Muğlalının kabaran ayranını söndürmeyin!

Bu haber 31 Ağustos 2019 - 0:03 'de eklendi ve 1.599 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Malazgirt 948 yaşında… 30 Ağustos 97 yaşında..

Anadolu kapılarının Türkler‘e 26 Ağustos 1071 Malazgirt Savaşı ile açıldığı söylenir. Doğrudur, Malazgirt Zaferi sonunda Bizans ordusu dağıtıldı ve bu topraklarda Bizans varlığı sona erdi. Türkler bu zaferin ardından Anadolu içlerine akarak, Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerledi. Ancak Türkler; Yörükler bu coğrafyanın Karya Dağları‘nda, Troya Dağları‘nda dağlarında, yaylalarında konar göçer olarak zaten vardılar…

Ki Mustafa Kemal Atatürk‘e göre, Bizanslılardan önceki Karyalılar, Bizanslıların değil, bizim atalarımızdı… Troyalılar da öyle… Karya, Muğla; Troya da Çanakkale demek…

Karyalılar “Karca”, Troyalılar “Luvice” konuşur ve yazarlardı… Yunan değil, Anadoluluydular…

Mondros ve Sevr ile arkasına İngilizleri ve Fransızları alıp Anadolu‘ya yeniden gelme cesareti gören o Bizans‘ın torunları Yunanlar, 30 Ağustos’ta da Mustafa Kemal Atatürk ve bu toprakların insanları tarafından bu topraklardan sökülüp atıldılar….

xx      xx      xx

Homeros‘un İlyada Destanı‘na göre, Yunan mitolojisinin güçlü figürlerinden biri olan Agamemnon, Miken Kralıdır. Tarih ve mitoloji sahnesindeki ününü, Truva (Troya) savaşı için dönemin en büyük ordusunu Ege Denizi‘nin Anadolu yakasına geçirmesine borçludur. Agamemnon‘un Truva Savaşı‘nda karşıya geçirdiği ordunun komutanlarından Akhilleus, Hektor‘u Zeus‘un kızı Savaş Tanrıçası Athena‘nın yardımı ve hileyle öldürmeyi başarmış ve Truva ortadan kaldırılmıştı.

Çanakkale İda, yani “Kazdağları”nda yaşayan Truva Prensi Hektor da bu savaşta kahraman oldu.

1915 Çanakkale Savaşı‘nda ‘Agamemnon‘ yoktu, ama boğazı geçmek isteyen İngiliz gemilerinden birinin adı ‘Agamemnon‘du… Seyit Onbaşı‘nın toplarıyla batırılmıştı… Nevar ki, İngilizleriçerlemiş olmalılar” ve Çanakkale‘de de Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa yoktur, yine bir ‘Agememnon‘ adını taşıyan zırhlı ile boğazları ellerini kollarını sağlayarak geçmiş ve 31 Ekim 1918‘de Mondros Mütarekesi bu zırhlıda imzalanmıştı… Ama; Çanakkaleli Hektor Fatih Sultan Mehmed’i ve Mustafa Kemal Atatürk’ü ‘Troya’ konusunda paydaş yapmıştı…

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul‘un Fethi’nden 9 yıl sonra 1462‘de Truva‘nın kalıntılarının bulunduğu yere gelerek “Hektor’un öcünü aldık” cümlesini kurarken, tüm bu bilgiler ışığında; 1913 yılında Truva‘nın kalıntılarını inceleyerek notlar almış olan Mustafa Kemal Atatürk, 1922 yılında Başkomutanlık Meydan Savaşı; büyük zaferden sonra İzmir‘e uzanırken yanındakilere ‘‘Truva’nın öcünü aldık’’ diyecektir…

26 Ağustos’ta Malazgirt’i ve Büyük Taarruz’u, dün Büyük Zafer’i kutladık… Kutlu olsun…

xx      xx      xx

İda‘da; Çanakkaleli Hektor‘un Kazdağları‘nda “Uluslararası Emperyalizmin” temsilcisi Kanadalı Şirketin altın arama çalışmaları devam ediyor… Son durum ne diye baktım;

9 Ağustos tarihli haberlerde “Kaz Dağları’nda Kanadalı Şirketin altın arama çalışmalarında kesilen binlerce ağaç için başlatılan Su ve Vicdan Nöbeti’nin konaklama faaliyetleri artık Balaban’daki kamp alanında yapılmayacak. Nöbet Komitesi, kampın Çanakkale şehir merkezinde sürdürülmesine karar verdi. Gerekçe olarak; yangın riski, can ve mal güvenliği gösterildi.” diye yazıyordu.

Sadece “bianet” te 21 Ağustos tarihli bültende “Kaz Dağları Nöbetçileri: Burayı Terk Etmiyoruz” başlığı ile şu haber verilmiş:

Kanadalı Alamos Gold şirketinin doğa kıyımına devam ettiği Kaz Dağları’ndaki nöbetle ilgili ‘sona erdi’ şeklindeki iddialara, dağın eteklerinde kalmaya devam eden çevre savunucularından açıklama geldi. ‘Kazdağları nöbetçileri olarak, nöbetin 27. gününde, Kirazlı Balaban mevkiinde nöbete devam ettiğimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz’ denilen açıklama şöyle devam etti: ‘Madencilik faalyetinin devam ettiği, yeni katliamların yapıldığı Balaban eteklerini terk etmeyi doğru bulmuyoruz. Ülkemizden ve dünyanın diğer bölgelerinden gelen doğa dostlarıyla bu katliamı kınıyor ve kınamaya devam ediyoruz. BİANET

xx      xx      xx

Biz Muğla‘dan sadece “Kazdağları’ndan elinizi çekin” diyebilirken; Milas/Bafa Gölü kıyısında Herakleia (Latmos) antik kentinin doğal güzellikleriyle çevrili Ilbıra Dağı‘nda ikinci tür değerli taş olarak değerlendirilen ve sadece Milas‘ta çıktığı belirtilen “Zultanit” madeni işletmesi için ‘Milenyum Madencilik‘e nasıl ruhsat verildiğini anlamaya çalışıp, Yatağan‘ın kuşuçumu hem Stratonikeia‘ya, hem de Müzik Tanrısı Apollon‘a flütüyle kafa tutan Marsyas‘ın, ilginç kaya oluşumları ile dikkat çeken Çine (Marsyas) Çayı‘na komşu Turgut ve Gökbel Köyleri‘nin Termik Santralın kömür, su ihtiyacı tasallutunu seyrederken, dünyada benzeri olmayan Karabağlar Yaylası‘nda MTA‘nın sondajı ile karşı karşıya kaldık…

Hafta başında Muğla, belki de kimsenin beklemediği bir tavır sergiledi!

Ilbıra ile iki milletvekilinin soru önergesi dışında, bir avuç Milaslı ilgilenirken, Yatağan ile son zamanlarda Gökbel Köylülerinin söylenmeye başlamalarını saymazsak, Muğla‘nın çevrecileri ile ilçe dışından duyarlı insanlar ve akademisyenler ilgi gösterdi. Öyleki rahmetli Saynur Gelendost kadar mücadele veren Yatağanlı olmadı… Yatağanlıları daha çok “özelleştirmeye karşı” direnişte gördük…

Ama Muğla il merkezi öyle mi? Sağcısıyla solcusuyla bütün Muğla (Menteşe) ayağa kalktı! Coğrafyanın kendi insanı coğrafyasına sahip çıktı.. Sondaj daha tam olarak başlamadan durduruldu…

xx      xx      xx

Menteşe Kent Konseyi‘nin çağrısıyla insanlar Çarşamba günü Düğerek‘te toplandı. Belediye başkanları, İstanbul milletvekili dostları ve Menteşe Kent Konseyi Başkanı konuşma yaptı. Yatağanlı kadınlar da konuştu. Bu doğru ve olması gereken bir toplantıydı… Ancak ben iki noktayı anlamakta güçlük çekiyorum.

Sondaj durdurulmuş, orada polisten başka kimse kalmamış… Toplantıdan sonra oraya yürüyüşün anlamı neydi? Menteşe Kent Konseyi bunu “CHP’lilerin dışındakiler gelmesin” diye mi yaptı? Bana göre son yıllarda Muğla‘nın ili ve herkesimi temsil eden en güçlü çevre hareketi MUÇEP, neden Kent Konseyi’nin gölgesinde kaldı. Çırak mı çıkarıldı? MUÇEP‘in bu konuda bir tepkisi, sözü yok, ama ben gönlümden, fikrimden geçeni söylüyorum;

Menteşe Kent Konseyi’nin (varsa) ‘Çevre Komisyonu’ ile MUÇEP’in birleşeni olması gerekirken, MUÇEP’in Kent Konseyi’nin birleşeniymiş gibi muamele yapılması doğru olmasa gerek…

Daha öncede yazdım. O toplantıya bende gidecektim. Durupdururken “Yürüyüş” eklenince gitmedim. Çünkü hala “o noktada” değiliz!.. Toplantı elbette yapılmalıydı. Orada Kent Konseyi ve MUÇEP’in de içinde yeraldığı bir “Karabağlar İzleme Kurulu” oluşturulup, Enerji Bakanlığı‘nı ‘Karabağlar’dan vazgeçildiğine‘ dair bir açıklama yapmaya çağıran deklerasyon yayınlanmalı ve “teyakkuza” geçilmeliydi…

xx      xx      xx

Bu yapılmadığı gibi, “ayranı kabarmak” dediğimiz; “Muğla’ya has refleks” ile ortaya çıkan “Muğla Tepkisi”nin sürekliliğini sağlayan bir tutum sergilenmediği gibi, sanki “Karabağlar’a sahip çıkma cephesi”nin yerini “CHP-AK Parti saflaşmasının” almasına seyirci kalındı… Bir “duruş” heba edildi, ediliyor… Oysa Karabağlar Yaylası orada bir karış toprağı da olmasa her kesimiyle bütün Muğlalılar için vazgeçilmez bir değer… Orası insanları ayrıştıran, hemaset ve acitasyon yapılan bir yer haline getirilmemeli..

Belki de “abartıyorum”, ama umarım bu olumsuz görüntüler, pazertesi günü yapılacak ‘forum‘da giderilir…

Elbette “tehlike” geçmiş değil ve elbette bakanlık tarafından yapılan açıklama yeterli değildir ve “yeniden değerlendirilecek” ifadesi de manidardır. Ancak “teyakkuza” geçilirken, bu sadece “CHP’lilerin meselesidir” veya “Bu hepimizin meselesidir, ama peşimize takılın” anlayış ve tavrına da girilmemelidir.

Menteşe Kent Konseyi Başkanı Vehip Keskin’in “02.09.2019 Pazartesi saat:18.00’de Konakaltı Kültür Merkezinde Muğla halkının ve tüm tarafların katılacağı bir forum düzenlenecektir. Tüm halkımızı bekliyoruz” çağrısıyla tüm halkımız oraya gelmez… Bu çağrıyı “partiler üstü” bir kurul yapmış olsa veya en azından MUÇEP öne çıkarılabilseydi; o “Muğla’ya has refleks” sürdürülebilirdi…

xx      xx      xx

Doğrusu bu forumdan ne çıkacak çok merak ediyorum… İnşallah, “Büyük Zafer”e giden yolda “Kocahan Mitigi”nde olduğu gibi, “Muğlalı refleksine” uygun bir şey çıkar…

İlgili bakanlıktan, AK Parti Milletvekilleri‘nden pazartesiye kadar daha ‘net ve kesin‘ bir açıklama yapılıp yapılmayacağını da merakla bekliyorum.

Lütfen AK Parti İl Başkanı Kadem Mete‘nin Fethiye Körfezi ile ilgili takındığı ve sondaj ile ilgili kamuoyu açıklamasında “Üzülerek gördük ki, Fethiye Körfezi’ndeki doğa katliamına ve çevre felaketine sebep olan anlayış tarafından bir algı operasyonu yapılarak Muğlalı hemşerilerimizin dikkati başka yöne çekilmeye çalışılmıştır” ifadesiyle somutlaşan bir “gerilim, kaos” anlayışı sergilemeyin…

Bunun ne yapana, ne de Muğla’ya yararı yok…

——————————                                                    ——————————

GÜNÜN SÖZÜ: “Bir başkadır memleketim.. Toprağına, dağına, taşına ölürüm..” ezgilerini tersten alıp, “Toprağını, dağını, taşını öldürürüm” diyenlerin eline kaldık…

ÇİVİ

Yörük Ali Efe’nin Kurtuluş Savaşı’nda “karargah” olarak kullandığı tarihi yapı satılıkmış. Arkadaşım “Bu tür yapılar yerel yönetim tarafından neden istimlak edilmez?” dedi.

Beni Bi Gülmek Aldı: )))))

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Reşat Öztepe 31 Ağustos 2019 / 13:04

Gocuman ;Yazınızı okudum. Malüm’ün ilanı gibi oldukça seviyeli bir yazı. Karabağlar yaylamız ; ne zaman müteveffa Evren’in adım attığı tarih vardır ya, o tarihten beri gerçek kimliğini kaybetmeye başlamıştır.Her şeye rağmenbu an’ı bu Hali korumak bizlere düşüyor. Dünya da eşi benzeri varmıdır bilemem amma Dünyaca ünlü olduğundan şüphem yok. sevgi ve saygı.