Nehir

Bu haber 05 Kasım 2019 - 10:41 'de eklendi ve 755 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

“Bir damlaydı yaratıldığında insan. O damla bir kainattı aslında. O damladan su, toprak, hava ve ateş içerisinde insanı dokudu. İnsan bütün dünya onun üzerine dönüyordu. İnsan olmanın hikmetinde ateşlerden geçip suyun sırrına ermek vardı. Onca farklı dünyalara rağmen hepsi bir nehirde buluşuyordu. İnsanlık nehrinde.

“Kardeş
İster bu şehirde, ister o şehirdesin
İster ovada, ister dağ aşırı köydesin
İster bu fikirdesin, ister şu fikirde
İster bu taraftasın, ister şu tarafta
Unutma; hepimiz bir’iz
Hepimiz bir nehir’iz
Sanmayın ki ayrıyız”

Sabahat Emir

Edebiyatımızın müstesna kalemlerinden Sabahat Emir’in yıllar sonra bir romanı yayınlanacağını duyunca heyecanlandım. İnsanımızı Türkçe’nin kendine has dokusuyla en latif haliyle anlatan yazarımızın hikâyelerini, yazılarını okumayı özlemiştik. Çünkü bir yazının oluşumundan, dilimizin inceliklerinin o yazıda nasıl dokunacağını onun kitaplarından öğrenmiştik. Bir yazının hem mana, hem üslûp dokusunda şekillenmesinin esaslarını bir başucu eserle dile getirmişti Sabahat Emir: “Örnekleriyle Kompozisyon Yazma Sanatı” Lise yıllarımdan beri bu kitap her daim kılavuzum olan eserlerden biri olmuştur.

Akademik içerikli kitaplarındaki dilin latifliği, öze doğrudan dokunuşu hikâyelerindeki edebî lezzetle tamamlanıyordu. Sabahat Emir az ama öz eser veren yazarlarımızdan biridir. Oysa ki onun eserlerinin değerini Ümit Meriç onu anlatırkenki ifadelerinde çok güzel vurgular : “Sabahat Emir için yazmak tanrı tarafından kendisine bahşedilen bir görevdir. Okunup okunmadığıyla hiç ilgilenmez, o sadece yazmakla görevlidir.” Evet, Sabahat Emir nefesi yettiğince yazmalıdır.

“Bir Sepet Kiraz, Geceyle Gelen, Zamane, Ceviz Oynamaya Geldim Odana” adlı eserlerinde tattığım güzellikleri bulma hasreti ve heyecanı ile “Nehir” adlı romanını okumaya başladım. İlk sayfalardan itibaren bu eserin diğerlerinden çok farklı bir yerde, içerikte, üslûpta olduğunu fark ettim. Bir ömrün devri daimi yaşamış ve mânâyı hükmün tecellisine teslim etmiş olgunluğunda bir eser vardı karşımda. Eserin bütünlüğünde küçük bir nokta dışında, o da yazarın dışında tamamen bir basım hatasından kaynaklanan, Damla’nın seyrinde, temaşasında, zikrinde, değişiminde bizi kitabın sayfalarına adeta gömen bir yolculuğa çıkarmıştı.

Roman, bir su damlasının ummana yolculuğunu denizden, suyun kaynağına giden zirvelerden, nehirden aldıkları ile bu âleme verdikleriyle tamamlanıyordu. İnsan ki bir su damlasından kendini buluştaki ömür deminde bir tamamlanma seyrinde yaşıyordu. Yaşadığı acılar onun pişmesine bu dünyadaki varlık sebebini bulmasına sağlıyordu. Sabahat Emir’in kalemine aşkın damlasını katan rehber Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden Yaradan’ın kitabına yani kainat kitabına yol buluyordu. Nehir kitabının kainatı anlama çabasında sadece Mesnevî değil, Mesnevî’nin ilham verdiği Batı şahikasında yer alan eserler de eşlik ediyordu. Özellikle Goethe’nin “Hazreti Muhammed’in Nağmesi” adlı şiiri romana dünya penceresinden bakışın bir tasavvuruydu. Laotse, Nietzche ve diğerleri Batı’nın bu kaynaktan esinlenerek yazdığı eserlerle Nehir içinde yerini alıyordu.

İnsan, dünyada yaşadığı sürece temiz bir su damlası olarak başladığı yaşamına kendi iradesi ile yol veriyordu. Bu yol veriş aslında içindeki insana ulaşma, onun asıl gayesi olacak güzelliklere erme, güzelliklerde tamamlanmanın bir safhasıydı. Nehir romanında yazar “Su”yun kızlarını ateş ve toprağın hikmetleriyle besler. Su, ”Damla” isminde hayat bulur. Damla’nın gözünden hayatı anlamlandırırken büyükbabası Şahin Giray, büyükannesi Bal Sultan, aile dostları Mirza, gençlik aşkı Rüzgar, ebe ninesi Zehra, evlatlığı Mihriban ve ikizi Su ile tamamlanır hayatı.

Roman, Mesnevî’deki kamış misali bu su damlasının özünden kopup tekrar deryaya kavuşma faslıyla başlar. Sonra annesini çocuk yaşta kaybeden Şahin Giray’ın denizde kendini buluş hikayesi ile baş başa buluruz kendimizi. Şahin Giray’ın hayatına giren ona bir nevi mürşidlik eden dünya gezgini Balaban, ile Tayyar Kaptan dünya ile uhrevi alem arasında gider gelir. Okuduğu kitaplar yaşadıkları hayatının seyrini belirler. Yazar bu bölümlerde duyuş, seziş arasında özellikle Mesnevî’nin rehberliğine başvurur. Mevlânâ’nın Kurân’ı bir nevi tefsir ettiği Mesnevî Batı kaynaklı yazarlarında esinlendiği bir aleme götürür. Her iki alemi Batı ve Doğu farklılıkları içerisinde aynı nokta nazarıyla sentezler. İnsanın aşka yolculuğu Şahin Giray’ı çektiği acılar, yaptığı mücadeleler sonucunda tamamlar.

Şahin Giray’ın hikayesi torunu Damla’nın hikayesi ile romanın merkezine ulaşır. Çünkü bütün hikayenin gelişimi Damla üzerine kuruludur. Damla kendini bilme yaşlarında ailesi büyük bir kaza sonucu hayatlarını kaybeder. Hayatında sadece büyükannesi Bal Sultan ve dede dostu Mirza kalmıştır. Bu acı travmaya dönüşür. Damla uzun süre doğduğu, beslendiği kaynaklara dönemez. Zirveköy ve Vadiköy’deki yaşamdan senelerce uzak kalır. Psikolojik tedaviler görür. Müzik sayesinde çıkış yolu arar. Yıllar sonra büyükannesinin ölmeden yaptığı vasiyet üzerine doğduğu topraklara döner. Ve aslolan hayatı ile yüzleşir. Ve Nehir’e kavuşur.

Nehir ve hatıralar ile büyükbabasının hatıraları onun aslına döndürür. Uzun mücadelelerden sonra huzura kavuşur. Dünyayı doğanın sesi ile tamamlar. Ve burada müzik devreye girer. Doğanın içerisindeki alemden berzah alemine geçer. Damla ruhunun arayışlarında senfoniler, ilahiler basteler. Yazarımız insanın iç alemine yolculuğu türlü felsefi bakışlardan sonra sufi nazarla tamamlıyor. Her bir kahraman Mevlânâ’da, Yunus Emre’ye, Hacı Bektaş Velî’ye; Goethe’den Nietzche’ye alemde insanın varlığını, var olma gayesini sorguluyor. Neticede Damla’nın yolcuğu bir su damlasının seyrinde deryaya yani Hakk’a erişiyor.

Roman baskıdan kaynaklanan tekrarlarına ve de özellikle sonuç bölümündeki tekrarlarına rağmen son yıllarda yazılmış güzel kitaplardan biri. İçeriğin doluluğu, romanda senfonin  anlatıldığı bölümlerde yakaladığımız Türkçe’nin kullanımının zirveye ulaştığı tat, güzellik yazarın ustalığının yansımaları.

Ve okura yansıyanlar.. İllaki Mesnevî baş ucu kitabımız olmalı. Yaradan’ın kitabının yanında ruha rehberlik edecek Mesnevî!.. Nehir romanında ismiyle müsemma güzelliklere “insan” olmanın mertebesine eriştiğimiz an vasıl olacağız. Fırtınalardan geçeceğiz, kasırgalarda kavrulacağız, düşeceğiz yeri geldi yanacağız. Her bir sınavımızda Damla misali güçleneceğimiz. Sureta zayıf görünen insan esasında ne kadar güçlüdür. Ruhun özündeki mana sırdadır. İnsana rehberlik eden kainat ancak, insan aklıyla keşfedildiğinde nehir nehirliğinin, dağ dağlığının, deniz denizliğinin hakikatine erişir.

“Âlemi baştanbaşa kendinde gör. Varlığın son mertebesi olan insanı ilk ve son mertebe kıl. İki âlem onun hizmetçisi. İnsan kendi varlığıyla zahirdir.”

Sabahat Emir, Mesnevî ile noktayı koyuyor. Son nokta değil bu ardı sıra gelecek cümlelerin habercisi. Sabahat Emir, “Nehir” romanıyla hayat ve insan ikilisinin gayeye muktedir hikmetlerini paylaşıyor bizlerle. Aşkta, merhamette, çığlıkta, isyanda, sükunette, huzura erişte insanın geçirdiği aşamaları ruhun penceresinden aktarıyor. Bir damlanın varlığında deryanın sonsuzluğuna aktarılıyoruz. Umarım ikinci baskısında kitabımız nihaî bütünlüğüne kavuşur. Yazarımız nice güzel eserlerle ömür deminde biz okurlarına yepyeni ufuklar kazanmamıza vesile olur.

Son söz romanımızın kahramanı Damla’dan..

“İsmimin mânâsını yaşamaya zorluyor bu yaşam. Zirveye düşen kar tanesi, donmuş bir kristalin derin uykusu, ilkbaharda çözülüş, sayısız damlaların içinde tepelerden atlayış, vadiye ulaşma heyecanı, okyanusa ulaşma mücadelesi.. Yükseliş, yükseliş.. Bu gibi bir macera işte!..

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.