının yükselmesine neden olduğunu söyledi.</p>

<p>Çelik, “Böbrek hastalığı ile hipertansiyon birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturur. Tansiyon yükseldikçe böbrek daha fazla zarar görür, böbrek fonksiyonları azaldıkça da tansiyon kontrolü zorlaşır” ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>Risk Grubundakiler Düzenli Kontrol Yaptırmalı</strong></h2>

<p>Diyabet hastaları, 40 yaş üzerindeki bireyler, ailesinde böbrek hastalığı bulunanlar ve uzun süredir hipertansiyon tedavisi gören kişilerin düzenli kontrollerini yaptırması gerektiğini belirten Çelik, kronik böbrek hastalığının basit tetkiklerle erken dönemde tespit edilebileceğini söyledi.</p>

<p>Çelik, “Basit bir kan tahlili, idrar incelemesi ve tansiyon ölçümüyle kronik böbrek hastalığını erken dönemde belirlemek mümkündür” dedi.</p>

<h2><strong>Her Hastaya Aynı Diyet Uygulanmamalı</strong></h2>

<p>Böbrek hastalıklarında beslenmenin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Çelik, her hastaya aynı beslenme programının uygulanamayacağını ifade etti.</p>

<p>Beslenme planının hastalığın evresine, kan tahlillerine, kullanılan ilaçlara ve eşlik eden hastalıklara göre hazırlanması gerektiğini belirten Çelik, aşırı tuz tüketiminden kaçınılmasını ve hazır gıdaların sınırlandırılmasını önerdi.</p>

<p>Bazı hastalarda protein, potasyum veya fosfor tüketiminin sınırlandırılabileceğini kaydeden Çelik, internetten edinilen diyet listeleri yerine hekim ve diyetisyen önerilerine uyulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Doğru beslenmenin tansiyon kontrolünü kolaylaştırdığını, ödemi azalttığını, kemik sağlığını desteklediğini ve yaşam kalitesini artırdığını dile getirdi.</p>

<h2><strong>Böbrek Hastalıkları Yaş Seçmiyor</strong></h2>

<p>Böbrek hastalıklarının yalnızca ileri yaşlarda görüldüğü düşüncesinin yanlış olduğunu belirten Çelik, her yaş grubunun farklı risklerle karşı karşıya bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Çocuklarda doğumsal böbrek ve idrar yolu anomalileri, enfeksiyonlar ve genetik hastalıkların öne çıktığını ifade eden Çelik, genç erişkinlerde böbrek taşları ve glomerül hastalıklarının daha sık görülebildiğini kaydetti.</p>

<p>Orta yaş döneminde diyabet ve hipertansiyonun, ileri yaşlarda ise kalp-damar hastalıkları, uzun süreli ilaç kullanımı ve yaşlanmaya bağlı fonksiyon kaybının böbrek hasarı riskini artırdığını belirtti.</p>

<p><img alt="Yüksek Tansiyon Böbrekleri Sessizce Tehdit Ediyor-1" class="detail-photo img-fluid" height="576" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/my/25-7/yuksek-tansiyon-bobrekleri-sessizce-tehdit-ediyor-1.jpg" width="999" /></p>

<h2><strong>“Böbreklerinizi Korumak Sizin Elinizde”</strong></h2>

<p>Böbrek sağlığının korunması için tansiyon ve kan şekerinin kontrol altında tutulması gerektiğini vurgulayan Çelik, düzenli egzersiz yapılmasını, tuz tüketiminin azaltılmasını ve ideal kilonun korunmasını önerdi.</p>

<p>Çelik, “Sigaradan uzak durulması, ilaçların doktor önerisine göre kullanılması ve gereksiz ilaç tüketiminden kaçınılması hem kalbi hem de böbrekleri korur. Böbrek hastalıkları yaş seçmez. Erken teşhis ve doğru takip sayesinde böbrek fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/yuksek-tansiyon-bobrekleri-sessizce-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/my/25-7/yuksek-tansiyon-bobrekleri-sessizce-tehdit-ediyor.png" type="image/jpeg" length="38358"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Deniz Keyfi Kabusa Dönmesin]]></title>
      <link>https://www.hamlegazetesi.com.tr/deniz-keyfi-kabusa-donmesin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hamlegazetesi.com.tr/deniz-keyfi-kabusa-donmesin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Deniz ve havuz sezonunda dış kulak enfeksiyonu ile kulak mantarı vakaları artıyor. Uzmanlar kulak çubuğu kullanımına karşı uyarırken, tatil öncesi KBB kontrolünü öneriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında deniz ve havuz kullanımının artmasıyla birlikte dış kulak enfeksiyonları ve kulak mantarı vakalarında da belirgin artış yaşanıyor. Uzmanlar, özellikle kulak çubuğu kullanımından kaçınılması ve kulakta oluşan tıkanıklığa bilinçsizce müdahale edilmemesi gerektiği konusunda uyarıyor.</p>

<p><img alt="A W752743 03" class="detail-photo img-fluid" height="952" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/ge/a-w752743-03.jpg" width="1280" /></p>

<p>Denizli Devlet Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ünsal Ayça Vergili, kulak kirinin (serumen) dış kulak yolunu bakterilere karşı koruyan doğal bir bariyer görevi gördüğünü belirtti. Yaz aylarında su ve nemin etkisiyle bu koruyucu tabakanın işlevini kaybettiğini ifade eden Vergili, özellikle kirli havuz ve denizlerde bakterilerin kolayca enfeksiyona neden olabildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kulak egzaması, kuruluk ve pullanma gibi sorunları bulunan kişilerde enfeksiyon riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Vergili, nemli ortamın mantar enfeksiyonlarının oluşumunu da kolaylaştırdığını vurguladı. Diyabet hastaları ile vücudunun farklı bölgelerinde mantar enfeksiyonu bulunan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini belirten Vergili, dış kulak enfeksiyonlarının şiddetli ağrı, kaşıntı, hassasiyet ve ilerleyen vakalarda işitme kaybına kadar varabilen sorunlara yol açabileceğini ifade etti.</p>

<h2><img alt="A W752743 01" class=" detail-photo img-fluid" height="858" src="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/ge/a-w752743-01.jpg" width="1280" /></h2>

<h2><strong>Tatil öncesi KBB kontrolü önerisi</strong></h2>

<p>Tatil öncesinde sık sık kulak enfeksiyonu yaşayan kişilerin Kulak Burun Boğaz uzmanına muayene olması gerektiğini belirten Vergili, kulakta tıkayıcı düzeyde kir bulunuyorsa temizlenmesinin önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Kulakta su birikmesi veya tıkanıklık hissedildiğinde kulak çubuğu ya da benzeri cisimlerle müdahale edilmemesi gerektiğini hatırlatan Vergili, bir sağlık kuruluşuna ulaşana kadar doktor önerisi doğrultusunda gliserin kullanılabileceğini belirtti. Ayrıca kulak egzaması bulunan kişilere deniz ve havuzda kulak tıkacı ile bone kullanmaları tavsiye edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hamlegazetesi.com.tr/deniz-keyfi-kabusa-donmesin</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hamlegazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/hamlegazetesi-com-tr/uploads/2026/07/ge/adsiz-tasarim-24-1.png" type="image/jpeg" length="53858"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
